Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

“Sevinca nenenizi gaçırttım gendini”

Ali Atamer: Raziye Hanım çocukluk, gençlik yılların nasıl geçti?

R.B: 1939’da Akıncılarda doğdum.13 yaşında ilkokulu bitirdikten sonra ortaokula gittim. Ama bir buçuk gün gidebildim okula. Çünkü anneme dedim ver bana 5 şilin da kitap alacam hem da penna dedim gendine. Ama demez olaydım. Annem yüksek sesle dedi bana, “otur gızım evde nakış işleyesin da paramız yoktur okutalım seni. Baban çalı taşır da geçinirik seni nasıl okutacayık”.. E annem öyle deyinca, biz da aldık elimize iğne ipliği başladık yastıcıkların üstüne iğneynan örnek çizmeye. Hep gızlar bir olurduk boş zamanlarımızda da ayak oyunu oynardık. Napacaydık zaten kız evladı. Eskiden fakirlik vardı ama herkes mutluydu.
İ.B: Doğum tarihimi hatırlamam. Ben da gençlik dönemimde hayata atıldığımda üzüm satardım, çalı satardım öyle geçti yıllar. Kazandığım paraları babam aldığı için elimden, saklardım paraları biri görmesin. Bu paralarnan ilgili bir hikayecik anlatayım size da dinleyin. 18-20 yaşlarındayım her zaman ki gibi kazandığım paraları sardım bir çapıtcığın içine kodum kamışların arasına. Meğerlim o kamışları o gün babam satmış İngiltere’ye gidecek olan birine. Ben da nerden bileyim durumları. Akşamı babama söyledim ki gamışların içinde gitti paracıklar da. Bir gızdı bana üstüne bir da dayak yedim o da yetmedi attı beni evden. Halbuki o paraynan ben hayatımı gurtaracaydım.
R.B: Dedeni tanıdığımda bu yaşanan durumlardan dolayı parası yoğudu ama napacan gaçırınca beni bişey deyemedik.

Ali Atamer: Kız kaçırma hikayesini, hatırında kalan güzel anlarla bizimle paylaşır mısın?

R.B: Biz her zaman gız arkadaşlarımızınan toplanırdık da oyunlar oynardık. E, bu gördü bizi beğendi dikti gözü bize her gün takip eder beni. E hal öyle olunca dünürcü yolladılar. Ama ben istemediydim. Eskiden 2 eşşeği olana kör da olsa topal da olsa verirlerdi gızı. Ne gadar da itiraz etse gıccağaz zorunan giderdin gocaya. En nihayet gün ola harman ola 9 ay nişanlı galdık. Ondan sonra olanlar oldu. Başladı köyün bütün gençleri İbrahim dedenle alay etmeye. Yok nişanlını veriyorlar başka köyden birine, yok sen bu gızı alamaycan dediler gendine.  Tabii deden duyar bunları ateş püskürür. Böyle mayıs aylarıydı geldi gaçırttı beni. Ama dedikodular hep yalan. Gel da dedene laf anlat.
İ.B: Neneni gaçırdım çünkü çok severdim.

Ali Atamer: Kaçırma olayından sonra neler yaşandı?

R.B: En nihayet oğlum gaçırttı beni gendi evine. Gitti bu olayın üstüne 2 paket da lokum aldı ve bitti bu iş. Ondan sonra köyün muhtarı, azalar, gaynatam toplandı, horozlar bazlandı, yemeler içmeler oldu ve bizim düğün böyle oldu ve bitti. Ama ben hayata daha iyi bakan biriyle isterdim evleneyim. Ama deden da böyle yapınca ataman ya herifini. Kısmetti.

Ali Atamer: Birbirinizle rahat görüşüp buluşur muydunuz?

R.B: Dedeninan yolda belde görüşürdük. Eve girmek yoğudu, üstüme deymek da yoğudu.
İ.B: Ben çok özlerdim ama anda arada giderdim. Çok da hatırlamam o dönemleri.

Ali Atamer: Nikahı kıyınca görüşme yasağı ortadan kalktıydı herhalde?

R:B: 15 yaşında evlendim çoluk çocuğa garıştım da yaşım tutmazdı diye 2 yıl sonra gıydım nikahı. Babam annem vekil girdiydi da öyle gıyıldı horoz imam tarafından. Devlet nikahı horoz imama verildiği için o gıydı bize nikahı.

Ali Atamer: Ne işle meşguldünüz?

R.B: O zamanın döneminde hem üslerde çalışırdı, hem da yakacak getirirdi satardı köye. Bu arada dedenin lakabı da bodiri İbrahim’di. Çünkü o zamanlar içki üretirdik, zivaniya yağı çıkarırdık. Galdı gene bodiri. Geçimimiz eyiydi o zaman. Havlılar yakacak çalı doluydu satardık da geçinirdik napacaydın ya oğlum. Hem çocuklara bakardım bir tarafdan da çalışırdım.

Ali Atamer: Sosyal hayatınız, işten güçten vakit bulduğunuzda nasıldı?

R.B: Bizim hayatımız maceraynan, çalışmaynan geçti oğlum ne gezmesi ne tozması. Tek sinemaya giderdik. Çok severdik başrollerde bizidik. Deden sevmezdi sinemaya gitmeyi eltiminan giderdik. Akıncılar’da Ulus Sineması vardı. Fatma Girik’in “Namus Uğruna” diye bir filmi vardı çok eyi hatırlarım. Ona gittiydik bir keresinde. Ondan sonra İskele panayırına gittik bir gün dedeninan. El ele tutuştuk gezerik sokaklarda beraber. Baktım ansızın birileri düştü peşimize. Geldiler yanımıza ve sordular bize niye bu çocuğun ellerinden tutup da çeken gendini. İbrahim deden da dedi gennere siz karışmayın o benim eşimdir deyinca tabii inanmadılar bize da. Ben gızdım gennere da kapandı olay. Ondan sonra çıkmadık dışarı gezelim.

Ali Atamer: Bayramlarda da gezmezdiniz beraber?

R.B: Bayramlarda büyük bir kemerin içinde toplanırdık. Çalgılar, deplekler, defler çalar oynardık. Köy meydanına salıncaklar gurulur köyün genç kızları sallanırdık, beyit söylerdik. Erkekler da spor gulupunda eğlenirdi. Orak zamanı benim evde toplanıp fırını yakar bişi yapardık, zeytinli yapardık. Onları oturur sündürmede yerdik. Daha önceleri hayat bambaşkaydı. Sevgi-muhabbet vardı, birlik beraberlik vardı. Hani nerde şimdi.

Ali Atamer: Yaşadığınız bu güzel hayat savaş yıllarında bozulmadı değil mi?

İ.B: Askerliğim hep eşeklerinan su daşımaynan geçti. 3 tane tepe idare ederdim görevim buyudu.
R.B: Beni çok etkiledi. Askerlerin yemek gapları hep benim eve gelirdi. Nohut bişirirdim genlere alır giderlerdi. Bir taraftan çocuklar, bir taraftan askerciklere bakardım. Hiç unutmam bir gün askerciklerin komutanı geldi benim eve. Bir hışımınan girdi içeri ve dedi askerlere bir kere daha Raziye teyzemin evinde yemek yemeyceksiniz. Ona ezgi yaptırmaycaksınız dedi ve çıktı gitti. O günden sonra ne asker gördüm ne bişey.

Ali Atamer: Macera dolu 53 yıla neler sığdırdınız?

R.B: Acısıynan, tatlısıynan geçti bu 53 yıl. Gecelerimi gündüze, gündüzlerimi gecelere kattım ve hep hayatımı İbrahim’e bağışladım. Hayatımı bir ihtiyarıma bir da evlatlarıma adadım. Onlar benim hayatımın anlamı. Ama şimdi hayatımız gitti da bayatımız galdı. Bak be Ali sana açıklayım nerden nere nasıl geldik. İlk önce gülün üstünde tomurcuk olur. Sonra o tomurcuk olur gonca. Goncadan sonra da olur kokulu bir gül. En sonunda benim gibi pat bir yaprak gül, pat bir yaprak gül dökülürük. Benim hayatım “macera dolu Amerika” yazsam roman olur.
İ.B: Vallahi ben çok memnunum nenenden hem da çok.
R.B: Dedenin sarhoşluğunu çektim çok. Ürettiğimiz zivaniya yağlarını içer içer sarhoş olurdu, üstüne başına işerdi temizlerdim. Ertesi güne gadar yatır mamırlar da kalkar işe giderdi. Vallahi benim gibi adada yoktur. Misafir geleceğinde sabaha gadar hellimli yapardım, mayalardım çörek yapardım. Şimdiye bakarsan insanlığın dadı galmadı.

Ali Atamer: Sohbetimizin sonlarına gelirken bizlerle neler paylaşmak istersiniz?

R.B: Deden kıskanırdı. Golsuz birşey geydirmezdi bana. Ben hayatımda ya gırmızı ya yeşil golsuz elbise geymedim anam. Eskiden kıskançlık davası dayağınan biterdi. Erkek derdi hep benim dediğim olacak yoksa yerdin tokatı otururdun oracığa. Yok böyle şimdikiler gibi arabayı alır gezerler. Neysa Allah herkese bir yastıkta mutluluk versin barış-huzur versin. 1 yastıkta gocasınlar. Çok güzel maniciklerinan da bitireyim bu söyleşiyi: ‘’garanfilim mor meni, verem ettin sen beni. Nasıl verem olmayım eller sarıyor seni’’…