Ali Atamer: Bizler kısaca kendinizden bahseder misiniz?
N.K: Öncelikle hoş geldiniz sefa getirdiniz şeker oğlucuğum. Adım Nebile. Ben bura doğumluyum. 1931’de dünyaya geldim. Aralığın 12’sinde doğdum. Hasan Deden hep tutar gaydımızı kaç da ve nerde doğduk. Doğduğum evi hatırlattınız be çocuklar. Ben o evde büyüdüm.
H.K: Benim ismim Hasan. Eski adı Tiremeşe olan bu köyde doğdum. 1923’de ocak ayında dünyaya gelmişim.
Ali Atamer: Eski yaşantınıza dair neler anlatabilirsiniz?
N.K: Evlenene gadar tezgah dokudum. 2 tane tezgahımız vardı. Sabahtan akşama gadar dokuyacaydın. Öyleydi. Çok hoşuma giderdi. Ora bura gezmek yoğudu. Napacaydın. Geceleri birer gara lambacık gordun yanına onuynan gece iş yapardık. Ne günlerdi be. Babam çiftçiydi. Çok davarı vardı. Rumlarınan beraber yaşardık. Eyi gomşuluk yapardık genlerinan. Bir fenalığını görmedik yerimoların.
H.K: Ben çok mutluydum. Babamın yanında goyunlara giderdim. 3 sene de Lefke madeninde işledim. 13 yaşındaydım. Babamıza yardım ederdik. Okuma yoğudu çokluk. Otobüslerinan Şeher’e, İskele’ye giderdik. Hepeyi gezerdim. Nikahlımı da sonraları heryere götürdüm.
Ali Atamer: Hasan dayıcığım Nebile Hanım’ı nasıl tanıdın?
H.K: Zaten ikinci yeğenik. Analarımız istedi oldu.
N.K: Mahalleden geçerdi ben da görürdüm. Anladıydım bişeyler olduğunu. Ama ben daha çocuktum. Hatta Çocukken beraber oynardık.
H.K: Benim aklımda vardı. Sevdalandıydım gendine.
N.K: Eski adetlere göre dünürcülük oldu. 1 sene nişanlı galdık. Ama hiç bunları gomadık eve. Olmazdı ayıp dutarlardı. Bayramda bile gittiğimizde bunlara görmezdik birbirimizi. Şimdiki gibi değil yolda belde tanışırlar.
Ali Atamer: Şarkıda dediği gibi “Bir bakış baktın kalbimi yaktın” şeklinde başladı yani sizin evlilik serüveni…
H.K: Geçerdim evin önünden görürdüm gendini. O da beklerdi beni hanayın penceresinde bakışırdık.
N.K: Bakışlar yeterliydi. Başka bişey olamazdı. Sevdiydik birbirimizi. Nikah olduktan sonra bile yanımıza birini gorlardı da giderdik gideceğimiz yere. Büyüklerimizi dinlerdik napalım. Şimdikiler 1 saat bile ayrı galamaz. Biz çok sıkıydık.
Ali Atamer: Nikah töreni yaptınız mı?
N.K: Nikahı Camide hoca gıydı. Beni da onardılar böyle güzel güzel ve kapadılar mutfağa. Köyde bir amcamız vardı. Köyün ileri gelenlerindendi. 3 kere sordu bana kapının ardından “tarafından kefil olayım nikahını gıyayım mı?”. Ben da “evet” dedim. O saat aldılar lokumları, hasan dayınızı da gittiler camiye ve gıydılar orada. Ben te gocamı yüzükleri dakdığımızda gördüm. O da geldi oturdu yanıma. Herkes da bize bakar. Ondan sonra tabii yavaş yavaş alıştık birbirimize.
H.K: Ondan sonra hiç boşlamadı beni. Sevdiydim. Güzel hanımdı. Köyün en güzel gızıydı.
Kıbrıs: Anladığımıza kadarıyla sıkı günlerin acısını gezerek çıkardınız…
H.K: Nere istersa götürdüm gendini. Te İskele’ye gadar bisikletinan gezerdik. Sinemalara giderdik. Rum köyü olan Kiracı köyü vardı. Ay da bir Türk filmi gorlardı. Biz da izlemeye giderdik.
N.K: Daha güzeldi o günler. Herkesin birbirine garşı sevgisi saygısı vardı. Özlem vardı. Daha mutluyduk. Şimdi geçti bizden oğlum.
Ali Atamer: Eski örf-adetler göre yapılan dillere destan düğünlerden bahsedebilir misiniz?
N.K: Gelinin çeyizini alırdık. Ev döşeninca hoca gelir yazardı deftere. Eğer ayrılırsaydın gocandan geri alasın onları diye defter dutarlardı. Erkek tarafı da ev yapardı. Mecburdu. Şimdi oturduğumuz evi yaptık. Gelin güveyi olduk 3 gün 3 gece. Eskiden ilahilerinan evlenirdin. Camiden güveyi çıkarkan bir tarafına erkek tarafından, bir tarafına gız tarafından biri girer, mumlar dutularak, ilahiler söylenerek eve gelinirdi. Sarı sarı mumlar. Hep yollar ışıl ışıl. Güveyi eve girmeden sorarlardı “gaynatasına ne verecen bu çocuğa” diye. Hatırlarım babam da dediydi “ev yaptım gendine e bir da davar vereyim tamadır” dedi.
Ali Atamer: Kına gecesi yaşadıklarınızı da anlatabilir misiniz?
N.K: Sabaha gadar otururduk. Saat 5’den evvel kına yakılmazdı. Kına gonulan her parmacık için çalgı çalarlardı. Memedalilerdi düğünü yapan.
H.K: Zeybekler, karşılamalar ve arabiyeler çalınırdı. Onlar aslında gavede çalardı. Bir da işte gına yakılırkana. Öyle müzikler çalardı ki 3 gün insanın gulaklarında galırdı.
N.K: Gına yakılırken bir da beyit söylenirdi. “ Yar gidişi gidişi, gelinin altın dişi, kınanız mübarekli, hazırlayın bahşişi”. Sabah kına komaya yakın çalınan havaları bunlardı. Gelin lazımıdı yatmasın o gece. Benim anneminan güveyinin annesi palaz ayıklardı da yedirdilerdi bize ki muhabbetli geçinelim. adetlerimiz böyleydi.
H.K: Ben da gendim berberde tıraş oldum. Nenenizi da İskele’li Ayşe Hanım gelin ettiydi.
Ali Atamer: Hasan dedemizin köyün çapkın deliganlısı olduğunu duyduk…
N.K: Bir ciracık vardı her gün ona giderdi. Velesbitini kapının önüne gordu girerdi içeri. Ama daha ben yoğudum hayatında. Gerçi ben bilir görürdüm ama elimden bişey gelmezdi. Ben da derdim napar her gün bu ciracığın evinde. Meğerlim işi bişirdiydiler.
Ali Atamer: Birbirinize karşı duygularınızı nasıl belli ederdiniz?
N.K: Dedenizin bir bakışı vardı ondan anlardım ki beni severdi. Ben da gülümserdim gendine ki garşılık olsun. Şimdikiler gibi canım gülüm yok.
H.K: Ben yeniden dünyaya gelsen eski zamanda yaşamak isterdim ve Nebile’yle evlenmek isterdim.
N.K: Ben da.
Ali Atamer: Bir yastıkta 60 yıl, dile kolay…
N.K: Ben sizi çok sevdim. Gene gelin kapılar açıktır. Eskileri da gonuştuk. Hep aklıma gelir be oğlucuğum 60 sene nasıl geçer. Şaşar galırım.
H.K: Biraz olsun yaşatalım tarihimiz kültürümüzü.
N.K: Çocuklarımın gaylesini çekerek geçti vallahi. Besledim okuttum. Gelin güveyi ettim. Nesterim daha. Dedenla da çok iyi geçti. Bir tokat bile vurmadı. Ama sinirliydi. Gaveye gider gelir sanki o adam değil.
H.K: Bazı sert gonuşurdum gendine o gadar. Gücüne giderdi. Ondan sonra barışırdık.
N.K: İlk defa olarak geçen sevgililer günü çiçek getirdi bana. Ben da dedim hayırdır. Gönlünden kopmuş meğerlim. Eskiden almazdı ama.
H.K: Zamanında bişey istemezdi. Zaten severdik diye birbirimizi gerek duymazdım. Şimdi içimden geldi aldım.
N.K: Hasan dedeniz çok iyi bir eş ve baba oldu. Her şeyi yaptık 60 senede.
































