Köşe Yazarları

Şenlik başlarken!








Öyle anlaşılıyor ki Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri 2004 Annan planı referandumunun bir tekrarı  olacak.




Yani bir kez daha “Devletçilerle Federasyoncular” karşı karşıya gelecekler.



Bunun nedeni sadece “bizden” dediğimizce “Türk tarafından” kaynaklı değildir. Asıl neden Güney’deki Anastasiadis’in,  Kıbrıs sorununu   (sanki) dedesinden kalmış vasiyetini yerine getirme yükümlülüğünde görmesi  yada kendini buna mecbur hissetmesidir!

Yani ne? Yunanistan’a bağlı adalar yanı sıra  dışta kalan Kıbrıs’ı da bir Yunan adası olarak tescil edip bölgede büyük bir Helen egemenlik alanı” oluşturmak! Üstelik hem de  “doğal gazı” ile birlikte!

SEÇİME giderken “federasyoncuların” en büyük handikabı da  Rum’un bu siyasi tutumudur! Ki ayni Rum adadaki Türk tarafını hâlâ “yok” sayıyor!

(Her ne kadar Kuzey’deki bazı neo barış yanlıları.. Kendilerinden menkul hayalleriyle geriye dönüp bakmak gereğini bile duymadan.. Güney’in Annan planına “hayır” dediğine aldırmadan.. Beş on Rum’la tek çözümün “federasyon”  olduğunu iddia ediyorlarsa da… İlk fırsatta Rum tarafından ilk  kazığı yine bu kesim yiyecektir, tarih buna tanıktır!)

VE “Devletçiler” diyeceğiz. Ne var ki “başlığı” yazılıp okunuyorsa da bugüne kadar altını kimse doldurmadı! Hâlâ satırlar boş! Dolayısıyla bir toplumsal konsensüs de oluşturulmadı..

“Devletçilerin” en büyük handikablarından biri ise zaten “Devlet” olmamız! Ki 46 yıldır muradını göremedik! “İcraat “ adına neleri gerçekleştirdiysek bir sürse sonra “boş ve kof çıktılar!”

Sonuçta sık sık ne diyorum “Köşemden?” ”Devlet olduk ama olamadık!” Zaten gayret de göstermedik. İtiraf edelim Ankara’nın daha 1974’ün başında söylediği, “biz sizi yediririz de içiririz de giydirir kuşatırız da sırtarırız da…”

Diye diye bugünlere geldik ki ne yol var ne yolunda işler! Ne temizlik var ne tertip! Ne planlı imar iskân var ne tarım! Ne eğitim düzgündür ne sağlık! Ne turizmden bulduk umduğumuzu ne mantar gibi biten üniversitelerimizden…

YANİ diyorum mesela şimdilerde “BM’lerin artık Kıbrıs gerçeklerine uygun bir tutum izlemesi gerektiğinin” çağrısını yapan Sn. Başbakan Tatar ayrı Devleti savunurken, önümüze nasıl bir “Devlet modeli” koyacak?

Mesela bizatihi “Başbakanı” olduğu KKTC’i mi?

Bu seçimler belli ki çok civcivli geçecek çok!                                                                                                           *****

“DEPREM KORKUSU!” (VE TEDBİRLER KONUSU)

Ben bir “deprem çocuğuyum.” Doğduğum yıl daha kundakta iken Mağusa fena halde sallanmış. Babam beni kapar kapmaz dışarı fırlamış..

Uzun yıllar sonra “Baf” depremini de yaşadıktı. Hatırlamak için İnternete girdim Ooo! Unutmuşuz ama bayağı büyük bir felaket olduydu.

Baf 13 Eylül 1953 de sallandı.  Hem de 7 şiddetinde! Limaasol’da da  hissedildi. 63 kişi hayatını kaybetti. 200 kişi yaralandı. 4 bin kişi evsiz kaldı…

Baf debremi Mağusa’da hissedilmediydi. Ancak tam hatırlayamıyorum ama dört beş yıl kadar sonra Mağusa’da da bayağı hissettiğimiz bir sarsıntı olduydu.  “Baş dönmesiyle” birlikte midemin bulandığını hatırlarım.. Akkule mahallesindeki iki buçuk kemerli evimizdeki yatak odasının penceresinden kendimi sundurmaya attımdı. Attımdı ki o  debremden “yaralı” çıkan tek kişi de ben oldumdu. Çünkü atladığımda bir ayağım ayakkabıları boyattığımız fırçanın üzerine hızla basınca ayağım fena halde burkulduydu! Uzun süre  deprem mağduru oluşumun lafazanlığını  yaptımdı!

VE  geçtiğimiz hafta Türkiye’de “Elazığ’la Malatya’yı vurdu Deprem. Kaç gündür televizyonda    devam eden naklen yayınları bazan gözlerim yaşararak yüreğim burkularak izliyorum. Arada Depremle ilgili uzmanların açıklamalarını ilgiyle izliyorum. Gerçekten Türkiye Depremle nasıl baş edilmesi gerektiğini hem çok iyi öğrenmiş hem de teknik olarak bu konuda çok ileri gitmiş..

YA biz? Televizyonda izlerken çarptı kulağıma. Elazığ, Malatya fay hattı Hatay’dan Kıbrıs’a kadar uzamaktaymış.. Yani bir gün sallanabiliriz!

Peki (Allah esirgesin diyoruz da) bir gün bu sallanmaya hazır mıyız?

“Bizim binalarımız sağlamdır zarar görmez, yıkılmazlar” demek, kendimize güven duymak belki moral yönünden olumlu da… Ya öyle değilsek? Ya sandığımızdan daha büyük bir depremle karşılaşırsak…

BU konuda yorum yapamayacak kadar bilgisizim!

Fakat “olası depremden korkup harekete geçerken  dolayısıyla    alınacak tedbirlerin  çok önemli olduğuna inanırım. Çünkü böylesi “korkulardır” ki alınacak tedbirlerle birlikte depremin zararlarını büyük oranda izale eder..

AMA  hallerimiz de  ortada! Bir saat yağan yağmur nedeniyle  memleket sellerde sürüklenirken gel de “Debremi” en az zararla savacağımızı düşün! İnşallah korktuğumuz başımıza gelmez..

 





Başa dön tuşu