Yaşlılarımız “oğlum oku kendini kurtar, yoksa mandıralar ve hayvanlar seni bekler” diye çocukların içine korku salarlardı. Onlar geleceği Ata’nın gözleriyle gören “Atatürkçü” yaşlılardı. Bu uyarının derinliklerinde de okumanın yani eğitim düzeyinin yükseltilmesinin, bireylerin toplum içerisindeki sosyal statülerinin yükseltmesinde işe yarayacağı sayıltısı vardı. Okumanın, bilgili olmanın önemli olduğu inancı vardı. O nedenle okumak ve meslek edinmeye özen vardı. Diğer bir deyişle okuma sonucunda elde edilen bilgilerin işe yarayacağı sayıltısı vardı. Okumaya pragmatik açıdan bakılmaktaydı aslında.
Okuma düzeyinin yükseltilmesi arzulanan bir olguydu. Toplumların gelişimi için tek yoldu çünkü. Okuma düzeyi yükseldikçe, ülkelerin bilim ve teknoloji üretimi artmakta, buna bağlı olarak ülkeler zenginleşip kalkınmaktadır. Okuma olgusu bu nedenle önem arz etmektedir.
Osmanlıca öğrenip “mezar taşlarını okuyacaklarmış”.
Mezar taşlarını okusan ne yazar, okumasan ne yazar? Oralarda bilim, teknoloji yok ki, onları okuduğun zaman ülke kalkınmış ülkeler ligine girmez ki; ne oralarda ne de buralarda…
Mezar taşlarını okuyunca, üniversiteleriniz ilk 500 üniversite arasına girmez kardeşim. Üniversitelerdeki intihaller (bilim hırsızlığı), öğrencilere verilen naylon notlar, sahtekarlıklarla mezun olma olguları ortadan kalkmayacak ki. Sen istediğin kadar mezar taşı oku.
Mezar taşlarını okuduğun zaman, üniversiteler ile iş dünyası ilişkisi kurulmaz ki. İş dünyasının ihtiyacına uygun insan gücü kaynağına, üniversiteler karşılık verecek duruma gelmez mezar taşları okununca.
Mezar taşları okununca, ahlaki davranışlarda kriter olarak insan, çocuk, hayvan hakları kullanılmaz ki. Mezar taşları okununca da ne yazık ki, hala daha ahlaklı olmak, namus ile ilişkilendirilecek. Bireyler evrensel değer yargılarını içselleştirmiş olmayacak kısacası, mezar taşları okununca.
Mezar taşları okununca, komşu ülkelerle biten ilişkiler normale dönmeyecek ki. Irak, İran, Mısır ile ilişkiler bitmiş, Suriye’yle ilişkilerin ne durumda olduğuysa belli değil. Mezar taşlarını okumak dünya kardeşliğini algılamaya yetmez ki.
En önemlisi mezar taşları okununca işçiler, emekliler, akademisyenler, hakimler, savcılar açlık sınırından uzaklaşmayacaklar ki, istediğin kadar mezar taşı oku. Ülkede pek çok emekçi yine açlık sınırının altında, insan onuruna yaraşır bir yaşamdan yine yoksun yaşamaya devam edecek.
En önemlisi mezar taşları okununca, yoksullukla boğuşan insanların çocukları, hala daha 21. yüzyılda askerin döktüğü çöplerden yiyecek toplamaya devam edecek. Onalar için yoksulluk yine kader olarak kalacak.
Ama gerçekten mezar taşı okumak istersen OSMANLICA’ya hiç gerek yok. Bambaşka bir okumaktır, mezar taşlarını gerçek anlamda okumak. Orda yatanların neden yattığını, hangi haklarının çiğnenerek yaşamlarının son bulduğunu okumaktır, mezar taşını okumak.
Elleri, sevdikleri yakınlarının ellerinde kayıp giderken, onların yaşamlarının kendilerinkinden daha iyi olmasını dilediklerini okumaktır aslında. Mezar taşlarında yazılı olan demokratik, herkesin yaşam hakkına saygı, adam kayırmamak, insan onuruna yaraşır yaşama dil, din, ırk ve hangi grup, aile veya etnik kökenden geldiğine bakılmaksızın, tüm vatandaşların ulaştırılması için çalışmayı vasiyet eden, görünmez cümleleri okumak, mezar taşlarını “gerçekten” okumaktır.
Atatürk’ün gösterdiği yolda, ülkeyi “çağdaş medeniyetler seviyesine” ulaştırmak için çaba sarf etmek, yazmaktadır bütün mezar taşlarında. Okunması gereken de budur…

Önceki Haber

























