Köşe Yazarları

SEKTÖREL ASGARİ ÜCRET TARTIŞILMALIDIR…






Asgari ücret konuşulurken, sektörel asgari ücret konusunun da gündeme gelmesi şart diye düşünürüm…

Bunu ayırımcılık, bölücülük, emek düşmanlığı falan diye nitelemesin kimse. Aksine emeğin karşılığının tam olarak alınmasının yoludur.



Asgari ücret, kalifiye olmayan işçinin aldığı ücrettir genelde. Tabii çalışma düzeni adalete dayanan ülkeler için…

KKTC’de, kurumsal olmayan iş dünyasının ise üniversite mezunu da olsa, çalışana genelde uyguladığı rakam.

Asgari ücret tartışmaları böyle sürüncemede kalacağına, sektörel bazda asgari ücrete geçilebilse, işler daha kolay yürüyebilir, asgari ücret daha akılcı yerlere gelebilir.

Ayrıca, sektörlerin genel ekonomik aktivite içindeki yeri de önemlidir. Asgari ücret çeşitlendirilirken, sektörlerin ekonomiye etkisi de ele alınması gereken önemli bir kriter olmalıdır…

Geçtiğimiz günlerde, eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Erçin Tekakpınar da sektörel bazda asgari ücret uygulaması için “Sektörlerin gelişimi, yerli istihdamın artırılması ve ülkede adı tam olarak konulamamış işsizlik sorununa çare olarak tartışmamızın ya da yapılacak çalışmalara zemin oluşturmasının zamanı artık gelmiştir diye düşünmekteyim” diyor…

İlgili yasa, 1975 tarihli. O günden bugüne, 46 yıl çalışma hayatında bir adım düzenleme yapamamışız.

Düşünün şimdi. Bir kasa görevlisi ya da şirketlerde çalışan herhangi biri, ev tutar, aile geçindirir, yediğini, içtiğini kendi öder. Çok az istisna dışında genelde de bunu asgari ücretle yapmaya çalışır.

Ama bir ev hizmetlisi; kira vermez, gıda harcaması yoktur, elektrik, su ha keza. O da aynı ücreti alır.

Güney Kıbrıs’ın uygulamasını sürekli takip ederim. Değişmiş olabilir mi diye bir daha baktım; orada fiks bir asgari ücret yok.

Ama mesela bir berber dükkanı çalışanı ile ev hizmetlisinin aldığı ortalama rakam arasında ciddi farklar var. Birincinin ortalaması 700 euro civarındayken, ikincinin aldığı ortalama 500 euro civarında.

Hani özlediğimiz dünya düzeni var ya, onun için düzeltilmesi gereken çarpıklıklarımızdan biri de çalışma düzenidir.

Olmayan çalışma düzenine ellemek kolay mı? Zordur. Orman kanunları geçerli olduğu için, işe yarar bir şey yapmaya da kalksanız, direnç görürsünüz. Tüm çalışanlarına asgari ücret ödeyen, kayıt dışılık yapmaktadır, vergi kaçırmaktadır, emeği sömürmektedir.

Özel sektörün örgütlü olmamasının bir sonucu olarak, özelde çalışanların çoğunluğu için bir barem sistemi ya da bir toplu sözleşme hakkı yoktur. Bu bizim yıllar içinde olağan hale gelmiş anormalimizdir.

Sektörel bazda ve de yeterliliğe göre asgari ücret düzenlemesi, yerel işgücünü koruyacak, yerel istihdamı artıracak bir düzendir. Nüfusun değişmesinden şikayet edenlerin en başta el atması gereken bir konu olduğuna inanırım.

Tabii bir de ücret ne olursa olsun, yatırımların asgari ücret üzerinden yapılması var ki, bunu yapmayan yok. Hem devletin kaybı, hem çalışanın.

Yani şu topal ördek hükümetten bir şey beklediğimden değil de emeğin adaleti için, tabu haline gelmiş bu çarpıklıkları değiştirmeyi acaba bir parti de programına alır mı diye merak ederim…

YERİN KULAĞI VAR

AKIBETİ FARKLI OLMAYACAK:

Seçilebilmek için her yolu deneyen Ersan Saner, devlet kurumlarını dolduruyor, kamunun tabutuna son çiviyi çakmayı da sürdürüyor. Son olarak dikkat çeken de adaletsiz, partizan, gizli istihdamların en çok yapıldığı yerlerin, zaten batmış olan kurumlar olması. Grevlerin sürdüğü, hizmetin yerlerde süründüğü, borç batağında yerler. Başbakan koltuğunda oturan biri bu kötülüğü nasıl yapar diye düşününce, Saner’in bu suçu işleyen ilk kişi olmadığı geliyor insanın aklına. Ama bir de İrsen Küçük vakası geliyor. 1993 seçimleri geliyor, 2003 seçimleri geliyor, 2013 seçimleri geliyor… Akıbeti farklı olmayacak, ama olan da bir kez daha devlete olacak…

 

ALIN BİR ENDİŞE VERİCİ RAKAM DAHA:

12 Eylül günü takılan bileklik sayısı 602, takibi sonlanan bileklik sayısı ise 342… Bunlar temaslılar. Basit bir anlatımla, bir hafta içinde bileklik takılan kişi sayısında yüzde yüz artış var. Vakalar kadar, temaslılar da tehdit. Ne gerçek nüfusu biliyoruz ne gerçekte kaç doz aşı yapıldığını. Nüfusun neredeyse yarısı kaçak. Neyin hesabını yapabilirsin ki? Ortalamalarla, güven vermeyen resmi rakamlarla bile vaka sayısında güneyi geçtik. Hala daha aldıkları kararları açıklayıp, bunu başarı sattıklarına kızıyorum. Hani denetim? Hani o kararların uygulanabilirliği?

 

BAŞBAKANINIZIN DENETİM ANLAYIŞI:

Başbakan’ın denetimden ne anladığı açık. Ulaş Barış soruyor; “Sayın Başbakan, marketlerde fiyatlar tavan yaptı, fiyat denetimimiz de yok, ne yapılmalı”… Ersan Saner muhteşem bir cevap veriyor, “Ayşe teyze, Fatma aba ne nerede ucuzdur bilirler. Onlar sabah kahvelerini içerken, o denetimi yaparlar. Halkımız da bunu yapmalı”…  Bunun üstüne yorum yapılamaz, ben yapamam şahsen, sizi bilmem…

 

EZİYETE DEVAM:

İlk okullar ilk gün yeni vakalarla açıldı, bugün orta dereceli okullar açılıyor. Yüzlerce öğrenci test yaptırmak için uzun kuyruklar oluşturarak adeta bulaşa davetiye çıkardılar. Ama sağlığımızdan sorumlu bakanlık çocukları da yığınlar halinde, güneş altında bekletmeyi uygun gördü. Bunun yerine bu testleri okul girişlerinde yapmak denetleme açısından da daha doğru olmaz mıydı? Pardon, eğitimle ilgili her şeyi bir tamam yaptıklarını söylemişlerdi değil mi? İçleri rahattı.

 

LİLLİE AÇIKLAMALARI ORTAK TEPKİYE NEDEN OLDU:

“Büyük ölçüde desantralize federasyondan söz ediyoruz” diyerek, Kıbrıs müzakerelerinin Crans Montana’da kaldığı yerden başlamasını savunan İngiltere Yüksek Komiseri Stephen Lillie’nin açıklamaları, yıllar sonra ilk kez Türk ve Rumların ortak tepkisine neden oldu. Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, Lillie’nin demecinde kullandığı üslubun “koloni zihniyeti” olduğunu söylerken, AKEL, “Rolü, arabulucu değil prosedürü kolaylaştırıcı olan BM yapmazken, İngiltere’ye fikirler ve öneriler sunma yetkisini kim verdi?” diye sordu…

 

NÜFUSU BİLMİYORSUN Kİ:

Ersan Saner nüfusunun yüzde 50’sinin aşılandığını gören bir Başbakan olarak üzüldüğünü söylemiş. İyi de nüfusumuzun ne olduğunu, ülkede kaç kişinin yaşadığını biliyor musun ki? Rahmetli İrsen beyin  “Kalabalık bir nüfusumuz var” demesinin üstünden on yıl geçti, hala bilen yok. Sayısını bilmediğimiz nüfusun yüzde 50’sinin aşılandığına nasıl karar verdin…







Başa dön tuşu