KanserKıbrısManşetRöportajSağlık

“Şefkat ve empati geliştirin”

Kanser hastalarına terapi uygulayan Psikolog Asu Atun, hasta yakınlarına önerilerde bulundu:

DAHA ÇOK HASTA EDERSİNİZ: Atun:’Kafana takma, iyi olmak zorundasın, yemeğini ye, kalkıp yürü’ gibi ifadeler çok yaygın kullanılıyor ve hastalar buna çok gıcık oluyor. Haklılar da. Yemek yiyebilecek olsa zaten yiyecek, yürüyebilecek olsa yürüyecek. Yargılayan bu tip yaklaşımlar hastaları daha çok hasta eder

Nezire GÜRKAN

“Kafana takma, iyi olmak zorundasın, yemeğini ye, kalkıp yürü gibi ifadeler çok yaygın kullanılıyor ve hastalar buna çok gıcık oluyor. Haklılar da. Sen ol bakalım kafana takmazsan! Veya yemek yiyebilecek olsa zaten yiyecek, yürüyebilecek olsa yürüyecek. Hastaları daha çok hasta eden, yargılayan bu tip yaklaşımlar yerine şefkat ve empati geliştirilmeli. Bu nedenle hastalardan fazla hasta yakınlarına terapi öneririm. Nasıl davranacaklarını öğrenmeleri çok önemli… ”

Bu sözler Psikolog, İnsan Kaynakları ve Danışmanlık Uzmanı Asu Atun’a ait. Kanser hastaları özel ilgi alanı. Kanser Hastalarına Yardım Derneği’nin yönlendirmesiyle hastalara ve hasta yakınlarına terapi hizmeti veriyor. Yaklaşık 10 yıldan beri bu alana yoğunlaşmış durumda. Ayda 30 civarında hastaya hizmet verdiği zamanlar oluyor.

Annemin tüm tabakları kırdığını hatırlarım

Kanser hastalarına ilgisinde, psikolojinin insan odaklı terapi (hümanizm) ekolünden gelmesinin payı büyük. Ama 2013’te kanserden hayatını kaybeden annesi Suna Atun’la yaşadığı tecrübenin de etkisi çok. Leicester Üniversites’ndeki eğitiminin ardından çalışma hayatına atılmasına karşın 2004’te İngiltere’den adaya dönüşünün nedeni de annenin hastalığı.

“Kanser hastalarda da, yakınlarında da travma yaratıyor. Ölümle yüz yüze gelmenin ötesinde ağır bir süreç.  Ölmekten değil, yaşadıkları süreçten ürker kanser hastaları. Saçlar, kaşlar dökülür; sürekli kusma hali. Kemoterapi yıpratıcıdır, sinirleri bozar. Annemin kemoterapi aldığı dönemde tüm tabakları kırdığını hatırlarım. Annemin hastalık döneminde çok şey öğrendim, çok travma yaşadım, kabullenemedim. Niçin hasta oldu, neden öldü diye çok öfkelendiğimi hatırlarım.”

Şimdi bu tecrübenin de katısıyla kanser hastalarına, hasta yakınlarına terapi hizmeti veriyor. Omuzlar fazla yüklenmez mi, psikolojisi etkilenmez mi?

“Zor bir durum ama profesyonel hizmet veriyorum. Eve taşımıyorum. Evde anneyle yaşadığınız durumla profesyonel hizmet aynı şey değil. Teknikler var, işin kuralları var, onları uygularsınız. Ama annemin hastalığı süresince öğrendiklerimin, yaşadığım tecrübenin bana, işime katkısı çok.”

Kafana takma deme

Mesela?

“Cümlelerin yankılanması farklıdır. Sizin takmadığınızı onlar takar. Sizin iyi niyetle veya düşünmeden söylediğiniz, yaptığınız bir şey onları daha da hasta eder. Çok iyi niyetle söyleseniz de durum değişmez. ‘Kafana takma’, ‘yemek yemen lazım’, ‘iyi olman lazım’, ‘yürümen gerekir’ gibi ifadelerin, akıl vermelerin kullanılmaması gerektiğini annemden öğrendim. Yiyebilse zaten yer, yürüyebilse yürür. ‘Kafana takma’ denmesi, en gıcık oldukları kelime. Sen ol da kafana takma bakalım manasında.”

Bu nedenle hasta yakınlarına doğru davranış şekillerini geliştirmeleri için eğitim almalarını tavsiye eden Asu Atun, şunları kaydetti:

Bazıları konuşmadan iyi hisseder

“Kanser ve benzeri hastalıklar hasta kadar, hasta yakınlarını da çok etkiler. Her anlamda hayatı değiştirir. Bu nedenle hastalar kadar hasta yakınları da önemli. Hastalara ille de psikolojik yardım alın demek doğru değil. Karakter, kişilik, olaylara bakış farklıdır. Konuşmak isteyen var, istemeyen var. Mesela derneğin bize yönlendirdiği iki grup hasta var. Bunların ilki kendi talep edenler, ikincisi ailesi tarafından yönlendirilenler. İkinci gruba genellikle bir faydamız olmuyor. ‘Deli miyim, niye getirdiler beni, ben kendi sorunumu çözemez miyim’ diyorlar mesela bu gruptakiler. Bu tip hastalara bir katkımız olmaz. Hatta ısrarcı olmak bu tip hastalara olumlu değil olumsuz etki yapar, kendini daha kötü hisseder. İstemezse tedavi edemezsiniz. Bizim görevimiz kendi doğrumuzu dikte etmek değil, kendi doğrusunu bulmaya yardımcı olmaktır. Bazı insanlar konuşarak, bazıları konuşmadan kendini iyi hisseder. O nedenle ben kanser hastalarına ille de terapi, yardım alın diye tavsiyede bulunmam. Herkesi olduğu gibi kabul etmek zorundayız. Almak isterse alsın. Aslolan duygu durumudur çünkü. Ama hasta yakınlarına tavsiye ederim. Konuşma ve davranışlarına dikkat etmeyi öğrenmeleri gerekir. İyi niyetle olmuyor çoğu zaman. Bilgisizlik ve tahammülsüzlük nedeniyle çok hatalar yapıldığını sürekli gözlemliyoruz. Kendi vicdanını rahatlatmak için zorla yemek yedirmenin manası yok mesela. İyilik yerine farkında olmadan kötülük yapılıyor. O insan o yemeği yiyebilecekse yer zaten, zorlamanın anlamı yok. Veya kanser hastası annesinin altını değiştiriyor ama kaba davranıyor, hatta eziyet yapıyor örneğin. Bu durumda da altını değiştirmenin, bakımın hiç manası kalmıyor. Bunun yerine profesyonel bakım hizmeti alsa, tahammül sınırlarını genişletecek, hastasının esas ihtiyacının şefkat ve doğru duygu alış verişi olduğunu görecek. Mali ve diğer imkânları olmayanlara dernek her tür katkıyı yapıyor. Bu nedenle hasta yakınlarının davranış şekilleri konusunda yardım almalarının çok önemli olduğuna inanıyorum. ”

Konuşma eğilimi olanlar kadınlar

Mağusa’daki kliniğinde hasta bakan, kanser hastalarına çoğunlukla evlerinde hizmet veren, haftanın 3 günü de Girne Amerikan Üniversitesi’nde ders veren Asu Atun, psikolojik destek alan kanser hastalarının genellikle kadın olduğuna da dikkat çekti.

“Bize başvuran, derneğin bize yönlendirdiği hastaların çoğunluğu kadın. Çünkü konuşma eğilimi olan kadınlardır. Erkekler az konuşur, ihtiyaç hissetmez. Kendi içlerinde çözmeyi tercih ederler. Mekanizma hep farklıdır. Erkekler hedef odaklıdır, kadınların yolda ne hissettiği önemlidir. Erkekler genelde böyle ve hayatları daha kolay. Ya evet, ya hayır. Kadın için evet ile hayır arasında çok bölge var…”

Esas tetikleyici hormon değil, keder

Kanser gibi ölümcül kabul edilen hastalıkların insanlarda ömür boyu sürecek değişimlere neden olduğuna da vurgu yaptı Asu Atun. “Ölümün kıyısından geçince, hele bir de sürekli hastalık tekrarlar mı psikolojisi içinde, o güne kadar önemli gibi duran birçok şey önemini yitiriyor. Bu kadar ciddi bir durum varken küçük şeylerle uğraşmaktan vazgeçer insan. Kendine değer vermeyi öğrenir. Kanser öncesi ve kanser sonrası kişilik değişikleri olan çok.”

Onlarca hasta ve hasta yakınından edindiği tecrübeyle “iyi yaşayın” diyen Asu Atun, şunları ekledi:

“Yediklerimizden, içtiklerimizden, hormonlu yiyeceklerden fazla aslolan duygu durumudur. Kanserin esas tetikleyicisi kederdir. Üzüntü, kaygı hali vücudu bozuyor. İyi yaşamayı öğrenmek gerekir. Bugüne kadar tanıdığım kanser hastalarının çoğunun yaşamında travma var.”

Danışmanlık Psikoloğu Asu Atun, “amansız” konusunda da uyarıda bulundu:

“Geçmişte kanserin genelde tedavisi yoktu, ölümcüldü. Bu nedenle insanlar telaffuz etmekten kaçınırdı. ‘O hastalık’, ‘kötü hastalık’, ‘amansız hastalık’ denirdi. Şimdilerde artık öyle değil. Tedavisi olan çok. Artık kullanılmamalı ‘amansız hastalık’ ifadesi. Korkutucu, ürkütücü, moral bozucu bir ifade. Literatürden çıkmalı. Basın da bu konuda hassasiyet geliştirmeli.”

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı