Bu hafta ülkeyi seçim heyecanı sardı gibi.. Özellikle halktan ziyade aday olma arzusunda olanları galiba daha çok hareketlendirdi. Geçen haftaki UBP Başkanı’nın erken seçim anonsunu CTP Başkanı hemen cevaplayarak erken seçimin hızlanmasına neden oldu. Partililerle yapılan kuruluş yıldönümü toplantısında UBP Başkanı’nın seçimden belki heyecan yaratmak için korkmadığını gösteren meydan okuması hemen cevap buldu ve hatta beklenilenin de önünde bir tarih önerisiyle resti görülünce geri dönüş de yapılamadı.. Şimdi Ekim ayında olduğumuza göre gelecek ay seçim yasakları da başlayacak ve Yönetim ve bağlı kurumlarının bazı yetkileri de kısıtlanmış olacak.
Gündemde erken seçim dolayısıyla Bütçe hazırlığı yapılamayacağı da konuşulmaktadır.! Ancak Bütçenin yasal olarak hazırlık süreci gerek Anayasa’da gerekse yasalarla belirlenmiştir. Dolayısıyla gerek Hükümetin gerekse Meclisin en önemli yasal yükümlülüklerinden biri olarak Bütçe hazırlığı Hükümetten ve Meclisten geçirilmesi gereği, eksiksiz yerine getirilmesi yasal bir zorunluluktur. Seçim gezileri gerekçesiyle ihmal edilebilecek bir konu değildir. Bütçe Devletin işleyişini sağlayan ve Hükümetlerin bir icraat programıdır. Kimse gelecek Hükümet Bütçe’yi yapsın da istediği programı uygulasın diyemez . Çünkü bu hususlar maalesef dillendirilmektedir. Bir Hükümet görevde olduğu sürece Yönetim sorumluluğu varsa devlet fonksiyonlarını ve yeni Hükümet kuruluncaya kadar icraatlarını sürdürmek durumundadır. Yeni Hükümet gelirse de o zaman Bütçeyi farklı görüşleri varsa kendi programı doğrultusunda tadil edebilir. Yeni düzenleyeceği de ekonomik, sosyal konular ve yatırımlar için olabilir ki çoğunun da Bütçe değiştirmek için Meclise gitme zorunluluğu yoktur. Hükümet bütçede yapacağı aktarmalar ve ödenek takviyeleri ile programına uyarlama elastikiyetine yasal olarak sahiptir. Özellikle yasalarla öngörülen mükellefiyetler vardır ki bunların ertelenmesi de normalde söz konusu olmaz.. Bunlar maaşlar ve ücretler ve piyasaya yapılacak ödemelerle devam eden projeler veya öngörülen ve halkın zaruri ihtiyacı olup hiçbir partinin vazgeçemeyeceği nitelikteki yatırımlardır. Örneğin yol projeleri, su projeleri gibi halkın zaruri ihtiyaçlarına hizmet edecek icraatlar.. Dolayısıyla seçime giderken bunların iyi planlanması gerekmektedir. Seçimler, şahsi menfaatlerin önceliği amacıyla yapılmadığı cihetle Yöneticilerin şahsi önceliklerinin daha geride olması gerekir.. Ancak fiiliyatta maalesef böyle düşünceler geçerli değil..
Bütçeler Meclis’te yılbaşına kadar onaylanır. Daha önceki yıllarda Ocak’tan önce Aralık ayında hem de tam Bütçe onay döneminde de seçimler olmuştur. Ancak Bütçe yasaları da geçmiştir.
Şimdi seçime dönük bir icraat yürütüleceği bu dönemde, biriken Partizanlıklardan ( maalesef her partinin) bıkan halkımızın bu seçimlerde daha etkin bir tepki ortaya koyacağı açıktır. Ve bu bıkkınlık safhasında seçime yönelik icraatlarda ne kadar adaletsizlik yaratılırsa, ilgili Partilerin seçim sonuçlarına o kadar olumsuz yansıma olasılığının artacağı ve kazanmada riske girme ihtimalinin yükseleceğini hesaba katmaları gerekir kanaatindeyim. Çünkü partizanlıklar aşırı derecede öyle doruk noktasına çıkmıştır ki her siyasi parti iktidara gelince Devlet- Parti bütünleşmesine gitmekte, ilgili siyasi parti dışındaki halk da dışlanmakta ve ötekileştirilmektedir. Bu sistem yani Devlet- Parti bütünleşmesi demokrasi ile bağdaşmayan totaliter ülkelerin sistemidir. Ve demokrasi anlayışımıza sığmaz. Bunu KKTC’de daha çok şahsi amaçlarla yapan siyasiler, veya siyasi ekip, dozu gittikçe arttırmakta ve ülkeye de büyük zarar vermektedirler.
Siyasi partilerin bu seçimlerde en önemli hedefinin, ve gelecek dönemde icraatının, özellikle son dönemlerde dozu arttırılarak ucubeye döndürülen ve devlet bürokrasisini çökerten, halka hizmet veremeyecek pozisyona düşürülen teşkilatlanmanın, tüm halka hizmet edecek ehliyet ve liyakata dayalı bir yapılaşmaya dönüştürülmesi, olmalıdır.
Bir de güveni sarasan en önemli hususlardan biri, Hükümet yetkililerinin ve görevlilerinin halka doğru bilgilendirme yapmamaları ve hatta halkı yanıltıcı bilgilerle aldatmaya yeltenilmesidir. Bu en basit tanımı ile sahteciliktir kanaatindeyim. Yüzmilyonlarca lira borcu olan kurumların Bakan veya görevlileri, hiç borcumuz yoktur, veya kalmadı gibi beyanatları çekinmeden verebilmektedirler. Halkı yanıltıcı bilgi ve açıklamalar başka ülkelerde suç veya istifa nedenidir. Ülkede güveni ve ciddiyeti asgariye indiren sonuçlar doğurduğu için.
Geçen hafta yükselişe geçen döviz fiyatları bu hafta da yükselmeye devam etti. Bu durumda para piyasalarında faizlerde de doğal olarak bir miktar yükselme olacaktır. Enflasyonda bu yıl Türkiye’de gerçekleşenin üzerinde açık ara ile KKTC’de enflasyon olacağı, şimdiki seyrinden görülmektedir.. Çünkü asgari önlemler, fiyat ve maliyetlere yansıyan aşırılıklara karşı alınmış alternatif önlemler mevcut değil. Bu asgari önlemleri çok defa yazdığım için yine tekrarlamak istemiyorum. Geçen hafta yine yazmıştım.
Yüzbinlerce tüketici her konuda olduğu gibi fiyat ve kalite konusunda korumasızdır. Bir et fiyatı bile halledilemedi. Gerek Güney’de gerekse Türkiye’de ithal izni ile fiyatlar tüketiciye makul fiyatlarla sunulurken KKTC’de de niye tüketicinin istifadesine bu imkân sunulmuyor. Ayrıca üretici ile satıcı arasındaki diyalogsuzluk niye giderilmiyor. Üretim artmıyor nüfus, öğrenci ve turist artışıyla ihtiyaç iki misline yükselmiştir. İhtiyaçlara göre önlem alınmıyor. Seyirci kalınıyor. O zaman sorunlar nasıl çözülecek?
































