KIBRIS ORTADOĞU’YA ÖRNEK OLABİLİR: Ortadoğu’nun bugüne kadar hiç bu denli karmaşık olmadığını söyleyen Akademisyen Nur Köprülü, “Kıbrıs bu coğrafyanın önemli bir parçasıdır. Dünyada bu kadar dramatik endişe verici olaylar yaşanırken Kıbrıs özelinde burada bir çözüm sürecinin devam ediyor olması son derece değerlidir” dedi. Nur Köprülü, “Çatışan bu coğrafyaya Kıbrıs sorununu çözmek örnek teşkil edebilir” diye konuştu.
KIBRIS AVRUPA İÇİN İYİ ÖRNEK: Avrupalı devletlerin en fazla korktukları hususların başında kendi içlerindeki ayrılıkçı dengelerin geldiğini anlatan Yrd. Doç Dr. Ali Dayıoğlu, “Kıbrıs, Avrupa için de iyi bir örnek olabilir” dedi. Uluslar arası sistemde en fazla korkulanın binlerce yeni bağımsız devletin ortaya çıkması olduğuna da işaret eden Dayıoğlu, “Bu uluslar arası ilişkilerde kaos demektir” ifadelerini kullandı.
KIBRIS SAVAŞ GEMİSİ OLMAKTAN ÇIKMALI: Kıbrıs sorununun çözümünün bölge için önemli olacağına dikkat çeken Dr. Muhittin Tolga Özsağlam, soruna dahil olan tüm kesimlerin de hassas konularda dikkatli olmasının önemli olduğunun altını çizdi. Özsağlam, “adadaki üslerin statüsünün gözden geçirilmesi gerekiyor. Aksi bir durumda, çözüm sürecinde veya sonrasına ilişkin Rusya ve diğer ülkeler de adamızdan farklı taleplerde bulunabilirler” dedi.
KIBRIS SAVAŞA DAHİL OLUR MU?.. Dr. Özsağlam, “Adamızın bir parça toprağı savaşa dahil zaten, yani Britanya (Birleşik Krallık) toprakları…Savaşın etkilerini özellikle insani konularda yakından hissediyoruz” diyerek buna örnek olarak 5-6 yıl önce Mağusa-Lazkiye arasında deniz otobüsü seferlerinin oluşunu gösterdi. “Savaşın bizlere ne kadar yakın olduğunu bile sanırım bu bizlere anlatır” diyen Özsağlam, KKTC gerekse Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu şartlarda savaşa dahil olmasının pek mümkün olmasa da insani ve ekonomik açıdan savaşın etkilerinden kaçınılmaz olarak etkileneneceğine işaret etti.
Baykan Gürses ÖZDAĞ
Ortadoğu’da hâkim olan iç çatışmaların ve bölgedeki savaş ihtimalinin Kıbrıs üzerindeki etkilerine ilişkin açıklamalarda bulunan Uluslararası İlişkiler Uzmanları, Ortadoğu’da ve Avrupa’da baş gösteren savaş ve parçalanmalara en güzel örneğin Kıbrıs’ta bir çözümle gerçekleşecek birleşme ile gösterilebileceğini ifade etti.
Kıbrıs’ta devam eden müzakere sürecinden çıkacak bir sonuçla adanın yeniden birleşmesinin bölgeye önemli bir mesaj gönderileceğini belirten uzmanlar, Kıbrıs’ta oluşacak çözümün, Ortadoğu’da yeni bir dönem oluşmasına örnek olabileceği görüşünü ortaya koydu. Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyeleri Öğretim Görevlileri Yrd. Doç. Dr. Nur Köprülü, Yrd. Doç. Dr. Ali Dayıoğlu ve Dr. Muhittin Tolga Özsağlam HAVADİS’e yaptıkları yorumlarda çözümün bölge açısından br gereklilik olduğuna işaret etti.
Havadis: Ortadoğu’da devam eden karmaşa, savaş ve buradan Avrupa’ya yayılan terör nasıl bir mesaj veriyor?
Yrd. Doç. Dr. Nur Köprülü: Tarihsel açıdan baktığımızda, Ortadoğu coğrafyası hiç bu kadar karmaşık olmamıştı. Bugün Ortadoğu deyince, 1. Dünya savaşından bu yana sınırları çizilmiş bir bölgeden söz ediyoruz. Kıbrıs adası da bu coğrafyanın çok önemli bir parçasıdır. Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra bu bölgedeki toplumlar devlet ve ulus inşa etme süreçlerine dahil olmuşlardır. Ne var ki söz konusu süreçler sorunlu ve çetrefilli olmuştur. Bir tarafta devlet ve ulus oluştururlarken bir diğer tarafta da Arap-İsrail savaşları Filistinli mülteciler sorunu gibi tüm bölge ülkelerini etkileyen yeni dinamikleri beraberinde getirmiştir. Bugün Suriye’de yaşanan gelişmelerden dolayı artan mültecilerin sayısı da aslında bölgede var olan sosyal-ekonomik sorunların katlanmasına sebebiyet verdi. Zira Ortadoğu coğrafyası bugün bir mülteci bölgesine dönüşmüştür. Ve tüm bu gelişmelere ek olarak, bir IŞİD fenomeni ile karşı karşıya kaldık. IŞİD, Ortadoğu’nun dengelerini bir anda değiştiren ve aynı zamanda uluslararası sistemde daha evvel tanık olunmamış stratejiler kullanarak yeni jeo-politik etkiler yaratan bir devlet dışı aktör olarak ortaya çıktı. Aslında IŞİD’in kökenleri 2003 ABD-Irak savaşına kadar gidiyor. Belli bir toprak parçası üzerinde hâkimiyet talep etmesi bakımından da bugüne dek bildiğimiz diğer örgütler farklı, özelde de el Kaide’den, bir strateji kullanmaktadır. Bu uluslararası siyaset çalışmalarda ilk kez karşı karşıya kaldığımız bir yapıdır.
Havadis: Ortadoğu’da yaşanan savaş bu bölgeyle sınırlı kalmadı. İlk kez Avrupa da bu gerginliği ve huzursuzluğu hissetmeye başladı. Bunun nedeni nedir?
Yrd. Doç. Dr. Köprülü: Özellikle Paris olaylarından sonra artan endişe ve korku, son yıllarda bölgede özellikle de Suriye’de yaşanan çatışmaların sadece burada kalmadığını ve karşı karşıya kaldığımız sorunların küresel boyutta irdelenmesi ve çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyuyor. Çökmüş devletlerde yaşanan sıkıntılar Avrupa’ya da sirayet edecekti. Bugün görüyoruz ki IŞİD dünyaya “Ortadoğu’da hâkimiyet kurmak istiyorum” diyerek El Kaide’nin de önüne geçiyor. Ve Avrupa’ya “siz de güvende değilsiniz” diyor. İslami kimliğin ideolojik olarak bölgede yükseldiğini görüyoruz. Bu kırılma noktaları bize savaşların şekil ve boyutunun değiştirdiğinin ipuçlarını vermektedir. Savaşlar eskiden devletler arasında yapılırdı. Fakat bugün kimlik savaşları yaşadığımızı söylemek lazım. Sadece klasik anlamdaki devletlerin dâhil olmadığı, devlet dışı aktörlerin de son derece belirleyici olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Dünya bir nevi parçalanma yaşıyor. 1990’lardan sonra bir tek birleşme örneği yaşadı; o da Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesidir. Bugün artık 2 Sudan’dan bahsediyoruz, Doğu Timur var, Karadağ’la Sırbistan’ın ayrıldığına tanık olduk. Soğuk Savaşın bitmesi ile dünya ekonomik olarak küreselleşirken diğer yanda ise siyaseten bir parçalanma dönemine girdik adeta. Tam da bu noktada Ortadoğu coğrafyasına baktığınızda yapay olarak çizilen sınırların geleceği tartışılmaya başlandı. Bu tartışmalar devam ederken, Rusya’yı devrede görüyoruz. Rusya’nın müdahalesi Suriye’deki vekâleten yürüyen savaşı bir adım yukarıya taşıdı. Rusya özellikle Suriye’nin yeniden yapılandırılması sürecinde belirleyici bir konumdadır.
Havadis: Bölgedeki bu çatışmalı durum Kıbrıs’ı nasıl etkiler… Devam eden bir müzakere süreci var, buradan çıkacak sonuç bölgedeki çatışmaların seyrine nasıl bir katkı koyar?
Yrd. Doç. Dr. Köprülü: Dünya bir nevi parçacıklara ayrılırken Kıbrıs bütünleşme yolunda adımlar atmakta ve süregelen müzakere süreci özelde bölge ülkelerine genelde ise dünyadaki gelişmelere bir tezat oluşturduğu algısını yaşıyoruz. Enerji kaynaklarının güvenliği devreye giriyor, son günlerde Kıbrıs’ta üst düzey önemli ziyaretler gerçekleşti. Rusya’nın bölgeye müdahil olması ile küresel ve bölgesel aktörler – buna Türkiye de dahil – kendi pozisyonlarını net bir şekilde ortaya koymak durumunda kaldı. Dünyada bu kadar dramatik ve endişe verici olaylar yaşanırken Kıbrıs özelinde burada bir çözüm sürecinin devam ediyor olması son derece değerlidir. Kıbrıs’taki çözüm süreci, kimliklerin çatıştığı bu coğrafyaya örnek teşkil edebilir. Rus Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarına baktığımız zaman “dışarıdan hiçbir müdahale olmadan halkların kendi kendilerine yapacakları barışın arkasındayız” dedi. Tarihsel olarak da baktığımızda Ruslarla Kıbrıslı Rumlar arasında Sovyetler döneminden de gelen bir ittifaktan söz etmek mümkün. Bunu Kıbrıs üzerinde göz ardı edemeyiz. Suriye’de Rusya’nın 2011 NATO’nun Libya müdahalesinden sonra bu oyunda ben de varım demek istedi. Rusya için Suriye son kaledir. Rusya’nın Suriye’ye girmesini Kıbrıs ile bağlayacak olursak olası bir müzakere sürecinde yer almak istiyorum diyor. Buradaki enerji kaynaklarının güvenliği ne kadar güvenli olursa, ne kadar güvenli Türkiye’ye ve Avrupa’ya taşınırsa o kadar Rusya’ya olan bağımlılık da azalacaktır. Burada bazı aktörler Kıbrıs’ta çözümün olması yönünde hem fikirken Rusya gibi önemli küresel aktörlerin bu noktada çok da işine gelmeyebilir algısını yaratıyor. Kıbrıs’ın burada ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çözüm süreci çok değerli. Etrafımızda savaş gemileri ile sarılı ve savaş tehdidi var. Ama biz ada içerisinde bu pozisyonda değiliz. Enteresan bir tezatlık oluşuyor burada. Elbette endişe uyandırıyor. Bugünkü uluslararası sistem gerçekten bu kadar ulus devleti yönetemez. IŞİD ortaya çıkıyor ve sadece Ortadoğu’yu değil, tüm dünyayı etkileyebiliyor. 2004 yılında Kıbrıs’ın bölünmüş olarak AB müktesebatının Kuzey’de uygulanmadan üye olması bile çok sorunlu bir süreç olmuştu. AB’nin norm ve değerleri bütünleşik, ekonomik ve siyasal anlamda entegre olmuş bir Avrupa yaratma üzerine inşa edilmiştir. Kıbrıs meselesinin nihai bir çözüme ulaşmadan AB’ye tam üyeliği, AB’nin dünya siyasetinde normatif aktör olma tahayyülü ile de uyumlu değildi. Zira adanın bütünleşmesine yönelik olarak normatif gücünü Birlik Kıbrıs örneğinde inşa edememişti. Böylece, AB kendi tezine tamamen ters bir Kıbrıs’ı topraklarına dahil etti. Bu noktada, Kıbrıs’ın bütünleşmesi hem dünyadaki parçalanmışlığa yeni bir model ve örnek teşkil edecek, hem de AB’nin kendi içerisindeki siyasal, kültürel ve sosyal entegrasyon ideallerine ve tartışmalarına ivme kazandıracaktır. Türkiye ile AB’nin artan mülteciler sorunu nedeni ile zirve toplantılarına tekrar başlaması da, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin önünü açacak ve Türk dış politikası açısından yeni bir dönemin başlayacağına işaret etmektedir. Karşılıklı bağımlılığın artarak kurumsallaştığı günümüzde Türkiye ve AB arasındaki yeni bir zemin ve momentumun yakalanması Kıbrıs’ın bütünleşmesi süreci ile daha da paralel yürüyebilecektir.
Havadis: Ortadoğu yıllarca savaş ve çatışmanın merkezi oldu. Bugün artık bunun sadece Ortadoğu sınırlarında kalmadığını görüyoruz. Avrupa’ya siyaret eden din odaklı bir gerginlik ve terör tehdidi var. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Yrd. Doç. Dr. Dayıoğlu: Afganistan ve Orta Doğu kökenli terör örgütlerinin ortaya çıkışında Batı’nın ve ABD’nin ciddi etkileri olduğunu biliyoruz. 2. Dünya Savaşının ardından Ortadoğu ülkelerini yönetmek için Batı’nın böl-yönet politikalarını devam ettirdiğini görüyoruz. Buradaki kırılma noktalarından en önemlilerinden bir tanesi Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali oldu. 1979’daki bu işgalle Batı’nın gözünde Sovyetler Birliği’nin Basra bölgesini kontrol etme olasılığını elde etmesiyle birlikte ABD tarafından Yeşil Kuşak Teorisi ortaya atıldı. Bunun temeli, “Komünizmin panzehiri İslam’dır” anlayışıyla şekillendi. “Kırmızı tehlikeye” karşı “yeşil panzehir” hedeflendi. Amaç, Sovyetlerin ve uluslararası komünizmin yayılmasını engelleyebilmek için bir yandan ılımlı İslamî akımları desteklemek, diğer yandan da radikal İslami hareketleri törpüleyerek ileride büyük bir güç elde etmelerini önlemekti. Bugün Batı’nın büyük tehdit olarak algıladığı oluşumların tohumlarını aslında Batı’nın kendisi attı. İslam adını kullanan terör örgütleri bugün Batı’yı tehdit eder hale geldi. Yeşil Kuşak Teorisinin etkileri 1980’den sonra Türkiye de ciddi şekilde görüldü. 24 Ocak 1980 kararlarının ardından Türkiye’de neo-liberal ekonomik modeli uygulayabilmek amacıyla 1980 öncesinde güçlü olan sol akımların zayıflatılması düşünüldü. Bu çerçevede, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından Türk-İslam Sentezi Türkiye’de milli politika olarak kabul edildi ve bu politikanın özellikle İslam kanadı yoğun şekilde kullanılmaya başlandı. Böylece Türkiye’de siyasal İslam’ın hızlıca yükselişinin yolu açıldı. Bu noktada sorulması gereken, radikal İslam’ın teröre dönüşebilecek hareketinin Türkiye ve Kıbrıs’ta da zemin bulup bulamayacağıdır. Özellikle 2009’dan sonra Kıbrıs’ın kuzeyine dinî alanla ilgili yapılan yatırımlar Kıbrıslı Türkleri gelecekle ilgili endişeye soktu.
Havadis: Kıbrıs sorunu müzakere sürecinde ilk defa bu denli çözüme yaklaşıldığı mesajları veriliyor. Bu bölgedeki çatışma süreci devam ederken çözüm mümkün olabilir mi?
Yrd. Doç. Dr. Dayıoğlu: Kıbrıs’ın bütünleşmesi, bölünme endişesi yaşayan Avrupa ve Dünya’daki birçok ülkenin işine gelir. 1983’ten bugüne KKTC’nin niye tanınmadığına, Kosova tanınırken aynı durumun niye KKTC bakımından geçerli olmadığına, ayrılma hakkının niye KKTC’ye verilmediğine ilişkin serzenişler oluyor. Meseleye daha geniş çerçeveden bakmak lazım. Devletlerin en fazla korktukları hususların başında kendi içlerindeki ayrılıkçı hareketler gelir. Hiçbir devlet bölünmek istemez. Uluslararası sistemde en fazla korkulan husus binlerce yeni bağımsız devletin ortaya çıkmasıdır. Bu, uluslararası ilişkilerde kaos demektir. Durum böyleyken, dünyadaki birçok devletin ayrılıkçı hareketlerle mücadele ettikleri görülmektedir. Avrupa’da da bu sorun söz konusudur. Örneğin, Büyük Britanya’nın Kuzey İrlanda ve İskoçya sorunları vardır. Her ne kadar son yapılan referandumda İskoçya’da birleşme yönünde karar çıkmışsa da, burada yeni bir bağımsızlık referandumu olmayacağını kimse garanti edemez. Fransa’ya bakarsak Korsika sorununun, İspanya’da Katalonya ve Bask sorunlarının, hatta herkesin güllük gülistanlık sandığı İtalya’da bile ülkenin kuzeyinin güneyden ayrılma isteğinin olduğu görülüyor. Dolayısıyla, Kıbrıs’ın birleşmesi başta Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri olmak üzere bölünme sorunu yaşayan ülkeler için iyi bir model olmaya adaydır. Müzakerelerin ve 2011’den itibaren süregelen dinî liderler buluşmalarının özellikle Avrupalı devletlerce desteklenmesi Kıbrıs’ta bir model yaratılmaya çalışıldığı izlenimini vermektedir.
Havadis: Ortadoğu’da yaşanan iç savaş ve bölgeyi tehdit eden gerilim Kıbrıs’ı nasıl etkiler? Soru: Kıbrıs sorunu müzakere sürecinde bölgedeki gerginlikten olumsuz etkilenir mi?
Dr. Özsağlam: “Ortadoğu” malum bildiğiniz üzere Britanya İmparatorluğunun 19.yüzyıldan itibaren kullanmaya başladığı bir kavram. Diğer bir deyişle bir Avrupa merkezci yaklaşım… Bölgede ortaya çıkan iç savaş ve herhangi bir çatışma olduğu anda Kıbrıs adasının fiziki coğrafya bakımından nerede olduğunu anımsıyoruz.Yakın tarihe bile baktığımızda nerede olduğumuzu anımsamak pek zor değil, Suveyş krizi-savaşı, Körfez savaşı, Irak’ın işgali, Suriye vs. Daha nice çatışmalardan Kıbrıs etkilendi ada olarak. Birleşik Krallığın üslerinin mevcudiyeti bizleri askeri-stratejik anlamda etkiliyor. Bir hedef olur mu ada? Bu biraz zor çünkü karşı savaşım verilen örgütlerin şu anda aynı simetrikte kullanacakları konvensiyonel silahları yok, intihar saldırısı vs gibi eylemlerin de haliyle Birleşik Krallık toraklarına veya diğer koalisyon güçlerine yapmaları beklenebilir tehdit anlamında. Ancak askeri yönden özellikle Rusya’nın taleplerinin bu süreçte artması söz konusu olabilir. Öyle ki, insani konular-nakil bağlamında Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının da kullanabilecekleri bağlamında Anastasiadis’in Rusya’ya bir mesajı olmuştur Lavrov’un ziyareti esnasında…İnsani konulara baktığımızda bölgedeki gerilim ve savaş, sığınmacı akını bular elbette bizleri de ilgilendiriyor ve etkiliyor… Kıbrıs sorununun varlığından dolayı Kuzey Kıbrıs’ta etkili bir sığınmacı-mülteci politikasının oluşması çok zor. Yasal bağlamda bu konuda özveri gösteren vekiller var ancak Kıbrıs Rum liderliğinin de Kıbrıs Türk liderliğiyle bu konuya gereken önemi vermesi gerek ve güven yaratıcı bir adım olarak Kıbrıs sorununun çözümünü beklemeksizin adım atması gerek… Müzakere Sürecinin şu safhada çok derin bir şekilde olumsuz şekilde etkilenmesi belki mümkün değildir. Ancak ilerleyen zamanda Rusya-Türkiye geriliminin devam etmesi halinde Rusya’nın Kıbrıs sorununa bakışı ve BM Güvenlik Konseyindeki tavrının etkilenmesi pek muhtemel… Bu konu çok spekülatif o yüzden çok fazla yorum yapmak doğru olmaz, süreci izlemek gerek…
Havadis: Kıbrıs sorununun çözümündeki rol bölge için ne ifade eder?
Dr. Özsağlam: Kıbrıs sorununun çözümü gerek bölge gerekse tüm dünya için bir mesaj niteliğinde olur. İki farklı etnik kökene ve inanca sahip halkın ortak bir devlette buluşması uygarlıklar diyaloguna-iletişimine katkı sağlar diye düşünüyorum… Ancak bu katkının sağlanması için Kıbrıs konusuna taraf olan tüm kesimlerin hassas konularda çok dikkatli olmaları elzemdir….. Bu safhada örneğin Britanya İmparatorluğunun adamızdaki üslerine-statüsünün gözden geçirilmesi gerek… Aksi bir durumda, çözüm sürecinde veya sonrasına ilişkin Rusya ve diğer ülkeler de adamızdan farklı taleplerde bulunabilirler… Adanın savaş gemisi olarak anılmasından ben bir akademisyenden öteye bir insan olarak utanıyorum… İnsanların yaşadığı bir coğrafya burası yıllardan beri…
Havadis: Savaşa dahil olur mu Kıbrıs?
Dr. Özsağlam: Kıbrıs adası savaşa dahil olur mu diye sorsanız sanırım daha doğru olurdu… Adamızın bir parça toprağı savaşa dahil zaten, yani Britanya (Birleşik Krallık) toprakları…Savaşın etkilerini özellikle insani konularda yakından hissediyoruz… Düşünün ki daha 5-6 yıl öncesine kadar Mağusa-Lazkiye arasında deniz otobüsü seferleri vardı! Savaşın bizlere ne kadar yakın olduğunu bile sanırım bizlere anlatır. Dediğim gibi gerek KKTC gerekse Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu şartlarda savaşa dahil olması pek mümkün değil ancak insani ve ekonomik açıdan savaşın etkilerinden kaçınılmaz olarak etkileniyoruz….
































