Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Saray’da 100 gün

Mustafa Akıncı hafta içinde “Cumhurbaşkanlığı’nda 100 gün” başlıklı bir basın toplantısı düzenledi. Bu vesileyle toplantıya katılan gazetecilere, okunması kolay aynı ismi taşıyan bir de kitapçık dağıtıldı. Basın toplantısı iki buçuk saat sürdü. Bu hem bir “kamuya hesap verme” hem de “kısa sürede çok işler başardık” mesajını vermek amacına yönelikti.

Ben aktif gazetecilik yapmadığım için bu tür toplantılara katılmam. Ancak adıma davetiye gönderildiği için bu defa gitmek zorunluluğunu hissettim. Benim açımdan yararlı da oldu. Özellikle de gazetecilerin sorduğu soruları pek manidar buldum. Anladığım kadarıyla gazetecilerimizin azımsanmayacak bir kesimi, Kıbrıs’ın çözümü ile pek ilgilenmiyor. Daha doğrusu, Cumhurbaşkanı’nın öngördüğü bir çözüm şeklini benimsemiyorlar.
Sn. Akıncı’nın toplantıda söylediklerini çeşitli kaynaklardan okumuş veya duymuşsunuzdur. Onları tekrarlayıp kafanızı ütülemeye niyetim yok. Ancak basın toplantısında dikkatimi çeken birkaç noktaya parmak basmak istiyorum.
Sn. Akıncı karşı taraf ile ilgili söyleminde gayet tutarlı davranıyor: “Kendi toplumumuz için istediklerimizi öteki toplum için de istemeliyiz.” Rumlar bu netlikte bir söylem biçimini bir Türk liderin ağzından ilk kez duyuyorlar. Mehmet Ali Talat bile böyle bir söylem geliştirememişti.
Sn. Akıncı’nın bu söylemi, Rumları ikiye böldü. Bir yanda, Akıncı’nın iyi çocuk rollerinde Rum cephesini içten fethetmeye çalışan ve onu Erdoğan’ın maşası olan bir kukla olarak gören ve onu öyle göstermeye çalışan bir kesim. Bunlar aslında federal bir çözüm istemeyen ve Türklerin Rumlara eşitliğini hazmedemeyen EDEK partisi, DIKO partisinin Nikolas Papadopulos kanadı, Lillikas’ın Vatandaşlar Hareketi, Yeşillerin Berdigi kanadı ve kilise gibi gruplardır. (Aslında kilisenin son zamanlardaki tavrı oldukça tuhaftır. Başpiskopos, Anastasiadis’i destekler gibi görünürken Baf Piskoposu federal çözüme şiddetle karşı çıkıyor. Başpiskopos’un herhalde Cumhurbaşkanı’ndan bazı beklentileri olsa gerektir. Yarın o da gözlerini yumar, ağzını açarsa hiç şaşırtıcı olmaz.)
Öte yandan Akıncı’ya en az Anastasiadis kadar güvenen ve ona tüm Kıbrıs’ın cumhurbaşkanlığını bile lâyık gören bir kesim var ki İki büyük parti olan DİSİ ve AKEL taraftarları ile EDİ partisi ve DIKO’nun Garoyan destekçileri bunlar arasında sayılabilir. Bunlar ayrıca Kıbrıs sorununun yıllar içinde değil, aylar içinde çözülebileceğini savunuyorlar.
Sn. Akıncı da liderler görüşmeleri halihazırdaki tempo ile sürdürürlerse, ki sürdürebileceklerine inanıyor, sorunun üç-beş ay içinde çözülebileceğini ileri sürüyor. Hatta görüşmeler için Ekim, Kasım ve Aralık aylarının çok kritik olduğunu vurguluyor. Kesin bir tarih vermese bile belli bir hedefe işaret ediyor: Önümüzdeki mayıs ayı.
Gelen sene mayıs ayında Güney’de milletvekili seçimleri yapılacak. Sn. Akıncı bu sorunun seçim propagandaları başlamadan büyük oranda halledilmesini istiyor. Kendisi açıkça söylemiyor ama benim anladığım kadarıyla milliyetçi söylemin Kıbrıs’ta oy getirdiğini bilen biri olarak herhalde mesafe kat eden görüşmelerin milliyetçi söyleme kurban edilmesinden endişe ediyor. Ve herhalde bu konuda haksız da değil.
Sn. Akıncı “Halkın gönül huzuruyla onaylayabileceği bir anlaşmaya varmaya” çalıştıklarını ısrarla vurgulamak gereğini duyuyor. Amaç elbette bu olmalıdır. Ne var ki benim gördüğüm kadarıyla, Akıncı’nın da Anastasiadis’in de mülk konusunda her iki kesimin çoğunluğunun onaylayacağı bir formül bulmaları çok güç olacak. (Bulurlarsa da kendilerini ilk tebrik edecek kişiler arasında olacağım.)
Mülk konusu ile ilgili soruları yanıtlarken Cumhurbaşkanı epey zorlandı. Kimi soruları da yanıtsız bıraktı. Bunda haklı da olabilir çünkü henüz görüşülmemiş ve karara bağlanmamış bir konuda ahkâm kesmenin anlamı yoktur.
Cumhurbaşkanı, görüşlerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin iki kararına dayandırıyor. Biri Loizidu davası ki bu kararla “koçan sahibi”ne öncelik tanınıyor. Öteki de Dimopulos davası ki bu da “kullanıcı hakkı”nı öne çıkarıyor. Sn. Akıncı bu iki karara dayanarak bulunacak bir formülle işi halledebileceklerine inanıyor. Mülk sorununun “tazminat, takas ve iade” prensipleri çerçevesinde halledileceğini söylüyor. (Cumhurbaşkanı’nın bu “kullanıcı hakkı”nın ne olup olmadığını hukukçularına yeniden inceletmesi gerekiyor.)
Sn. Akıncı’ya sonuna kadar güvenip inanan Rumlar ciddi bir endişelerini dile getirmekten geri kalmıyorlar: “Ya bugün Akıncı’nın ‘Evet’ dediğine yarın Erdoğan kapris yapıp ‘Hayır’ derse ne olacak?”
Sn. Akıncı bizlere görüşmelerin Türkiye ile istişare içinde yürütüldüğünü söyledi. Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, gerek Başbakan Davutoğlu’ndan, gerekse Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ndan destek gördüğünü ifade etti ve üzerine basa basa şöyle dedi: “Türkiye hızlı bir çözümden yanadır.”
Rum tarafındaki çözüm yanlıları arasında yaygın olan bu kanıyı değiştirmek ve düzeltmek için birilerinin bir şeyler yapması gerekiyor. Bunu da en iyi yapabilecek kişi, Cumhurbaşkanı Akıncı’dan başkası olamaz.
Mustafa Akıncı’nın bir sonraki kapsamlı basın toplantısını Vali Konağı’nda yapmasını dilerim.