Köşe Yazarları

Samimiyet

KTEZO Başkanı Mahmut Kanber yazdı






Pandemi sürecinden bugüne kadar 15 ayı bitirip 16 aya doğru gidiyoruz. Sürecin başından bugüne kadar sürdürdüğümüz yapıcı, planlayıcı,sorumluluk alma çabası, kolektif çalışma isteği, zümrelerin değil toplumsal fayda için birlikte hareket etmemiz gerektiğine inandığımızı bu konuda,  mücadelemizi sürdürdüğümüz,  çalışmalar yaptığımız tüm toplum tarafından bilinmektedir.

Hal böyleyken ülkeyi yönetme sorumluluğunu “ben yaparım” diyerek tüm olumsuzluklara rağmen sorumluluk alan hükümetin, 16 aya varan pandemi nedeniyle kapalılık sürecinin başarısız olduğu tüm kesimler tarafından söylenmektedir. Kıbrıs Türk esnafı da bu konuda farklı düşünmemektedir.

Halkına toplumuna,  üreticisine, emekçisine ayrımsız tüm kesimlere eşit ve adil bir gelir dağılımını özellikle bu dönemde sağlamayan yöneticileri samimi bulmuyoruz.

Tabii bu süreçte halkının sorunları yerine, kurultaylar peşinde koşan ve nasıl seçim kazanırım diye planlar yapan bir yapı ile karşı karşıyayız.

Örnek alınması gereken  toplumuna çağdaş demokratik sosyal bir düzeni sağlayacak ülkelerden bir bakış açısı geliştirmek yerine, çıkarcılık, kimlikçilik, bölgecilik, üzerinden  varlıklarını sürdürmeyi tercih ediyorlar.  21. yüzyılda Orta Doğu ülkelerinde uygulanan yöntemlerle varlığımızı sürdürebilmemiz söz konusu değildir.

Bir ülkeyi yönetmek demek, kendi ideolojik eğilimlerinizi  bir kenara bırakıp halkımızın tüm farklılıklarını bir arada tutabilecek yöntemleri geliştirerek, söylemden çok eyleme dönüştürecek  kurumsal bir bakış açısı geliştirmektir. Bizim bunu yapacak hükümetlere ihtiyaç duyduğumuzu buradan çok açıkça söylemek istiyorum.

Bir ada ülkesi olan Kıbrısımız ada görüntüsünden çıkarak, çarpık kentleşmeden  tutun, sanayileşmeye, turizm,  yükseköğretim, üretim, ticaret ve hizmetler ekonomisi, esnaf ülkemizdeki hangi tanımlarla gelişimini sağladığını, hangi ekonomik model üzerinden ve planlama üzerinden bir kalkınma hareketine faydası olabileceği ile ilgili ülkeyi yönetenler tarafından hiçbir zaman bir model ortaya konmamıştır. NEDEN konmamıştır dersek,  gelişmiş ülkelerde toplumlara yön veren ve yaşamlarını kolaylaştıran sistemler kurulmuştur. Bizim ülkemizde böyle bir sistemin olması tabii ki ülkemizdeki siyasi yapıların beslenme kanallarını kesecektir ve  bu nedenledir ki yaşadığımız her seçimde birçok söylem icraata yansımayacaktır. Bunu samimiyetsizlik olarak görüyorum. Yaşadığımız bu günlerde hükümetlerin en büyük şansının aslında pandemi olduğunu görmemiz gerektiğine inanıyorum. Çok uzun süredir  ülkemizdeki sosyo ekonomik koşulların  doğru gitmediğini biliyoruz. Son 5 yılı değerlendirmek gerekirse en az 2 kez devalüasyon yaşadık. TL’deki değer kaybı bir yana, ülkedeki çarpık ticaret biçiminden dolayı zaten zor günler geçiriyorduk.

İsteyenin, istediği İşletmeyi istediği yerde açabileceği, yeterince standartların aranmadığı, paranız varsa bir mahalleyi satın alıp istediğiniz şekle sokabileceğiniz sermaye düşkünlüğü, üretimi, kültürü önemsemeyen, ticari şekillenme, turizmde halkla iç içe olmayan bir modelin etkin bir şekilde yapılması, yükseköğretimin sürdürülebilir bir hale gelmesi için nitelik yerine sayısal büyüklük üzerinden bir rekabet biçimi geliştirilmesinin sonucunda bugünkü yaşananlar ortaya çıktı. Bu sorunları çözmek de beceriksizlik gösteren sorumlular, küçük ve orta boy işletmelerin ihtiyaçtan fazla açılması ve bu nedenle kalite yerine kalitesizlik üzerine rekabetin geliştirilmesi, Ada ülkesi sanayileşmesini geliştirememe, kısıtlı topraklarımızı bu uğurda yok ederek tarımsal faaliyetlerimizi yeterince kullanamama, inşaat sektörünü beton ekonomisi üzerinden okuyan bir yapı ile karşı karşıyayız.

Bu çerçevede ülkedeki yerel işgücünü, yerel kaynakları ve yerel ekonomiyi geliştirici, planlayıcı ve destekleyici bir modele ihtiyacımız olduğu kesindir. Ancak bu modeli destekleyecek, savunacak cesaret, beceri ve yerel kimliğe sahip çıkacak  iradeye ihtiyacımız vardır. İki toplumlu bir adada yaşarken Güney Kıbrıs’ta  yaşayanların refah ve hakları ile Kuzey Kıbrıs’ta  yaşayanların refah ve hakları arasındaki farklığın ortadan kaldırılması için, iki toplumun ekonomik sosyal kültürel anlamda birbirlerine pozitif etki yaratacak dayanışma ve işbirliklerini önemli bulur ve savunuruz. Kapıların açılması ile aslında gördük ki iki kesimin de ekonomik faaliyetlerinde gelişme yaşandı. Ticaret hacminin büyüdüğünü ve her iki toplumun karşılıklı ihtiyaçlarına yönelik işletmeler açıldığını, buralarda istihdam yapıldığını, ülke ekonomisine doğrudan katkı konulduğunu görmezden gelerek, kara kapılarının açılmasını  başka tanımlamalara, siyasal bakış açısı noktasından değerlendirilmesini samimiyetsizlik olarak görüyorum.   Dolayısıyla Ülkemizde yaşanan tüm sorunların son 16 aya sıkıştırılmasının doğru bulmadığımı belirtmeliyim. Ancak pandemide yaşananların, ülkeyi yönetme sorumluluğu alanların başarısızlığı   olduğu tüm kesimler tarafından biliniyor ve sorgulanıyor. Bu nedenledir ki bu süreç böyle yürümeyecek. Esnaf ve tüm bileşenleri bu mücadeleyi mutlaka ve mutlaka bir an önce toplumsal faydaya dönüştürebilmek adına, tüm dünyada uygulanan yöntemlerin bir an önce bizim ülkemizde de,  bu kriterlere bağlı olarak ülke ekonomisini ayağa kaldırabilmek için tüm kesimlerle birlikte hep söylediğiniz “dayanışma ve mücadele” için hazır olduğumuzu söylemeliyim.







Başa dön tuşu