Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sahi! Bu konferans Niçin Düzenlenmişti?

 

Dört gündür Cenevre’deki toplantıyı basın üzerinden izlemeye çalışıyorum. Samimi söylemem gerekiyorsa kafam hala daha çok karışık. Bir taraftan çok olumlu mesajlar gelirken, diğer taraftan ise içerikte önemli ilerlemeler olduğuna dair bir bilgiye ulaşamıyorum. Örneğin, “Dönüşümlü Başkanlık” konusunun hala daha anlaşılmadığı duyumlarını alıyoruz. Mülkiyet ise tarafların aldıkları ilk pozisyonlarında durmaktadır. Açıklamalardan anladığım hala daha müzakereciler, anlaşabilecekleri ikincil konuların listesini hazırlanıp, önemli anlaşmazlıkların üzerine bir türlü gidilmemektedir. Kıbrıslı Türklerin olmazsa olmazı olan “etkin katılım” konusunda da yeterli bir ilerleme sağlanmadığı iddia edilmektedir.

 

Haritalar ise açık bir şekilde iki tarafın pozisyonlarının ne kadar farklı olduğunu simgelemektedirler. Eğer Politis gazetesinin yazdığı doğruysa Rum tarafı Omorfo, Karpaz ve Değirmenliği istemekte ve Kıbrıslı Türklerin elindeki kıyı şeridini ise %40 oranına çekmek istenmektedir. Sunulduktan sonra acilen kasaya kaldırılmış ve daha sonra müzaker edilmek için bekletilmektedir. Çözümün finansal maliyeti ise hala daha muğlaklığını korumaktadır. IMF ve Dünya Bankası’nın eksersizleri sadece maliyetin rakamlarıyla ilgiliydi. Bir de bu örgütler yakın bir zaman önce çözümün esas kaynağını Kıbrıs olarak işaret etmişlerdi.

 

Eide ise zirveyle ilgili çok olumlu konuşmaya devam etmesine rağmen, bu zirveden referandum tarihi çıkmayacağını zaten bir süredir dillendirmeye başlamıştı. Anlaşmanın ilk defa Kıbrıslılar tarafından yazıldığını, bunun çok önemli olduğunu ama daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu da eklemeden durmamaktadır.

 

Diğer yandan, Zirve, Garantör Ülke temsilcilerinin Dışişleri Bakanlarının ve BM Genel Sekreterinin katılımıyla dünden itibaren daha da bir önem kazanmış durumdadır.

 

Dünkü konuşmasında Birleşmiş Milletlerin yeni Genel Sekreteri Guterres’in Kıbrıs konusunda biraz daha antremana ihtiyacı olduğu görülmüştür. Ama ona rağmen bence söyledikleri arasındaki en önemli şey “Quick fix”, yani aceleye getirilmiş bir çözüme değil de sağlam ve sürdürebilirliği olan bir çözüme ihtiyacımız vardır sözüydü. Yani utangaç bir şekilde gidilecek yolun hala daha uzun olduğunu ima etti. Bu da Türk tarafının takvim ısrarlarını sanırım bir nebze havaya uçurdu. Yani ucu açık bir şekilde devam etme.

 

Öte yandan, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ise “Kıbrıs’ta on yıllardır devam eden müzakerelerin ucu açık bir şekilde sürdürülmesinin kimseye bir yararı olmadığını” söyleyerek durumu kurtarmaya çalıştı bugünkü konuşmasında. Çavuşoğlu ayrıca Garantörlük ve güvenlik konusu için “Bölgemizin içinde bulunduğu ortam da dikkate alındığında, 43 yıldır adadaki güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olan ‘Güvenlik ve Garanti’ düzenlemesinin devam etmesi bir gerekliliktir. Bu konunun, adadaki gerçeklerle uyumlu bir anlayışla değerlendirilmesini bekliyoruz” diyerek Garantörlük pazarlığının çok çetin geçeceği mesajını verdi bize.

 

  1. Dışişleri Bakanı ayrıca, varılacak kapsamlı çözümün temel unsurlarının AB birincil hukuku haline getirilmesinin, anlaşmanın hukuki güvenilirliği ve kesinliği açısından vazgeçilmez olduğunu da iddia edecekti. Yani Türkiye kartlarını resmi “zero” noktasından açmış oldu böylece. Yunan Dışişleri Bakan’ının hangi pozisyonda olduğuna girmek bile istemiyorum.

 

Uluslararası Toplumun yarattığı bu “Olumlu” atmosferin ne kadar devam edeceğini bilemiyorum ama önümüzdeki birkaç gün içerisinde eğer bazı somut adımlar atılmazsa, herkes Cenevre’ye bakıp bu kapsamda bir “High Level” konferansın niye düzenlendiğini sorgulamaya başlayacaktır. Yani gerçek anlamda ilerleme olmadan, takvim olmadan, niye böyle büyük ve önemli bir Konferansa gidildiğini ben şahsen şimdiden merak etmeye başladım. Bu gidişle, dağ galiba fare doğurmak üzeredir.

 

İnşallah önümüzdeki günler “gerçek” ilerlemelere gebedir. Yoksa aksini düşünmek bile istemiyorum.