Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Safa-Doğandor Olayı Ve Düşündürdükleri

Kıbrıs Türk medyasına girdiği günden bu yana, eli-yüzü düzgün bir işi yok.

İlk günden bu yana ciddi bir gazeteci kıyımı var.
Başka sektörlerde ciddi paralar kazandı.
Yurt dışında…
AK Parti ile birlikte, “AK Parti Kıbrıs bayiliğine” soyundu…
Bir taraftan “Müslümanlığı” kullandı…
Diğer taraftan “kumarhane açmak için” UBP ile iş birliği yaptı.
Ali Özmen Safa…
Hepinizin anladığı gibi…
Kimleri kimleri çalıştıkları işyerlerinden edip sonra da “çıkarına ters” diye kapı önüne koymadı ki.
Şimdi de gerekçesi “basın meslek ilkeleri ve tarafsızlık kurallarına uymadı…”
Kim?
Haluk Doğandor.
Haluk Doğandor’un Ali Özmen Safa tarafından kapı önüne konmasına üzüldüm.
Ama şaşırmadım.
Neden mi?

Ayşemden Akın olayı
Ayşemden Akın, Ali Özmen Safa’ya ait gazetede uzun süre çalıştı.
Hem de geceleri sabahlara katarak.
Ama kapı önüne kondu…
Neden?
Yazdığı bir yazı nedeni ile…
Ne yazmıştı Ayşemden?
“Ne Rum’a yama, ne Türkiye’ye rehin…”
O yazıda başkasına atfen kaleme aldığı, “Geldiğiniz gemiler batsın” cümlesini içeren hikayeye de yazısında yer vermişti.
Ayşemden aleyhine bir kampanya başlatıldı…
“Türkiye insanının geldiği gemiler batsın” dedi gibi bir kampanyaya döndürüldü.
Tepkiler artınca, ne yaptı Ali Özmen Safa?
Ayşemden’in işine son verdi.
Peki sadece Ayşemden mi?
Rasıh Reşat?
Artun Çağa?
İbrahim Özdamlı?
Ümit Bahşi?
Hüseyin Güven?
Taner Ulutaş?
Hepsi de mi kötü gazeteci?
Değil elbette… Ama hiçbirinin arkasında durmadı.
Siyasilerden baskıyı yediği anda, kapı önüne koydu…
İşte o günlerde, “seve seve” Ali Özmen Safa’nın tetikçiliğini yapan…
Ahlaki sorunları olan ve “tetikçilik ve çanak yalayıcılıkla” hayatını kazanan bir şahsın yetiştirdiği Adem Uslu isimli kişiye “Sen gazete emekçisisin tetikçi değil” demiştim.
Başka ne demiştim Uslu’ya:
“Bir düşün Adem arkadaş…
“Onurlu gazeteci” olmak yetmez…
Patron olan için…
Çıkarı için gazete sahibi olanlar için…
Sen onurunla gazetecilik yaptığın anda zaten seni kapı önüne koyar…
Bir bakan, Başbakan, daire müdürü telefonu yeterlidir işsiz kalman için.
Bu nedenle, sen basın emekçisi olarak benim yazdıklarımı doğru algıla…
“Onurlu” ya da “onursuz” demedim ki ben yanında çalışanlar için.
Gönüllü tetikçilik yapanlar da vardır elbet…
Ama bir gün gelir, o tetikçilere de ihtiyacı kalmaz…
Tablo ortada…
Dediğim gibi… Senle ilgili bir olay yok.
Ucuz kahramanlık yapmana da gerek yok. Bugün o bahsettiğin “aferimi” aldın herhalde…
“Aferim” için çaba harcadığın da belli…
Gün gelir, devran döner… 
Geçmişte de yazıları ile Safa’nın yüce çıkarlarına hizmet edenler vardı, neredeler bugün?
Aman ha sen sağlam bas…
Emekçisin sen… Tetikçi değil!!!
Bu yazdıklarımı anladı mı bilmem… Sanmam da. Zira “damdan” düşme gazeteci olunmaz. Ama zaman kimi haklı çıkardı?
Tablo nettir…

Peki Doğandor ne yaptı?
Bu süreçlerin hepsinde, Haluk Doğandor da Star Medya Grubu’nda çalışmaktaydı.
Bir bir giderken arkadaşları…
Hep Ali Özmen Safa’nın yanında durdu.
Ben Ayşemden’e, Ümit Bahşi’ye sahip çıkarken, ekranlardan bana salladı.
Zira bir bir çalışma arkadaşları gazeteden atılır, ekrandan alınırken, hiç ses çıkarmadı.
Bunlarla da yetinmedi Doğandor.
Safa’nın Karpaz bölgesindeki yatırımlarının bekçiliğine soyundu.
Kim bölgeye yatırım yapacak olsa, kamerası ile Doğandor orada oldu.
Ekran önünde “çevreci” kesilirken Doğandor, aslında perde gerisinde de Safa’nın tetikçiliğini yaptı.
Bunları yazarken üzülüyorum.
Ama Kıbrıs Türk basın tarihi, bu yönden de okunmalı.
Şimdi sıra Haluk Doğandor’a geldi.
Safa, kendi kişisel çıkarları için Doğandor’un da işine son verdi.
Kimse işsiz kalmasın.
Bu enerjisi ile eminim Doğandor iş bulur. Burada bulamazsa, Türkiye’de bulur.
Ama bizim sorunumuz çok daha faladır.
Kıbrıs Türk medyasında var olma nedenleri sadece ve sadece “yatırımlarını korumak ve yeni yatırımlar için siyaseti tehdit etmek” olanlara koltuk değneği olmayı kabul edenler…
Gün gele, kullanılıp bir kenara atılırlar.
Rasıh gibi, Artun Gibi, Güven gibi, Özdamlı gibi isimler “istifa edip ayrılmayı” erdem sayarken…
“Tetikçiliği gazetecilik ile karıştıran” ve geride çok sayıda kırık kalp bırakan Doğandor gibileri de kendi sonunu hazırladı.
Yarattıkları canavar, gün geldi kendilerini yuttu.
Ses çıkarmadılar, arkadaşları bir bir istifa ederken ya da işten atılırken sustular…
Şimdi de feveran ediyorlar.
Oysa Doğandor’u kapı önüne koyan “Gazete patronu Ali Özmen Safa” hiç değişmedi. Hep aynıydı.
Sadece Doğandor’a sıra yeni geldi.
Bu yazı haşa “oh olsun” yazısı değildir.
Yüreğim sağlamdır. Geniştir. Üzülürüm… Kahrolurum. Başka bir şeydir.
Dün bana Safa’yı savunmak için ekranlardan ve gazetesinden “küfür edenler” bugün yine Safa tarafından kapı önüne koyuluyorlar.
Arkadaşları bir bir işten atılırken ya da istifa ederken “işsiz kalanı” değil, “patronunu” savunanlar, bugün aynı duruma düşmüşlerdir.
“Güçlünün değil haklının yanındayız” diye övünenler, aslında haklı olsalar da “güçlünün” kendilerini bir bir ezdiğini yaşayarak öğrendiler.
Gazeteciler “patronlarının” çıkarı için çalıştığı sürece, bilecekler ki “çıkar yönü” değişince, kendi görevleri de bitecek…
Ta ki ne zamana kadar?
“Patronları kendilerine yeni bir tetikçilik görevi” verene kadar.
Doğandor kusuruma bakmasın ama…
Acı tablo budur.
Kendi yarattığı canavarın kurbanı olmuştur.
“Güçlüyü” değil, “doğruyu ve haklıyı” savunmak hepimizin görevidir.