Köşe Yazarları

Rüzgarlı havalar







Pencere aralık; sert rüzgar panjurların gındırığından içeriye dalmaya çalışıyor.




Hava biraz soğumuş, aylardan aralık.



Bulutlar zaman zaman sert rüzgarlarla sürüklenip yok oluyorlar; bakarsınız hava birdenbire masmavi.

Sonra öbek öbek doluşmaya başlıyorlar yine; bakarsınız gök kül rengine kesmiş birdenbire değişmiş…

Bazan böyle olur gün boyu sürer gider, başınızın üstünde bir tepişme…

Böyle havalarda bir köşeye çekilir insan, yağmurun, rüzgarın uğultusuna kulak verir, sanki bir şey anlatacaklarmış gibi…

Eskiden böyle havalarda Girne Kapısı’nda Efe’nin kahvehanesi tıka basa dolardı.

Bisikletler ayakçaları marifetiyle sekilere kondurulur, kahvehanenin içi sigara dumanından görünmez hale gelir; camlar buğulanırdı.

Baharatlı çay ve kahvelerle vakit geçirilirdi.

Lefkoşa surları birçok topa tüfeğe direndiği gibi, sert rüzgarlara da direnirdi.

Efkalipto ağaçları çılgına dönerdi sanki; her yaprağında ve dalında bir bağrışma.

Böyle havalarda en çok servi ağaçları görülmeye değerdir, nasıl da bir oyana bir bu yana yıkılmadan ve sanki bir ahenk içinde gidip gelmekte, dans eder gibi…

Sert rüzgarların kuşları pek sevindirdiği söylenemez.

Küçücük kanatları çırpmayı unutur belki de ya da o gücü bulamaz kendisinde.

Ama sevinçten çılgına dönen bir tek şey varsaydı o da yel değirmenleriydi.

Rüzgarlı havalar onları heyecanlandırır, kim daha hızlı dönecek bir yarış içerisine girerlerdi sanki.

Bu yüzden böyle mevsimlerde Köşklüçiftlik’in kendine özgü bir müziği vardı.

Lefkoşa’nın bu güzel bölgesinde birçok evde yel değirmeni olduğundan hep birlikte dönerler ve semtin müziğini oluştururlardı…

O yel değirmenlerinden bir tek Yenişehir’de kaldı; başka bir bölgede var mı bilmiyoruz…

Her mevsim, yaşanmış başka mevsimleri anımsatabilir fakat bir bakarsınız her şey çoktan değişmiş.

Hiç değişmeyen yerler mezarlık alanlarıdır.

Merhumun başına hangi taş dikilmişse öylece orada durmakta ki kaç nesil gelip geçmiştir.

Geçenlerde Lefkoşa mezarlığında Aynalı’nın mezarına rastlamıştık.

Ölüm tarihi hakkında çelişkili bilgiler varken, mezar taşında 1966 yazıyordu.

Bilindiği gibi ve söylendiğine göre Aynalı, İngiliz adaya geldiğinde 7 yaşlarındaydı; bir bayrağın indirilişine başka bir bayrağını çekilişine tanık olanlardandı…

Mezarlar nesiller arasındaki uçurumu birleştiren tek yelerdir.

Bizim buralarda bu konulara pek önem verilmediğinden, eski mezarlıkların tarumar edilmesi ve ortadan kaldırılmasıyla geçmişe dair birçok ipucu da sökülüp atılmıştır…

Ne demezsiniz!

Mevlevi Tekkesi’ni bile yıkmayı düşünmüşler bir zamanlar!

Bunları düşünenler günümüzde bolca kulaklarımıza kadar ulaşan bir deyişle “yerli ve milli” lerdi!

Bu yerli ve milliler var ya!

Neyse…

Konumuz rüzgarlı havalardı

Bulutlar yine toplandı; panjurlar gındırık…









Başa dön tuşu