Köşe Yazarları

RÜZGAR, YAĞMUR VE GÜNEŞ


Rüzgar, güneş ve yağmur bir araya gelir dar sokaklara dalarlardı okulları yeni açılmış çocukların sevinci gibi.

Bazan sırayla gelirlerdi: Önce rüzgar, sonra bulutlar, sonra güneş.

Kalktığı yerden orta şiddette şehere varan serin rüzgarlar, önce Kanlıdere’deki efkalipto ağaçlarına, Köçklüçiftlik’teki çam ve servilere vura çarpa ilerler, sonra Venedik duvarlarında az hız keserek dar sokaklarda kendine yer arar, en sonunda yorulmuş bir yolcunun sekilere oturup dinlenmesi gibi dururdu birdenbire o sokaklarda.

Onu bulutlar takip ederdi.

Güneş Cirit Sahası’nda oyunları izler gibi vaziyet aldığı sırada, bulutlar toplanırdı parça parça ki güneş parça bulutların arasında pusu kurar gibiydi ama aslında öyle değil sırasını beklerdi: Önce rüzgar sonra bulutlar…

Böyle zamanlardı mevsim sonbahar.

Üçünün de çok sevildiği mevsimdi, hele de ekim ve kasım aylarında.

Üçü de hoş gelir sefa gelirdi Lefkoşa sokaklarına; her birine hasret vardı; Rüzgar sertleştiğinde bulutlara, yağmur yağdığında güneşe hasret…

Bulutlar keder değil sevinç taşırlardı; yağmurlar keder büyütmekten uzaktı sevince boğardı kenti tam aksine.

Sonra ansızın, borozanlar çalıp işaret alınır gibi başlardı yağmaya yağmurlar kentin üzerine.

O anlarda Girne Kapısı’ndan Sarayönü’ne oradan Arasta, Bandabuliya, Ayasofya ve ta içerilere kadar toprak kokusu yayılırdı her yere; ağaçlar, yapraklar ve tekmil her şey yağmurla buluşmanın müthiş sevincini yaşardı.

Ahşap kapılar, ahşap panjurlar ve evlerin içinde avlular ve sokaklarda çeşmeler ve yatırlar ayağa kalkar sevinçlerini gösterirlerdi sanki.

Ne sert esen rüzgarlar, ne umulduğundan fazla yağan yağmurlar, ne yazdan kalma yakıcı güneş eskitmezdi şeheri.

Hiçbir kapının düştüğü, hiçbir panjurun harap hale geldiği, hiçbir sokağın çöktüğü, hiçbir evin düştüğü görülmemişti.

Avlularda nar, akasya, mersin, yasemin, narenciye ve hurma ağaçlarının yüzü güler; kurşun değil sevinç ve neşe toplarlardı gökyüzünden…

Şeher denilen bu kent insanlarıyla vardı; onlarla güzeldi, onlardı biçimlendiren hayatı; kapıları da, panjurları da, sokak çeşmelerini de, surlariçindeki okulları da, camileri de, yatırları da ve her yeri.

Onlar yoksa o ağaçlar sevinç toplayabilir miydi?

Yağmurlardan sonra bulutların usulca dağılıp güneşin tekrardan görünmesine gelirdi sıra.

Bu vakitlere en çok havada kanat çırpan ne varsa onlar sevinirdi.

Duvarları ve damları ıpıslak evler yüzlerini ve göğüslerini güneşe çevirmiş ayçiçekleri ya da bir başka adıyla günebakan çiçekleri gibiydiler ya da ne bileyim akasya ve efkalipto ağaçlarının dallarına sığınmış serçeler gibi.

Yani demek istediğim, yağmurla birlikte güneşe hasret büyüten kuşlar gibiydiler…

Diyeceğim şudur:

Şimdi bu kenti, bu aynı rüzgarlar,

Aynı yağmurlar,

Aynı güneş eskitiyor!

Sahiplerinden uzak…

Sevinç yerine keder topluyorlar insanlarından uzak…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı