Köşe Yazarları

Rüşvetin belgesi yoksa da tanığı var…








Rüşvet konusu bu ülkede hep konuşulmuştur. Vatandaşın vicdanında, bir şekilde rüşvetin geçerli olduğu algısı vardır ve bu nedenledir ki, siyasete güven her zaman yerlerdedir.




Öyle olmasa, hala insanlar Bakanlara rüşvet teklif edecek cesareti bulabilir mi?



Geçtiğimiz akşam BRT’de konuk olan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, büyük bir açık yüreklilikle, kendisine rüşvet teklifleri yapıldığını söyledi.

Hem de birden çok kişi tarafından, aracılar vasıtasıyla.

Hayrete düştüm… Yanlış anlaşılmasın, bu ülkede Bakan’a rüşvet teklif edilmiş olmasına değil, Bakan’ın tavrına hayret ettim.

Genç Bakan’ın böyle bir teklif karşısında hayal kırıklığına uğradığını, reddettiğini, canının sıkıldığını yüz ifadesinden rahatlıkla anladık. Kendisi de söyledi zaten.

Ancak programdaki gazetecilerin bunu yargıya götürüp götürmeyeceği sorusuna karşılık, “rüşvetin belgesi olmaz” diye bir yerleşik terim olduğunu, kendisinin bu teklifi yapanların “ağzının payını verdiğini” ve o kişilerle asla bundan sonra görüşmeyeceğini söyledi.

Biz bunu daha önce de yaşadık. Çeşitli makam sahipleri defalarca böyle tekliflerle karşılaştıklarını söylediler. Ama hiç biri yargıya ulaşmadı. Açılan davalar da bir şekilde sürdürülmedi, unutuldu gitti.

Bakın, bugün bir benzerini Bakan Atakan’ın başına gelenlerle yaşıyoruz…

Ben Atakan’ın başka türlü davranmasını beklerdim. Hatta bu dönem sonunda siyasetten ayrılmayı dahi düşünen biri, siyasete giriş nedeni yolsuzlukla, rüşvetle mücadele olan biri, neden elindeki bilgileri polise aktarmaz? Rüşvetin belgesi belki olmaz ama, tanığı var değil mi? Çünkü ortada yapılan bir teklif var. Üstü kapalı ya da açık. Kendisi bunu rüşvet teklifi olarak algılamışsa, iş bitmiştir. Gidilecek tek yer, polistir.

İşte bu tutumlar nedeniyle, “bu ülkede işler rüşvetle döner” yargısı, bir kez daha katmerlenmiştir. Rüşvetle, yolsuzlukla savaşmak; temiz toplum mücadelesi vermek, rüşveti reddetmekle değil, yargıya götürmekle mümkün olur…

ASLINDA GÜZEL ŞEYLER DE OLUYOR…

Sessiz sedasız geçen bir Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (teknopark) Yasası var. Sanırım Kasım’da geçti. Üniversitelerle, özel sektörün birlikte, teknolojik bilgi üretimini amaçlıyor.

Ama en önemlisi, “Yüksek ve ileri teknoloji sağlayacak yabancı sermayenin ülkeye girişini hızlandıracak alt yapının oluşturulması” hedefleniyor.

Şimdi buna bağlı olarak bir de “Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Yasası” hazırlanıyor. Tasarı Meclis Komitesinde. Bununla da, teknoloji yoğun üretim, girişimcilik ve araştırma-geliştirme yatırımlarının düzenlenmesi, teşvik edilmesinin esasları ortaya konacak.

Becerebilirsek, müthiş bir olay olacak. İşte Hindistan. Daha 20 yıl önce halkını beslemekten aciz ülke şimdi, ayakkabı üretir gibi bilişim ürünü üretiyor. En büyük ihraç ürünü, yazılım. Geçen yıl yaptıkları yabancı yatırım anlaşmaları 22 milyar doları bulmuş.

İşte bam teli. Kurulmuş, kalkınmış, kazancını garantiye almış sektörlere teşvikleri, destekleri, vergi muafiyetlerine son verip, bu işe baş koymak gerek.

Burada da trik nokta, teknolojiye sahip yabancı sermayenin girişini sağlamak.

Yani cazip kılmak. “Neden Kuzey Kıbrıs” sorusuna tartışmasız yanıtlar hazırlamak.

Hindistan, teşvikler, vergi muafiyetleri yanında, yabancı sermaye için şirket kurma serbestisi tanıyor. Bu çok önemli bir unsur. Ancak aldığımız bilgilere göre, KKTC’de hazırlanan yasalarda yerli-yabancı ortaklığı şartı var. Hatta yerli ortak hissesinin yüzde 49 gibi olduğu bilgisi geliyor. Oysa gelecek olan sadece para değil, teknoloji. Adam teknolojisini getirecek, milyarlarca liralık da yatırım yapacak, yerli ortak buna ne katkı verecek? Kimde böyle bir know-how var? Sadece para mı? O zaten var.

Böyle çağdaş bir olanaktan yararlanmak isteniyorsa, köhnemiş tabuları yıkmak gerekiyor.

Umarım bu konuda mucizeler yaratmış örnekler takip edilerek, düzgün bir yasa çıkar.

Yoksa istenen hedefe ulaşmak imkansız gibi…

 

YERİN KULAĞI VAR

ŞİMDİ NE OLACAK?:

Hükümet, 2018’in son üç ayında çıkacak enflasyon oranını hayat pahalılığına yansıtmama kararı almıştı. Yüksek çıkacağını, ödeyemeyeceklerini düşündüler. Şimdi bu aylar için enflasyon eksi çıktı. Yıllık enflasyon da, verecekleri artışın yüzde 2 altında oldu. Bu durumda memur, havadan yüzde 2’lik zam almış olacak. Bunun da bütçeye 120 milyon lira ek külfet getireceği iddia ediliyor. E, bütçenin 800 milyon açığı var zaten. Şimdi ne olacak?…

 

KİM YAPACAK?:

Havadis’in dünkü manşetten ve isim isim verdiği “İmamlar Okullarda, Camiler Boş”haberi üzerine arayan bir okur, bazı imamların Din İşleri Dairesine memur, bazılarının da yasada olmamasına rağmen “bölge müftüsü” olarak atandıklarını iddia etti. Başbakanlığa bağlı bir daire olan Din İşleri Dairesi’ni kontrol etmek, oralarda neler dönüyor diye denetlemek zor mu? Ortada yıllardır dönen bunca şaibe varken.

 

RAPOR TAMAM DA: 

Aralık ayında yaşanan ve dört gencimizin hayatına mal olan sel, taşkın ve toprak kayması olayları ile ilgili KTMMO Birliği’nin hazırladığı 2 rapora göre Ciklos mevkii olarak bilinen yolda mühendislik hatası olduğu ve Girne-Lapta istikametindeki ana yolu su basmasına karşı koruyucu menfez ve drenaj sistemlerinin yeterli olmadığı ortaya çıktı. Yani insan hatası olduğu kesinleşti. Şimdi bu yolu yapan firma için ne gibi bir işlem başlatılacak merak ederim. Maddi kayıplar bir yana, giden dört canın hesabı sorulacak mı, yoksa “geçti gitti” deyip işin peşini bırakacak mıyız. Bekleyip göreceğiz…

 

ÇÖPÜMÜZDE BOĞULMUŞUZ:

Mühendislik hatası, doğaya kafa tutma, umursuzluk, plansızlık, hepsi var. Ama bir tanesi var ki, en utanç verici olanı. Hani bizim görüp de görmezden geldiğimiz, gelen giden turistin söylediği “pislik”… Derelerin, kanalların, menfezlerini önünü tıkayan çöpmüş, çöp. Sonunda çöpümüzde boğulduk. Olacak olan buydu…

 

KAVGA EDECEKLERMİŞ:

Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Naimoğulları, “160 milyon TL’lik bütçe ile bu iş olmaz, gerekli düzenlemeler yapılmazsa, bu yıl çok kavga edeceğiz” açıklamasında bulundu. Keşke sürekli isteyeceklerine, biraz da vermeyi öğrenseler. Örneğin et fiyatlarının neden bu kadar yüksek olduğuna, güneyden yapılan et kaçakcılığının önünün nasıl alınacağına da biraz kafa yorabilseler. Çiftiçiye ver, narenciyeciye, hayvancıya ver, olmadı kuraklık parası öde. İyi verelim de nereye kadar be kardeşim…

 

AMAN DİKKAT:

Taşeronlarla ilgili dünkü yazımdan sonra özellikle İskele belediyesiyle ilgili ilginç iddialar aktarıldı bana. Taşeron olayının önünü Sayıştaylığın açtığını iddia eden kaynağım, İskele belediyesinin neredeyse tüm işlerini taşeronlara yaptırdığını, ancak bölge itibarıyla geliri oldukça iyi olan ve sadece yüz personeli olan belediyenin taşeronların maaşlarını ödemekte zorlandığı ve borçtan kurutulamadığını iddia etti. Demiştik ya, bu yetkiyi alan başkanın nerede duracağı belli değil.  Çünkü yasal personel istihdamı gibi bir kısıtlaması yok…

ZİRVEDEKİLER  

Mehmet Harmancı: “Bu ülkede statü sahiplerinin oğulları ‘çürük’ çıkartılıp askere gitmeyecek, gidenlere geri planda eften püften işler verilecek, bedelli hakkı kazanan sınıf farkı sahipleri para ödeyerek askerlik yapmayacak ama içi, vicdanı bunu yapmak istemeyene meda zori askerlik yaptırılacak, hayır bu kişiler belki de daha uzun süreli bir kamu görevi ifa edebilmeli, sosyal hizmetlere yardımcı olabilmeli ülke bundan daha büyük bir fayda sağlamaz mı?”…

 DİPTEKİLER

Eviniz Camdan Olmayacak: Vicadni red bir tercihtir, saygı duyarsınız veya duymazsınız ancak, insanların tercihlerine hakarete varan söylemlerle saldıranlar, daha düne kadar askerlikten kaçmak için çürük raporu alanlar, 15 günlük bedelli yapanlar olunca pek inandırıcı olmuyor. Zaten bu çocukları askerden de, ülkesinden de soğutan bu pis siyaset değil mi? Birilerine taş atacaksanız, eviniz camdan olmamalı…





Başa dön tuşu