Rum toplumunu çok iyi tanıyanlardan biri sayılırım. Ana dillerini iyice bilmem, küçükken nenelerimin anlattığı hikayelerin çoğunun daha sonra Homeros’un yazdıklarıyla örtüşmesi, Rumları kültürel olarak da tanımamda bana çok yardımcı oldu.
1978 yılından beri Rum toplumu ve Rum siyasi liderlerinin hemen hemen hepsi ile iyi ilişkilerim oldu. Bu ilişkiler, her iki toplumu tanımamda bana çok yardımı oldu.
Sık sık Rum toplumu içerisindeki gerek sade vatandaşlarla, gerekse siyasi liderliklerle her konuda fikir alış verişimiz oldu. Kıbrıs Türk toplumunun bir parçası olmak da bana Kıbrıs Türkleriyle ilgili önemli gözlemler yapma şansı verdi.
Gerçekte, Kıbrıs Sorununda Türklerin Rum gibi, Rumlarınh da Türk gibi düşünmesi gerekmektedir.
Bu yapılmadıkça, bu düşünce tarzı ANA AKIM OLMADIKÇA, Kıbrıs’ta doğru bir temele oturacak bir çözüm sağlanamaz.
Türklere göre:
Türkler Kıbrıs’ta azınlık olduğu için, Rumlar tarafından yönetim kademelerinde kendilerinin dikkate alınmamasından şikayetçidirler.
Türkler, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin kurucu ortağı olmalarına rağmen, 1963 yılından sonra Cumhuriyetten atılarak, GETTO hayatında uzun yıllar geçirmelerinin esas sorumlusunun Rum yönetimi olduğunu düşünmektedirler.
Gerek Annan Planında, gerekse Montanasürecinde adanın birleştirilmesi çabalarına Rumların karşı çıkmalarını, Kıbrıs Türk toplumu ile hükümeti paylaşmayı İSTEMEME olarak değerlendirmektedirler.
Türk toplumu, Rumlar arasında ırkçı ve dinci görüşlerin yaygın olmasından çok rahatsızdırlar. Rum okullarında, Rum kilisesinin onayının olmaması halinde, Rum Eğitim Bakanının seçilememesinin çok sakıncalı olduğunu değerlendirmektedirler.
Rumlar eğitim alanında devrim yapıp, özgür ve laik bireyler yetiştiremedikçe, Kıbrıs’ta barışın mümkün olamayacağını düşünmektedirler.
Rumlara duyulan güvensizlik nedeniyle Kıbrısta GARANTİLERİN DEVAMINDAN yana bir politikayı desteklemektedirler.
Rumlara Gelince:
Rumların büyük bir çoğunluğu, Türkleri ikinci sınıf vatandaşlar olarak düşündüğü için, KIBRIS ADASI üzerindeki yönetimi kimseyle paylaşmak istememektedirler.
Kuzey Kıbrıs’ta kalan Rum mallarının yağmalanmasından rahatsızdırlar. Özellikle sıradan Rum vatandaşları ve demokrat olanlar, Kuzey Kıbrıs’taki arazilerin niye bu kadar yağmalandığını anlamakta zorlanmaktadırlar.
Rumlar Kıbrıs sorununun 1974 tte başladığını düşünmektedirler. Rum toplumu arasında 1963-1974 sürecini anlamaya yönelik hiçbir çaba yoktur.
Rumlar hala ÜNİTER DEVLET istemektedirler. Bu üniter devlet içerisinde de Kıbrıs Türklerini kucaklayacak bir açılımları yoktur.
Rumlar, İngiliz üsleri dururken, bunlarla birlikte, ABD ve Fransa’ya üs kolaylığı sağlarken, Türkiye’nin garantörlüğüne karşı çıkmalarının TUTARSIZLIĞINI GÖRMEK İSTEMEMEKTEDİRLER.
Kıbrıs adasında, Rumlarla, Türklerle, Ermeni ve Maronitlerle ve diğer tüm ULUSAL RENKLERLE oluşacak bir mozaik yapının içinde, herkese yaşam hakkı tanınmasının, KIBRIS ADASINI BARIŞA GÖTÜRECEK tek yol olduğunu, içinde yaşayanlar anlamak istemedikçe, Kıbrıs’ta BARIŞ OLAMAZ.
































