Köşe Yazarları

Rum-Yunan yayılmacılığı


Bir süredir Rum- Yunan ikilisinin Doğu Akdeniz’de MEB’inde hidrokarbon yataklarında sürdürdüğü sondaj çalışmalarını değerlendirirken; asıl olayın söz konusu denizlerde  “egemenlik alanı oluşturmak” olduğunu yazıyordum..

Nitekim açın sıradan bir “bölge” haritasını. Göreceksiniz ki şu anda büyük petrol şirketleriyle sondaj çalışmalarının yürütüldüğü MEB’lerle  Oniki Adalar  ve Meis adasına kadar uzanan büyük “deniz alanı” neredeyse Rum-Yunan ikilisinin egemenliğine girdi!

BU konuda uzman değilim. Fakat  Doğu Akdeniz’deki hiçbir ülkenin Türkiye de dahil bu kadar büyük karasuları yoktur!

Nitekim çoğunun üzerlerinde ot bile bitmeyen 3 binden fazla “kayalıkların” karasuları yüzü suyu hürmetine, Yunanistan tüm Ege Denizinin  sahibi oldu!

Ki buna ek şimdi de Doğu Akdeniz’e sarkan Rum-Yunan ikilisi, MEB’leri  ile Türkiye’ye adeta nanik çekerek egemenliğini Kıbrıs’ın etrafındaki denizlere de serdi..

SADECE Türkiye değil! KKTC’i de kapsamına alan bu koşul ve konumlarda hangi ülke olsa “resmen çiğnenen karasuları hakları” nedeniyle  böylesi bir  yayılmacılığa asla tahammül edemez!                                           Nitekim Türkiye de etmiyor! Ve eğer “sorun” tırmanmaya devam ederse şimdilerde Türkiye’nin de hidrokarbon yataklarına ulaştığı haberlerinin verildiği gelişmelerde, olası bir çatışma kaçınılmaz olur.

Ve galiba da “uzlaşıya varabilmek için” böyle  bir çatışmaya gerek vardır!

*****

ÖTE YANDAN: Trump’ın 1974’den beridir Rum tarafına uyguladığı silah ambargosunu kaldırması da ilginç! Yoksa Amerika’nın karşı çıkışına  rağmen  Türkiye’nin Rus S-400’leri  konuşlandırmaya başlamasına bir misilleme mi yapılan?

Hani “eşeğini dövemeyen semerini döver” derler ya! Öylesi bir misilleme de olsa  tehlikeli bir intikam! Bilinmeli ki Güney Rum Yönetimine büyük bir kötülükte bulunuluyor!  Çünkü Rum tarafının bu yasağın kaldırılmasından sonra şimdi  ABD’den mesela patriot füzeleri bile alabilmesi olasılığı doğmuştur! Yoksa S-400’lere karşı asıl amaç bu mu?

…Ne var ki  bu sürtüşmeler böyle devam ederse zannedersem Kıbrıs adasını 4. Kez denize batıracaklar! O zaman hepimiz kurtulacağız!

**********

TOPRAK EKİLİP BİÇİLDİKÇE VATANDIR!

“Türkiye’ye dikkat” diyorum:  Çünkü son günlerde çok radikal mali değişikliklerle tedbirler alıyor..

Örneğin bir yandan faizi düşürmeye çalışıyor öte yandan olağan hedefte enflasyonu tek haneye indirmek hesaplarını yapıyor

Başarır mı bilinmez. Bu konuda tartışmalar sürmektedir.

Fakat bize yansıması, “para ile oyun oynanmaz” deyişimize nazire, yeni bir kriz yaratabilir.  Çünkü  ihracatımızdan  çok daha fazlasıyla ithalata dayalı bir ekonominin tutsağı olurken, dolayısıyla ne “cari açıktan” kurtulabiliyoruz ne de son dönemlerde dolar karşısında sürekli değer yitiren TL nedeniyle   pahalılığın sürekli artmasının  önüne geçebiliyoruz!

ÖTE yandan KKTC’ye baktığımızda görüyoruz ki  Türkiye’de gündeme getirilen radikal tedbirlerle uzaktan yakından paralellik kurulacak ne ekonomik ne de mali benzerliğimiz vardır!

Çünkü bizim  ihracat edecek ne malımız vardır gelirinden nemalanalım ne de “ulusal paramız” vardır Dolar karşısında tedbir alalım!

BU durumda “Ekonomimiz Türkiye’ye emanet” tevekkülüne yatmaktan başka çaremiz  yoktur!

Zaten yıllardır vaziyetleri idare ediyoruz yine Ankaradan pompalanan para ile vaziyetleri idareye devam edeceğiz de…

YİNE de canımız bal vermiyor! Eğer bu “yurt” bizimse ve gelecekte çocuklarımıza miras bırakacaksak…

Bizleri mezarlarımızda hoplatıp sıçratacak  şu türden (Allah cezanızı versin taş üstüne taş koymadınız) serzenişlerini değil; (bravo atalarımıza, çalışmışlar çabalamışlar ki şimdi böylesi bir bayındır vatan bulduk yaşamaya değer) desinler..

Yani ne? Bakın anlatayım:

*****

(“AB’nin  bir yetkilisi Kuzey’de üretilen patateslerin Güney’e satılmasından söz ederken, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in olumsuz tavrından şikâyet etti!

Kendisine “Sn. Soyer’den neden rahatsınız, bu konuyu biraz daha açar mısınız” diye sorduğumda,   yanıtı şöyle oldu:

Patatesin tohumlarını biz temin ediyoruz ve Kıbrıslı Türklerden sadece üretip satmalarını istiyoruz. Ama sorunları var. Hep ambargolardan şikâyet ediyorlar. Bizim istediğimiz ise hiç olmazsa şu patatesi üretip  bize satmalarıdır…”

Başbakan Soyer’in hangi tavrından rahatsız olduğunu yine anladım! Fakat bizim üretimdeki başarısızlığımız vurgulamasına da  şaşmadım! Adam bu konuda son derece haklı. Kıbrıs Türk halkı üreten değil, tüketen bir toplum oldu..

Nitekim çok gerilere gitmeye gerek yok. Devlet Planlama örgütünün statiklerine göre KKTC nüfusunun yaklaşık 200 bin olduğu  2 bin yılında tarımsal sektörde çalışan insan sayısı 15 bin 236 idi.. Nüfusun 260 bine yaklaştığı 2005 yılında ise tarım kesiminde çalışanlar 13 bin 77’e geriledi!..)

NOT: Yukarıdaki “yazıyı” nasılsa elimde kalan bir deste eski yıllara ait  gazeteyi karıştırırken  buldum. Aralık 2007 yılında Halkın Sesi Gazetesi’ndeki “Köşemde” yazdımdı..

Aradan yıllar geçti.. Şimdi tarım kesiminde kaç kişi çalışıyor bilmiyorum ama yapılan açıklamalardan öğreniyoruz betonlaşmadan dolayı tarım alanları gitgide azalıyormuş..

Kısaca yeniden tarıma dönmek zorundayız.. Toprak ekilip biçildikçe vatandır!

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı