Köşe Yazarları

Rum-Yunan ilişkileri (Hiç bal kaymak olmadı, hatta savaştılar bile!)


Önce bir hatırlatma yapalım. Rum tarafının hemen her devrede “Türk halkını sindirmek” yahut adadaki varlığını baş kaldıramayacağı şekilde küçültmeye yönelik iki büyük stratejisi oldu! Bunlardan birisi şuydu: “Sosyoekonomik” yönden Türk halkını iyice zayıflatıp kendi siyasi iradesi altına almak! Diğeri: “Silahlı saldırılarla Türk halkını iyice yıpratıp eriterek hak iddiasında bulunamayacağı bir cemaat durumuna sokmak!” Kıbrıs’ın yakın tarihini azıcık bilenler zaten Makarios’lu Rum toplumunun bu iki stratejini de bilirler! Makarios sadece güçlü bir lider değil iyi bir politikacıydı da. Tek ve en büyük stratejik hatasını ise işte bu iyi bildiği politikayı Grivas gibi faşist ve deli bir Yunan subayının ihtiraslarına harcatması olduydu! Nitekim 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini enten püften nedenlerle yıkarken, üstelik 1963’de Grivas’ın “Akritas Planı”nı uygulayarak Türk halkını EOKA B, Milisler ve Yunan askerlerinden oluşan güçlerin saldırılarıyla tamamen “kıpırdayamaz” hale getirip tüm adanın tek egemeni olmayı hedeflediydi! Hatası hem acele etmesiydi hem de Türkiye’nin tepkisini ölçememesiydi! OYSA: Acele etmemiş, Türk halkını ekonomik yönden eritip kendine muhtaç duruma getirme strajesini sürdürme sabrını gösterseydi, Enosis’i gerçekleştirecek durumu yaratabilirdi! “Savaşı ve şiddeti seçmekle hem Kıbrıs Türk halkını hem de Ankara’yı uyandırdı!” GELELİM SÖZ KONUSU BİR BAŞKA “TARİHİ GERÇEĞE:” 1974’te yine sahnede Makarios vardır. Ancak bu kez Yunan Cuntası ile başı derttedir! Çünkü Cunta adada yeni saldırılarla Türk halkını yıldırıp Enosis’i gerçekleştirmek peşindedir! Makarios ise 1963’lerde dersini almış, “askeri hareketlerle Enosis’i gerçekleştirmenin mümkün olmadığını” anlamış, Yunanistan’daki askeri İdare ile ters düşmüştür! Bu nedenle Yunanistan ve Kıbrıs’taki Cunta yanlıları hedeflerine varmak için önce Makarios’u devirmek gerektiğini anlamışlar 15 Temmuz 1974’te, sonrasında Türkiye’nin Barış Harekâtını kaçınılmaz hale getiren “darbeyi” yapmışlardır!” Bunları niçin anlattım? Yukarıda da vurguladım. Rum Yunan ilişkileri her zaman bal kaymak olmadı! Günü geldiğinde Yunanistan Makarios’a karşı Enosis’e giden yolu açmak için “darbe girişiminde” bulundu. Oyunu yine Türkiye bozdu!

ŞİMDİLERİN ÇIPRAS FAKTÖRÜNE GELİNCE: Bugüne kadar müzakerelerde esamesi okunmayan Yunanistan, “Çipras’ın kişiliğinde” öne çıktı! Kimilerimize göre “çözüm umudu” kimilerimize göre “yeni umutsuzluğu!” Oysa “tarihi gerçektir” dediğimiz işte bu “Rum-Yunan ilişkileridir!” Çünkü Rum tarafı Yunanlı Çipras’ın politikalarında şekillenecek yahut politikasını Yunanistan’ın çıkarlarına göre saptayacak bir “yavru” değildir! Anlattık: “Savaşırlar bile!” Dolayısıyla soruna Yunanlı Çipras’ın perspektifinden bakarken, olası “değişimlere” hazır olmamız gerektiğini de göz ardı etmemeliyiz.

**********      

Hükümet siyasi iradesini halka kabul ettiremiyor!

Tabii “biz” veya “bizler” gibileri ne mevcut hükümete karşı bilenen muhalifleriz ne de muhalif siyasi partileriz… Dolayısıyla bir gün eğer bir narenciye üreticisi yurttaş çıkar ve “35 senedir böyle beceriksiz hükümet görmedik. Narenciyeyi gözden çıkardılar. Eyleme gittik söz verdiler yerine getirmediler. Şubat ayına geldik teşvik primleri hâlâ belirlenmedi” derse üzülürüz!
Çünkü biz gelip giden hükümetlerin başarısızlıklarından siyasi parsalar toplamak üzerine kurgulanmış, hamulesi demirle tenekeden oluşan kalpsiz ve ruhsuz robotlar değiliz! Kim KKTC’yi ayağa kaldırıp refah ve saadete gark ederse ondan yana alkış tutan yurttaşlarız!
Başarısızlıklara bu nedenle üzülürüz çünkü bu ülkede çoktan iç barış da gitti, güvenle istikrar da! Ben izlemiyorum… İzleyenler anlatıyorlar bana: “Artık TV kanalları ağlama duvarına dönmüş!” Telefonlarla bağlanan bazı yurttaşlar o ekranları “hükümete sövme sayma” ortamları olarak kullanıyorlarmış! Program yapımcıları da bayıla bayıla en küçük müdahalede bulunmadan, haddini bilmez birçok insanı “fikir özgürlüğü” kisvesi altında sövdürtmeye devam ettiriyorlarmış!
PEKALA NEDİR YORGANCIOĞLU HÜKÜMETİNİN AÇMAZLARI: Bakın geçtiğimiz günlerde Başbakan Yorgancıoğlu bir TV programında sorulara cevap verirken açıklamalarda bulunduydu. Bir ikisini Köşemize aktarıp yorumlarken, hükümetin “kendi kısır döngüsü” içinde nasıl bal vermez arılar gibi dönüp durduğuna da mim koyalım.
Mesela diyor Başbakan, Güzelyurt’ta donanımlı hastane yapılacak, Lefke’deki Cengiz Topel de “ihtisas hastanesi” olacak!.. (Ben olaya Mağusa’dan bakarken şunu görüyorum: “Güzelyurt’un ahalisini hastane gereksinimi için Lefke’ye taşıyamayacağınıza göre karar olumludur!” Oysa Lefke hâlâ ayakta! Üstelik bizzat İktidar partisi CTP’liler tarafından bile destek alıyor!)
Mesela diyor Başbakan: “Sonbahar patates piyasası daha çoktur. Dolayısıyla paketlenmesi gerekmemektedir… (Buna karşın patates üreticilerine bakıyorsunuz, Paketleme yapmadığı için hükümeti eleştirip protesto eden sesleri KKTC’nin gök kubbesini deliyor!)
Mesela diyor Başbakan: Narenciyeye yeni piyasalar bulacağız. (Ne diyor narenciyeciler ama? Daha Şubat primleri bile açıklanmadı! Kaldı ki pazarlama konusu halledilsin!)
Mesela diyor Başbakan: “Eroğlu’nun TC ile imzaladığı Nevtex anlaşması bizimki ile örtüşmüyor!” (Allah Allah! Başbakan TC ile başka anlaşma yapıyor, Eroğlu Erdoğan’la başka! Sormaz mısınız nerede devlet dirayet ve ulusal çıkarlar?)
Mesela diyor Başbakan: “Sendikalar yeni yasanın kaldırılıp eskiye dönülmesini istemektedirler!” Ve eklemektedir: “Dört yıllık tahribatı düzeltmek kolay değildir!” (Hani tek sosyal güvenlik sistemini savunan o hükümet iradesi?) Ve ilahi uzar gider!
CTP-BG VE DP KOALİSYON HÜKÜMETİ: Artık Başbakanlığın yahut bakanlıklarla Meclis kapılarının önüne dayanıp eylem yapmadan hiçbir sorunun çözülmediği gerçeklerde sadece bir iki paranteze sıkıştırdığımız hükümetin önündeki bu sorunlar ve çözümlerine yönelik “icraatlarını” gözlemlediğinizde anlarsınız ki artık “iktidar” siyasi iradesini halkına kabul ettiremiyor, güven veremiyor!

**********

Kısaca takıldığım: (İşte erkeklerden himmet beklemeden “biz de varız” diyen iş kadınları…)

Geçtiğimiz günlerde Semra Erel başkanlığında bazı iş kadınlarımız “2015 Proje ve Sosyal Etkinlikleri” ile ilgili bir toplantı yaptılardı. Memleketin duayen ekonomisti Ünal Akiflerin de bir konuşma yaptığı toplantıda bakın işkadınlarımız verdikleri mesajlarla “erkekler dünyasını” nasıl bombardımana tuttulardı:
Kadın girişimciliği KKTC’de geliştirilmelidir… (İş hayatında ticari ekonomik sektörlerde biz de varız diyorlar.)
“Biz ülkemizin siyasi yönden tanınmamışlığının arkasına sığınmak istemeyiz. Birlikte hareket edersek zorlukları yeneriz…” (İş dünyasının sadece kendilerine mahsus olduğunu zanneden ve gün yirmi dört saat ambargolardan, hükümetin teşvik ve primlerinden, vergilerden şikâyet ederek zaman tüketen “erkekler dünyasının” kulakları çınlasın! Ne diyor iş kadınları: “Biz ülkemizin tanınmamışlığının arkasına sığınmayacağız.” Son yıllarda KKTC’de işittiğim en imanlı en inançlı ses!)
Ve diyor ki iş kadınları “güç bilgidedir.” Hiçbir izolasyon bilgiye ulaşmamızı engelleyemez. Kadın işgücü ekonomiye kazandırılmalıdır…” (Bravo saygıdeğer iş kadınları. İki mars bir tek buna derler! Tavlayı kapatıp verin işadamlarının koltukları altına! Arkalarından bir de “haydi yallah” çekin! Siz yolunuza, onlar sızlanmaya!)

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı