Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Referanduma doğru…

Görüşmeler son hızla ilerliyor. Kıymetli meslektaşım Dr. Okan Dağlı’nın tespit ettiği gibi “Süregiden bu süreçte birçok konuda anlaşılsa bile hiçbir konuda anlaşılmamış olacak gibi bir yöntem sorunuyla karşı karşıyayız!..” Bana göre bu noktada İşin ilginç yanı, tarafların ilk mutabakat sağladıkları konunun bu olmasıdır.

Görüşmelerden zaman zaman kirli de sürekli bir bilgi akışı var. Bu kirlilikten olacak, herkes kendi çıkarına, kendi siyasi düşüncesine göre yorum yapıyor.
Görüşmelerdenden elde edilen sonuçlarla ilgili bilginin genellikle Güney’den kaynaklanması önceleri rahatsız ediciydi. Hâlâ daha da öyle. Ancak artık bunun Kıbrıslı Elenlerin bir taktiği olduğu konusunda ciddi tespitler var. “Onlar bunu bilerek isteyerek yapıyor, bu sayede de lehlerine kamuoyu yaratılıyor” deniliyor. İlginçtir benzer uygulama sanki bizim taraftan da yapılmaya başlandı gibime gelmeye başladı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın “gemilerle gönderilecek olanların olacağı yalan” söylemi bu aşamada en tipik örnek gibi görünüyor.
Mülkiyet sorununun önemli bir kısmı aşılmışa benziyor. “Cumhuriyet tapuları geçerli olacak ama kullanıcının da bazı hakları olacak” deniliyor. Peki ya kullanıcı mülkü parasıyla satın alıp KKTC tapusu almışsa? Buna nasıl bir çözüm bulunacak? Satın aldığı malı bir daha mı satın alacak bu insanlar? Bu konu tam bir muamma. Sanırım kurulan ortak mülkiyet komisyonunun çözmesi gereken sorunlardan biri de bu olacak. Aksi halde sivil mahkemelerde bu tür vatandaşlar sorunlarını çözme yoluna gidecek, taşların yerine oturması zaman alacak, yeni devletin karın ağrısı olacaktır. Ne var ki çözüm isteniyorsa da bunun bir şekilde hâl edilmesi şarttır. Anlayacağınız, mülkiyet konusunda her ne kadar Kıbrıslı Elenlerin tezlerine daha yakın bir çözüm yolu bulunmuş görünüyorsa da uluslararası hukukun gereğinin bu olduğu aşikardır.
Yakın zamanda çıkan bir frotman daha vardır. Bizim liderimizin “Kısa süreli de olsa Bir Kıbrıslı Türk, Devlet Başkanı olabilmelidir” tezine güneyden tepkiler geldi. Aslında “Senede bir gün (!)” de olsa bir Kıbrıslı Türk’ün başkan olmasını bende çok hayal ederim. İsterim. Bizim mal mülk konusunda gösterdiğimiz iyi niyeti bu noktada Kıbrıslı Elenlerin göstermesi gerektiğine inanıyorum. Bizi gerçek kalıcı ortak kabul ettiklerini ancak bu şekilde ispat edebilirler. Unutulmamalıdır ki tapular konusunda onlar ne kadar haklı ise bizlerde güç paylaşımı konusunda o kadar haklıyız.
Daha önce de yazdım, söyledim. Benim kişisel olmazsa olmazım ise Türkiye’nin garantisidir. Bu bir şekilde kalkarsa veya devredilirse benim oyum net olarak “hayır”dır. Bunu yazdığım Havadis Gazetesinde ki yazımdan sonra çok mesaj aldım. Bazıları eleştirdi bazıları övdü. Her türlüsünü saygı ile karşıladım Hele bir tanesi vardı ki “Ya Türkiye kendi garantörlükten çekilirse, o zaman ne düşünürsün?” diyordu. Aslında ben net yazmıştım ama yenileyim. Fark etmez. Türkiye’nin Garantörlüğü yoksa ben “hayır” tarafındayım. Ve bana hayır dedirtecek tek kriter de budur. Ne toprak, ne yönetim ne mal mülk. İlle de garantör olarak Türkiye’yi isterim. Kendi vaz geçerse de oyum hayır olacaktır. Bu da benim kendi tasarrufumdur. Ben nasıl farklı düşünenlere saygı duyuyorsam, aynı saygıyı onlardan da beklemek hakkımdır.
Şunu da açık açık ifade etmekten çekinmem. Hep çözüm yanlısıyım ve öyle kalacağım. Kendi deneyimime göre de çözümün kalıcı olması için Türkiye’nin garantisi şarttır. Yani bu garantiyi istemek sakın ola kimse tarafından çözüme karşı olmak olarak algılanmasın. Aksine çözümü sağlıklı kılmak, onu barışa dönüştürmek için bir araçtır.

VE ŞİİR
Geçtiğimiz hafta içimiz yandı. Çok değerli meslektaşım Dr. İzgü Beyar’ın vefatı hepimizi derin yaslara boğdu. Gazetelerde ve sosyal medyada onu seven onlarca insan, onun için yazılar şiirler yazdılar. Bende yazmak istedim. Beceremedim. Ancak yine değerli meslektaşım Dr. Ahmet Fikri. Körceğez’in onun anısına yazdığı şiirin, benim duygularımı da kapsadığını gördüm. İzninizle İZGÜ’nün anısına o şiiri sizler sunuyorum:

İZGÜ’YE
Kabe’nin siyah örtüsüne
Yüz süren sen misin?
Sen misin sonsuzluk döngüsünde dönen?
Ne olursan ol
Yeter ki gel diyenin kanından mısın?
Canından mısın?
Adem oğlu insan mısın?
Her ölüm erkendir biraz
Her ölüm ayrılmak
Her ölüm kavuşmak biraz
İllaki toprak süzecek umutları
Bir gün yasemin kokusunda
Bir gün fesleğen yaprağında olacaksın
Köprüden geçerken iyiler hep aynı tarafta olduktan sonra
Hangi dindensen yanında olsun dinin…
Eğer bu bir sınavsaydı
Bil ki sen yıldızlı A aldın derim

ANLAYAMADIKLARIM
Neredeyse yirmi beş yıldır aldığım değişik sivil toplum görevlerinden dolayı, zaman zaman üst düzey makam ziyaretleri yaparım. Bu güne kadar makam sahipleri, kendileri verdikleri randevulara pek uymazlar, randevu verdikleri kişileri kapıda bekletirlerdi. Çiçeği burnunda Başbakanımız Sayın Kalyoncu’nun bu konuda çok değişik ve hassas olduğunu fark ettim. Sayın Kalyoncu, randevu verdiği kişileri tam zamanında kabul ederken, görüşme nihayetini de bir zamanla sınırlıyor ve buna uyuyor. Bu davranış şeklini kutluyorum. “Peki bu hafta neyi anlayamadın?” diye sorarsanız, anlayamadığım bir şey yok. Ancak böyle prensipleri olan bir başbakana ve yapacağı icraatları önceden takvimleyen bir hükümete sahipken, ileride söz konusu icraatların ertelenmesini anlayamayacağımı peşin peşin söylemek istedim.