Geçen hafta bayramın üçüncü gününe tekabül eden Cumartesi günü “Uluslararası Kıbrıs Rallisi” nin özel etabını izledik. İkinci kez iki bölgeli yapılan ralliyi binlerce insanımız coşku içinde takip etti.
İtiraf etmeliyim ki sporu çok sevmeme karşın motor sporları en az ilgi duyduğum alandır. Bu nedenledir ki geçen yıl yapılan Kıbrıs Rallisinin ortak özel etabını tüm telkinlere rağmen gidip seyretmemiştim. Ancak sonrasında, özellikle de anlatılanların etkisinde pişmanlık duymuştum.
.jpg)
Bu yıl aynı pişmanlığı tekrar yaşamamak adına Çetinkaya burcunda yerimi önceden ayırmıştım. Gerçi yolların çoğu kapandığından, aracımı park ettiğim yerden Çetinkaya’ya kadar gitmek on beş dakikamı almıştı. Almıştı almasına ama bu arada parkuru ayrıntılı gözleme ve anlama fırsatım da olmuştu.
Öncelikle organizasyon komitesini aldığı ihtiyati tedbirlerden dolayı kutlamak isterim. Yol boyunca, seyircilerin can güvenliğini ön planda tuttuklarını aldıkları tedbirlerle hem gösterdiler hem de sağladılar. Ne yazık ki bizim seyirciler arasında alınan önlemler uymayan, yer yer tedbirleri ihlâl eden, hem kendilerini hem de ralliyi riske eden bazı kişiler çıktı. Çok şükür ki gerek polisin gerekse organizasyonda görevlilerinin nazik uyarıları ile bu kişiler yola geldiler de kötü bir vukuat yaşanmadı.
Ralli sırasında gözlediğim bir başka olay ise biz Kıbrıslı Türklerin uluslararası müsabakalara ne kadar aç olduğumuzdu. Bunu seyirci olarak katılan insan sayısına bakarak anlamak mümkündü. İddia ediyorum bu gün bir seçim olsa hiçbir siyası parti dahi bir mitinginde bu kalabalığı toplayamaz.
Tabii uluslararası müsabaka açlığımızı tescilleyen sadece kalabalık değildi. Özellikle Kıbrıslı Türklerin kullandığı araçlar özel etaptan geçerken seyircilerden çıkan uğultu ve tezahürat, insanımızın ne kadar çok kendi sporcularını uluslararası bir müsabakada yarışırken görmeyi özlediğini ortaya koyuyordu. Seyircinin tezahüratı o kadar coşkuluydu ki motor sesini bastırıyordu.
Seyircide ve organizasyon komitesinde olan coşku ne yazık ki iş adamlarımızda yoktu. Böylesine bir organizasyona daha çok şirketimizle sponsör olmalı , daha çok reklamın yapılması gerekirdi. Benim gözlediğim kadarı ile bir petrol şirketi (ALPET) ve bir GSM şirketi (Turkcell) nin reklamları dışında bir tanıtım görmedim. Ne yalan söyleyeyim gözlerim anlı şanlı bankalarımızı, üniversitelerimizi ve beş yıldızlı luks kumarhaneli otellerimizi aradı.
Reklam ücretleri çok mu uçuk tutuldu ki bu kurumlarımız tanıtım yapmaktan uzak kaldılar, bilemem. Bu böyleyse ileriki yıllarda ücretlendirme konusundaki hassasiyet dikkate alınmalı ve daha çok tanıtıma yer verilmelidir. Bütün dünyanın televizyonlardan yayımladığı bir tanıtım da fırsat kaçırılmaz .
Aslında bir zamanların Cirit Hisarı, günümüzün Taksim Stadı, Çetinkaya’ya Metehan Kemal Küçük tesislerinin tahsisi ile futbol için işlevini tamamlamış oldu. Artık burası motor sporları için düzenlenebilir. Carting’den başlayarak motosiklete kadar motor sporları için hazır tutulabilir. Kıbrıslı Elen ve Türklerin daha sık ortak etkinlikler yapması sağlanabilir.
.jpg)
Cumhurbaşkanımız Sayın Mustafa Akıncı, bu ortak etkinliğe, Belediye Başkanımız Sayın Harmancı refakatinde ralliyi en az üç değişik noktadan izleyerek verdiği değeri ortaya koydu. Bu önerimi ilgili komitelere taşır karşı tarafa sunma şansı bulurlarsa iki toplumu yakınlaştıracak yeni bir alan daha bulunmuş olur diye düşünüyorum.
Tekrar organizasyon komitesini ve emniyeti sağlayan görevli polis memurlarını yürekten kutluyorum.
.jpg)
VE ŞİİR…
Bu haftaki şairimiz çok sevgili Serkan Soyalan. Onun 2009 yılının Ekim ayında kaleme aldığı Elveda isimli şiirini sizlere sunuyorum.
Elveda
Gemiler geçiyor önümden,
denizler yırtılıyor.
Limanda bekleyen gemi,
buradan kaçıracak seni.
Boğuluyor sislere Mağusa,
uzanıyor semâya minareler,
hapsediyor beni surlar,
dilimde Othello’dan dizeler.
İşte, bu sevda silüetinde,
içimi acıtan yalnızlığımla,
‘elveda’ dedim, sana sevgili.
ANLAYAMADIKLARIM
Türkiye’den su gelmeye başlamış. Aslına bakarsanız bu ülkenin gazdan petrolden daha çok suya ihtiyacı var. Hâl böyleyken ilk damlanın Geçitköy barajına düştüğü günün resmi tatil ilân edilmemesini ve bundan sonraki yıllarda SU BAYRAMI olarak kutlanma kararının alınmamasını hiç anlayamıyorum.
































