EkonomiKıbrısManşet

“Tek çare faiz”

DAÜ Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Güngör, döviz kurlarında 2018’dekine benzer bir şekilde yaşanan dramatik artışı frenlemenin tek bir yolu olduğunu söyledi:


Döviz kurlarındaki hızlı artış, Türkiye’nin yanı sıra KKTC’de de hem tüketiciyi hem de iş dünyasını zora soktu. DAÜ Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Güngör, kurdaki hızlı artışın nedenleri, artışın frenlenmesi için kullanılabilecek enstrümanları ve kurdaki bu şiddetli dalgalanmanın KKTC ekonomisi üzerindeki etkilerini Havadis okurları için değerlendirdi.

Haber: Hasan DÜZGÜN

Prof. Dr. Güngör, kurun hızlı yükselişinin önlenmesi için tek çarenin faiz artırımı olduğuna dikkati çekerek, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın bu yola gidip gitmeyeceğinin hafta içinde görüleceğini kaydetti. Dövizdeki dramatik artışın birden fazla nedeni olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Güngör, ana nedeni Türk Ekonomisi 2000’li yılların başlarında entegre olduğu global sistemden uzaklaşmaya başlaması olarak yorumladı.

Prof. Dr. Hasan Güngör, döviz kurlarında geçen hafta yaşanan dramatik artışın nedenlerini, sonuçları ve çaresine ilişkin değerlendirmesi şöyle:

“Geçtiğimiz hafta boyunca hızlı bir şekilde yükselen döviz kurları tam iki yıl önce yaşadığımız kur patlamasına benzer bir seyir izlemektedir. Uzunca bir süredir genel koşulların değiştiği Türk Ekonomisi 2000’li yılların başlarında entegre olduğu global sistemden uzaklaşmaya başlamıştır.  Aslında hem 2018 Ağustos’ta hem de geçtiğimiz hafta yaşananlar bu çerçevede ele alınmalıdır. Diğer bir deyişle konu sadece para politikası ile alakalı dar bir çerçevede ele alınmaktan çok, daha geniş bir bakış açısıyla irdelendiğinde Türkiye’nin ekonomi yönetiminde yaşadığı yönetim ve yöntem sorunları ile alakalıdır.

2012’de başlayan politika değişikliği

2012 yılından sonra Türkiye ekonomi yönetimi global sistemde uygulanan yönetim tarzından uzaklaşarak daha yerel ve kendine özgü yöntemlere bir dönüş sergilemeye başlamıştır. Bunun da en büyük göstergesi özellikle sorun yumağı veya kronik hale gelmiş konulardaki çözüm önerilerinin önüne alınan sıfattır. “Milli ve Yerli” söylemi global sistemden ayrılmanın ve kendine özgü çözümler üzerinde çalışmanın en belirgin temelidir.

Türkiye ekonomisinin “büyüyememe” sorunu 

Türkiye’nin ekonomik büyüme ile ilgili yaşadığı ve kronikleşen “büyüyememe” sorununda da çözüm önerileri “Milli ve Yerli” perspektifiyle ele alınmaya çalışılmıştır. Ancak gelinen aşamada büyüme, enflasyon, faiz ve kur yönetimi konusunda “Milli ve Yerli” politika tercihleri etkili olamamış ve önce ağustos 2018 ve sonrasında da geçtiğimiz hafta yaşanan dramatik kur artışlarına neden olmuştur.

Düşük faizle enflasyonla mücadele

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) uzunca bir süredir düşük faiz ile enflasyon mücadelesi gibi kendi içerisinde tutarlı olmayan bir para politikası izlemektedir. Aslında düşük faiz politikası büyümenin artırılmasına dönük olarak kullanabileceğiniz bir para politikası aracıdır. Ancak bu arada  oluşacak enflasyonu nasıl kontrol edeceğinize dair araçlarınızın da bir tamam çalışıyor olması gerekmektedir. Aksi halde Türkiye’nin bugün içine düştüğü noktaya doğru hızla ilerlersiniz.

Faiz oranları enflasyonun altında kaldı

Türkiye bugün için eksi reel faiz uygulayan bir konuma gelmiştir. Yani faiz oranları enflasyon oranının altında kalarak Türk Lirası’nın değer kaybetmesine neden olmuştur. Hal böyle olduğunda da TCMB’nın piyasaya sürdüğü her bir Türk Lirası kendini enflasyondan korumaya çalışan hane halkı ve iş dünyası tarafından hızla dövize döndürülmektedir. Bu nedenledir ki dövize olan iç talepte patlama yaşanmış ve kurlar son derece hızlı bir şekilde yükselmiştir.

Eksi reel faiz dövize talebi besliyor

TCMB bir kısır döngünün içerisinde piyasaya düşük faizle TL sürmekte, ancak eksi reel faiz nedeni ile bu para dövize talebi beslemekte ve büyümeyi getirecek olan özel tüketim, yatırım ve ihracat gibi alanlara yönelmemektedir. Bunun da esas nedeni “enflasyondan korunma güdüsü” dür.

Mevduatlar dövize dönüştü

Geçtiğimiz hafta itibarı ile Türkiye’ deki mevduatların yarıdan fazlası döviz cinsine dönmüştür ( Döviz cinsi mevduatlarda 4.4 Milyar Dolar artış olmuştur).

Turizm gelirleri yüzde 50 azaldı

Kovid-19 Krizi’nin de bu kriz üzerinde etkisi vardır. Türkiye’ nin turizm gelirleri (döviz) geçtiğimiz yılın ayni dönemine göre % 50 gerilemiştir. Bu şartlar altında da Türkiye’ nin cari açığını karşılaması ve dış borç ödemesi için dövize ihtiyacı vardır. Şu anda Türkiye’ nin önünde duran önemli konulardan bir tanesi de budur.

5 yılda 11.3 milyar dolar yabancı sermaye kaçtı

Buna ek olarak son beş ayda Türkiye’ den 11. 3 Milyar Dolarlık yabancı sermaye çıkışı olmuştur. Dolayısıyla Türkiye şu anda kendi kendiyle baş başadır.

Tek çözüm faiz artırımı

Kurların üzerindeki baskının kalkması için tek yol faiz artırımı olarak görünmektedir. Ancak TCMB’nin bu yola girip girmeyeceğini bu hafta göreceğiz.

KKTC olumsuz etkileniyor

Bütün bu süreçlerin KKTC’ne etkisi de son derece olumsuzdur. Kur artışının devam edip etmeyeceğini net bir şekilde görmeden bu konuda herhangi bir ekonomik karar alma son derece zor ve sıkıntılıdır. Şu andaki durum kendi içerisinde ciddi bir risk barındırmaktadır. Bu nedenle de KKTC Piyasalarının sükunetini koruyarak ekonomik göstergeler netleşene kadar beklemesi kanımca en doğru pozisyon olacaktır.”

 



Başa dön tuşu