Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (LİDERLİK YOLLARINDA VURUŞANLAR!)  


Bizim kuşak “Liderlik” yahut “liderler arası” kavga ve tartışmalar  arasında yetişti!

      Yetiştikten sonrası yıllarda da “taraf” oldu çünkü taraf tutmak zorunda  kaldı!”

Aradan  uzun yıllar geçti. Fakat “politikacının” çok da olağan sayılan  “tepedeki” çekişme ve tartışmaları;    bu kez de geçen zamanların değişen görüş ve atraksiyonlarında devam etti fakat özdeki lafzı hep ayni kaldı..

Nitekim liderlik yollarında yürürlerken,  kendilerini büyük halk kitlelerinin önüne atan rahmetlik Dr. Küçük ile Rahmetlik Necati Özkan’ı, bugün o günlerdeki “politik kimlikleriyle düşünüp  yorumlamak gereğini duyduğumda ne Dr. Küçük’e hak verebiliyorum ne Necati Özkan’a..

Ne de bu iki lider etrafında saf tutan “tarafların”  birbirleriyle kavga etmelerine!

Keza Denktaş’la Dr. Küçük’ün neden aralarının açıldığını..                                              İhsan Ali’nin bir pire uğruna neden yorgan yakarak Türk toplumunun bünyesinden  kopup  Makarios’a sığındığını,  Neden Mithat Berberoğlu’nun bir parti kurmak gereğini duyduğunu…                                   Düşündüğümde de o yıllarda anca yetmiş  bin nüfusla  ifade edilen bir cemaatin  neden İngilize ve Rum’a karşı “egemenlik” mücadelesi  verirken liderlik uğruna bölük pörçük oluşlarını hiç aklıma uyduramadımdı..

Oysa sonraları biraz daha büyüyüp serpilecek, toplum katlarının şurasında burasında yer alacak ve ya itilerek ya sürüklenerek ya sırtımız sıvazlanarak yada  kakmalanarak biz de “taraflardan” biri olacaktık!                                                                                              *****

ÇOK yazdım:  “Liderleri”  insanlar yaratır..

Önce “kişisel çıkarlarını” gözetecek bir “muktedir” insanın yanında yer almak için..

Sonra yarattığı liderinin sayesinde “makam ve statü sahibi” olmak için..

İlk örgütlenmeler de bu nedenle başlar:         Bir lider etrafında oluşturulan Siyasi partilileşme bünyesindeki  “partililer” artık kerhen de olsa çok klasik izahı ile   ya “Sağdadırlar” ya “Solda!”

Tutun ki “Denktaş’ın UBP’si ile CTP bu belirgin ayrılığın siyasi partilerindendirler  ama artık tümünün hatta sonradan kurulan siyasi partilerin de iktidar erkini yalamayanının kalmadığı KKTC’de, seçmenler için  “hiç birinin yoktur birbirlerinden farkları!”

*****

      BİZİM gibi “özgürlük ve egemenlik” mücadelesi sürdüren siyasi yönden arızalı toplumlarda “lider ve liderlikler” her zaman çok önemli oldular.

(Zaten doğal olaydır: Dünyadaki tüm canlıların şu veya bu şekilde hep önde giden bir “başı” vardır.. Bazen bir sürüdür “başında” olduğu, bazen bir arı karınca kolonisidir.. Fakat kesinlikle her “canlı topluluğun” başını çeken bir lideri vardır. Üstelik bu liderliği kavga ederek, hatta rakipler olarak birbirlerini öldürerek elde ederler.. Bazen bir aslan topluluğudur bazen göklerde uçan binlerce kuşun önünde bir öncü kuş.. Bazan “ana karıncanın” çekip götürdüğü yedi kat yerin  altında bir sürüdür, bazen bir “ana kraliçe arıdır” tüm arılar emrinde!)

Ve evet  bizim de “liderlerimiz” vardır arkalarından yürüyen “taraftar yandaşlarıyla..”

*****

 GELELİM bu günlere.. Liderlik  yarışı  sürüyor.

Önce şunu vurgulayım ama:  Politika arenasında “muktedir olmak,” çok tatmin edici, tatlı bir duygu olmalıdır.  Ki insanlar uğruna kıyasıya mücadele ediyorlar..

Öylesi bir “üstünlük ve iktidar duygusunu” tabi ki besleyip büyütürken “devlete millete” yararlı hale getirilmesine ortam hazırlayacak olanlar   “yandaşlardır, partililerdir. Seçmenlerdir kısaca.

Eroğlu da öyle lider olduydu Talat da Sn. Akıncı da..

Fakat hiç biri toplumu tümden kucaklama başarısını gösteremedi.. Eroğlu UBP’li, Talat CTP’li olmaktan kurtulamadı!

Oysa “lider” (tutun ki şimdilerde Anayasal yetkilerle seçilmiş, tarafsızlık yemini yapmış Cumhurbaşkanı) tüm halkın  “önderi”  olandır. Tüm halkı kucaklayabilen…

Doğrusu ya bugüne kadar böyle bir lider yalnız Atatürk olabildi! Buna karşın ölürken yine de arkasında kendisinden bir “rahmeti”  bile esirgeyen Abdülhamitçilerle şeriatçılar bıraktıydı ki hâlâ Türkiye’nin başına belâdırlar!                                                                                                  *****

SON olaylar nedir peki? Neden   Cumhurbaşkanı ile Hükümet kanadı sürtüşüp tartışıyor?

Vatanı milleti kurtarma iddiasından kaynaklı bir “yüce inançtan dolayı mı?

Millete hizmet yolunda süregelen bir yarışın rekabetinden mi?

Belki Anayasada kaydı yoktur ama teamül gereği eğer Cumhurbaşkanları ayni zamanda Kıbrıs sorununu “müzakerelerle” çözmek gibi görevi de yüklenmişlerse, bu konudaki yöntem ve çözüme ilişkin siyasi görüş farklılıklarından mı?

Keşke bunlardan biri olsaydı? O zaman anlaşılırdı kimin ne murat ettiği!

Fakat hiç biri değil işte!                                 Asıl olan, yetki ve sorumluluklarla donatılmış olmanın rüşt ispatıdır..                     Liderlik yolunda yürümek içgüdüsüyle harmanlanmış “önemsenme” duygusudur.. “En az senin kadar ben de varım” davranışıyla meydan okumadır..

Bunlar “politikacının lafzında kanında vardır, zaten politikacılar bu nedenle toplumun öncüleridir..

Nitekim “bu nedenle” diyorum: “Çok da aldırmayın bu dalaşmalara meydan okumalara.. Son sözü her zaman seçmen söyler. Ama iyi ama kötü!”



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı