PAZAR SOHBETİMDİR: (LİDERLİK DÖNEMLERİNDEN ÇOK PARTİLİLİĞE)

26 Ağustos 2018 Pazar | 05:52
Eşref Çetinel

Çok partili sisteme geçişimizin öyle hatırlanamayacak uzun bir geçmişi yoktur.     Mesela biz o dönemleri anımsarız.. Şimdilerde siyasi partiler arasında sürüp giden sürtüşmelere nazire o dönemlerde de liderler takışırlardı.  Şöyle ki bu gün siyasi partilerimiz arasında sürüp giden sürtüşmelere nazire  o dönemlerde de liderler takışırlardı.                                          Tabi benzerlik bununla bitmezdi! Görüş ayrılıkları henüz cemaat esamesindeki topluma yansırken zararlarının faturası da topluma fatura edilirdi!

    Ben gazetelerde “köşe” tutmaya başladığımda  “tepe adamlarımız” derdim liderlere.. Öncesindeki çocukluk dönemlerinde “Dr. Küçük’ün yanı sıra Necati Özkan’ı tanıdımdı.

Tabi ki Kıbrıs Türk toplumu iki liderden ibaret değildi.. Liderlerin alt kümesini oluşturan ve  toplum katlarında etkinleşen yandaş ve muhalif liderler de vardı!

Mağusa’da Rahmetli Niyazi Manyera ile Faiz Kaymak bunlardandı. Her ikisi de “Dr. Küçük’çüydüler.

Sonradan genç kuşaktan “liderler” yetiştilerdi. Başı Rahmetlik Denktaş çekiyordu. Osman Örek’ler bu ekoldendi.

***

NE var ki o dönemlerde toplum,  siyasi mücadele arenasında, liderlere biat etmekten  çok savundukları davalarını benimseme  tutumunda “muvafık ve muhalifler” olarak ayrılırlardı.

          Bu günkü gibi “ulusal dava” denmezdi.. Dr. Küçük’ün diline pelesenk olmuşluğuyla  “milli davaydı” Kıbrıs Türk halkının davası.

Müzadele önce sömürgeci İngilize sonra İngilizin beslemesi Rum’a karşı oluşturulurdu!

Araya da “Evkaf” gibi  sahipliği ve yönetimi bizde olması gereken mülklerin sorunları sıkıştırılırdı..                              Tutun ki bu “sorunlar” toplumsal bütünsellikte  milli mücadele ruhunu yaratılardı.. “Dava” omuzlardan inmeyen Dr. Fazıl Küçük gibi yine  halkın omuzlarında taşınırdı..

(…Doktorun “Evkaf mallarımızla” ilgili İngiliz’le yaptığı mücadeleye ait  kitabını okumamışsanız okuyun, o günlerde “liderlerin” halk ile birlikte neler yapabileceklerini bir kez daha anlarsınız.     Halk! O büyük güç.. Eğer doğru yönetilip yönlendirilirse; bugün de çok geç değildir, bakın KKTC’i nasıl uçurur. Fakat!

***

GALİBA liderler arası  kavgalarla sürtüşmelerden dolayı “efkârı umumiye” dediğimiz halk, “Evkaf, belediyeler” gibi ulusal davalar ötesinde  siyasi yönden  hiçbir devrede bir bütünselliğe ulaşamadı!

    Tutun ki Rum-Türk çatışmalarının en kritik dönemlerinde, Kıbrıs Türk halkının içinden çıkan başarılı bir doktorumuz İhsan Ali,  gitti, yamalama statüsüyle Türkleri temsil eden lider yakıştırmasında    Makarios’un müşaviri oldu!

Fakat asıl ne oldu? Başta Baf Türkleri olmak üzere pek çok Türk yurttaşı “Küçükçü” yada İhsan Ali’ci saflarda ayrı gayrı düştü!

(Hemen belirteyim. “Pazar Sohbetime” geçmişin liderlik dönemlerini hatırlatarak başlarken belirli bir araştırma yapmadım.  Kaynaklara bakmadım.                                          Asıl yazmak istediğime varmak ve sonunda şunu söylemek için anlattım  hatırladıklarımı:                                          “Eğer siyasi ve sosyoekonomik yönden istikrar isteniyorsa önce  “ulusal” dediğimiz  devlete sahipliğe, siyaset dışı politikaları  özveriyle kavgasız tartışmasız yüklenecek bir   halk yaratılmalıdır…)

***

DEVAM ediyorum: Sonuçta çok partili rejime de yine “liderler” tarafından itildik. Tabi “seçme ve seçilme” haklarında..

Bir gün geriden gelip  öne geçen lider Denktaş,  tüm organlarıyla devlet olabilmenin  ancak çok partili siyasi yapılanmayla mı  mümkün olacağını düşündüydü, bilmiyorum?                                   Ancak 1975’de CTP’ye alternatif parti   UBP’yi kurarken, sürekli kendisini seçip toplumunun başında “lider” olarak tutmak düşüncesinde değildi. Nitekim “başkanlık sistemine” hiç sıcak bakmadı!            Denktaş’a gerekli olan “özellikle 1974’den sonra adada bir Türk devleti oluşturmaktı.. Hatta TC ile entegrasyonu sağlamaktı. Bunun için desteğe ihtiyacı vardı pek tabi o destek de kurduğu partisi UBP olacaktı.           Nitekim 1983’de  KKTC’nin kurulduğunu ilan ettiği   Sarayönü,  o güne kadar öylesi bir kalabalık görmediydi.

(Rahmetli mezarında ne kadar rahattır bilemiyorum. Ama  bizden çok da hoşnut olmadığı muhakkaktır. Cicim bicim kurduğu, göz bebeği gibi sevip korumaya çalıştığı KKTC’i  şimdilerde ilga etmek için Guterres çerçevelere sokuyorlar!)                                          …Tabi ki “liderlik” dönemleri özlemlerinde değilim.. Fakat kabul etmek zorundayız. Çok partililik KKTC’e yar olamadı! Bu nedenle son zamanlarda hep sayıklar gibi tekrarlıyoruz. Acaba başkanlık sistemine mi geçsek?