Köşe Yazarları

Pazar Sohbetimdir: (Kıyaslamayla Geçen Hayatlarımız!)








“Kıyaslamanın”  ne kadar yararlı olduğunu bilemiyorum! “Daha iyiyi, daha güzeli” ispat telaşında ille de   “kötü ve çirkinle” kıyaslamak mı gerekir onu da bilmiyorum..




Ne var ki ömrümüz boyunca geçmişle an’ı, şimdiki zamanla geleceği kıyasladığımızı biliyorum çünkü ben de kıyaslıyorum..



Mesela durup durup diyorum ki çoğu kişiler gibi ben de “kolay gelmedik bugünlere!”

Pekala ama “geçmişle”  ölçtüğümüz “bugünler” kolay mı ki? Kim bilebilir yarının jenerasyonunun da “kolay gelmedik bugünlere” demeyeceğini!

Ki dedemle babam da “kolay gelmedik” derlerdi yaşadıkları dönemlerde!  Onlardan devraldığım “geçen zamanlara” baktığımda ayni “yakınmayı” tekrarlıyorsam, demek  ki bir asrı aşkın süredir hep “zoru” yaşamaktayız  bu adada, bugün de yaşadığımızca!

GERÇEK mi ama bu kaziye? Galiba biraz “insanlık telaşıdır, biraz da büyüklerin küçüklere atmak gereğini duydukları “havasal farklılık!” Kısaca her devrede olduğu gibi “biz ve onlar, sen ve ben” olayı!

Kİ bütün olay bu halkın siyasi sorunla hem de çok uzun yıllardır boğuşmak zorunda  bırakılmasıdır! Bir iki “nüans ve olay farkıyla” kuşaktan kuşağa  uladığımız  hayatlarımız, olağan sürecinde değil, olağanüstü olayları yaşamak zorunda bırakılmışlığımızla geçti!

Bakın şimdilere: Aynen bizim çocukluğumuzun “yakınmaları!” Fakat “benzer  mutluluklarla, sevinçleri de taşıyarak.”

*****

MESELA bugünkü gibi yine kitap okuyorduk o yıllarda da.. Mesela Panait Strate’nin “Sokak Kızı” romanında “Nerran Sula fondati” çığlıklarıyla uçurtmasını uçurtan küçük kızı hayal ediyorduk okuduğumuz romanıyla.

Yahut “Fakir Baykurt’ları, Mahmut Makal’ları okuyorduk. Okudukça Anadolu insanını öğreniyor, kendi hayatlarımızla kıyaslayarak “şükür” diyorduk..

İşçiyi, ırgatı  öğreniyorduk Orhan Kemal’in romanlarından…

Hele Yaşar Kemal’in kitaplarını okuyup da hayatlarımıza dönüp baktıkça ve kıyasladıkça o Roman kahramanlarıyla kendimizi,  “talihliyiz derdik bu çok daha iyi yaşam koşullarında…”

*****

FAKAT hiç kurtulamadık, şimdilerde Güney’de olmasına karşın, şerrinden yine kurtulamadığımız Rum toplumundan!

Hep bir adım önümüzde oldular. Sırtımıza basa basa, varlığımızı tehdit ederek büyüdüler!

Bu nedenle ömürlerimizi,  Rum toplumu ile  kıyaslayarak  geçirdik! “Neden onlar öyle biz neden böyleyiz” diye diye!

Belki Orhan Kemal’in “ırgatları” değildik.. Yine de ırgattık bir “ağa”nın himmetinde..  Ya “orakla ekinde” yada bir “öküz arabasının koşarken ardında…

Fakat asıl koyan bize  Rum’un ırgatları olduğumuzdu çoklukla.. İşçisi, müşterisi, komisyoncusu yahut!

*****

O yılları “kıyaslayarak” geçirdikti. Rumlar kadar zengin olmak, egemen olmak, patron olmak, becerikli ve iş bitirici olmak, çağdaş olmak kıskançlığında…

Hâlâ sürüp gidiyor “biz ve onlar sendromu!”

Üstelik ayni adada “birisi egemen ve dünya devleti, diğeri çözümsüz ve coğrafyasının esiri!”

       Ve kıyaslamaya devam ediyoruz: “Neyimiz eksiktir ki Güney’in Rum’undan.” Hele şimdi!      Buna karşın “hâlâ Rum’un kendini bizimle kıyaslamasını başaramadık!”

“Çoğu gitti azı kaldı ama.” Gün gelecek bu tekerlek dönecek, Güney de Kuzey’le kıyaslayacak kendini..





Başa dön tuşu