Her ne kadar benim için “Pazar”ların keyfi olmasa da “köşemize” kendi keyifsizliğimizi taşımak hakkımız da yoktur. Dolayısıyle bugün daldan dala konarken, biraz da “nostalji” tazeleyeceğim. . Önce bir iki fıkra aktarayım:
Öğretmen küçük öğrencisine sormuş: “Şeffaf nedir oğlum?” “Bir taraftan baktın mı diğer tarafı görebilmektir öğretmenim. Aferin demiş öğretmen, bir örnek verebilir misin?
Anahtar deliği öğretmenim!
***
Bir devrelerde ABD Başkanı (baba) Bush şöyle gözlerden uzak biraz açık havada, kırlarda dolaşma ihtiyacı hissetmiş, kimseye haber vermeden şoförü ile yollara koyulmuş! Giderlerken şoförü bir köy yakınında tavuklara ördeklere çarpmış, az ilerideki İneğe vurmuş, arabanın sarsıntısından Bush’un ağzı burnu kanamış. O telaşla yola devam ederlerken bu kez de karşılarına bir domuz çıkmış, araba ona da çarpmış ve domuz ölmüş! Bush yola devam edecek durumda değil, şoförü “beni biraz bekle az sonra geri geleceğim” demiş. Bir saat sonra da elinde meyve sepetleri ile geri gelmiş. Bush sormuş:
Ne söyledin de bu meyve dolu sepetleri verdiler? Şoför, “Ben Bush’un şoförüyüm, domuz öldü!”
***
Bu da yaşanmış bir fıkra. 18 Ocak 2005 yılında Şehit ve Malül Gaziler Derneği Ertan Ersan başkanlığında Cumhurbaşkanı Sn. Talat’ı ziyaret eder. Annan planı bozgunu devam etmekte ve henüz artçı debremleri kesilmemiş sürmektedir. Sn. Talat burnundan solumakta, özellikle Hrsitofyas’lı Akel’in referandumda attığı “hayır” kazığını sindirememektedir. Ertan Ersan “sürekli silahlanan ve Beşparmak Dağlarını aşıp Apostol Andrea Manastırına mum dikmekten söz eden Rumlarla nasıl anlaşmaya varabileceğinden” yakınmaktadır. Bunun üzerine Sn. Talat özetle şu cevabi konuşmayı yapar:
“Kıbrıs Türk halkının seçimle göreve getirdiği Cumhurbaşkanını otellerde, kahvehanelerde görüşmeye zorlama cüretini bulan Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin nasıl bir mentaliteye sahip olduğunu bütün dünya görüp değerlendirmelidir… Ve Talat şöyle devam eder: “Kıbrıs’ın Kuzey’inde Rum Yönetiminin zırnık hakkı yoktur!” (Ya işte! Öyleydi o yıllarda Sol görüşler!) ***
Ve çok güldürücü bir fıkram daha vardır. Onu da aktarayım.
11 yıl önce falandı. Halkın Sesi gazetesindeki köşemde başlığı “Müşavirler Sorunu” olan yazım şöyle başlıyordu:
“Bazan tam söyleyeceksiniz, karşınızdaki lafı ağzınızdan kapar. Bu mealde, “yeni hükümeti bekleyen sorunlardan bir tanesi de dondurulmuş müşavirlerdir” diyecektik, baktık gündeme konmuş bile. Fetvasını da Baş Savcı Akın Sait’e yaptırtmışlar ki hukuki yanı spekülasyona neden olmaya! Habere göre bundan sonra Müşavirler dairelerde çalıştırılacaklarmış… (Nasıl? Aradan 11 yıl geçti! Müşavirler sorunu hâlâ berdevam.. Çok güldürücü değil mi?)
***
Ve günün büyük dünya sorunu: Angelina Jolie mi haklıdır, Brad Pitt mi? En peşin hükmümle Angelina Jolie diyorum. Çünkü kadın aşağıdaki nedenlerden dolayı her zaman haklıdır.
Kadın aşkın kimyası ise erkek fiziğidir! Kadın asude bir bahar meltemedir, erkek fırtına! Kadın şiirdir şarkıdır, erkek polisiye roman kadar karmaşıktır! Kadın sevdi mi aşkına sever, erkek sadece “aşkım” der! Kadının gözleri her daim erkeğinin üzerindedir, erkeğin gözleri her kadının!
Kadın koklanası çiçektir, erkek çiçekten çiçeğe uçan bal arısı!
Ve kadın çocuklarının yolunda ölebilen anadır, erkek hiç büyümeyen çocuk!
Kısaca: Kadın aldatılandır, erkek aldatan!
































