Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR (BAYRAMA “BAY BAY” DERKEN!)


Bugün bayramın son günü! Yarın  işimize gücümüze döneceğiz. Ömrün duraklarıdır bayramlarla tatiller.. Bir iki rahat soluk alabilmenin,  çalışan insana bahşedilmiş fırsatı da diyebilirsiniz. Yoksa insan önce kafayı yerdi, sonra çatlardı çalışmaktan..

Nitekim “bayram” dolayısıyla insanlar, yine  kendilerini ya dış ülkelere attılar yada Güney’e! Haberlere göre karşılıklı geçişlerde sürekli bir artış varmış. Olsun hep kavga edecek değiliz ya!

FAKAT: Ortada bir kalleşlik var! Türkler, yollarında, parklarında beribado yapmak için geçmezler Güney’e!  Alışverişe giderler! Yani para bırakırlar Rum çarşılaarına.

Olsun! Yeter ki  sulh devam etsin!

AMMA yine haberlere göre “son zamanlarda Güney’e gelip oradan Kuzey’e geçen “İsrailli turistlerde” belirgin bir düşüş var çünkü Rum tarafı geçişlerine güçlük çıkarıyor!

Ve tabi şöyle bir sonuç çıkıyor bu ucube Güney Kuzey ilişkilerinden:  “Türk tarafı bir yandan sürekli Güney’e geçerek alışveriş yapıyor dolayısıyle Rum ekonomisine katkıda bulunuyor..

Buna karşılık Rum tarafı Kuzey’e alışveriş için gelmez dolayısıyla Türk ekonomisine bir katkısı olmazken.. Ayrıca siyasi ve taktiksel bir strateji ile Rum tarafından Türk tarafına geçmek isteyen turistlere de zorluklar çıkartarak, Türk ekonomisini turizm gelirleri yönünden de darbeliyor! Kısaca Kuzey her hal’u kârda “kaybeden” taraf oluyor!

DAHA önce de bu tip olayları “çözüm aşamasında”  ve “çözüm olasılığında” örnekleyerek “nasıl bir birleşik Kıbrıs kuracaksınız” diye sorduyduk?                         Kuzey’le Güney arasındaki sosyoekonomik balans yasalarla sağlanamayacağına göre turizm ve ekonomik rekabetin altında kalacak “boynumuzu” kopmaktan kurtarmak için  “Rum sultasından” nasıl koruyacaksınız?

Yani diyoruz ki biraz da Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin “rizikolarını” düşünün!                                                                                                           **********

ÖTE YANDAN: “Oh olsun bize!” Yıllar önce Cafer Gürcafer aracılığı ile Mağusa limanındaki eski gümrük binası  Yahudilerin finansmanıyla restore edilerek yepyeni bir gümrük binası haline getirildiydi. İsrailli turistler feribotlarla Mağusa limanına gelecek kendilerine özel gümrük binasından geçerek  KKTC’ye dağılacaklardı.

Olmadı! Buna karşın Geçtiğimiz hükümet döneminde de yine Ataoğlu tarafından benzer bir girişimin haberi yayımlandıydı İsrailli turistlerle ilgili! Gene olmadı!..    Olmaz kardeşim bizler  “çok laflı” hükümetlerin olmayacak icraat vaatleriyle heyamola çeken bir    toplumuz!                                                                                             *****

TAŞLAR hatta dağlar topraklar, yahut kıyılardaki sarp kayalıklar; yılların yağmurlarıyla dalgalarını yedikçe değişirlerken erir akarlar!.. 

Kaldı ki Kıbrıs Türk halkı dayanacaktı onca fırtınalarla yağmurlara! Hele de Rum tarafının yıllardır süren saldırılarına..

NE var ki bazılarımız  uyuşturucudan mahpushanede de olsa…

Bir kısmımız yollarda trafik terörü estirip dirilerden  ölüler de çıkarsa…

Bazılarımız harıl harıl, millet boğulsun diye  içinde, çevreyi kirletmeye devam de etse…

Kimilerimiz kazık da atsa her sattığıyla…

Kimilerimiz de kaçak, uygunsuz, şaibeli  ve çarpık yapılarla etse de iştigal… Akşamları yanmasa da yollarda ışıklar…          Arabaların park yerleri de olsa kaldırımlarla yollar..  Bu belediye seçimleri olacak da olacak!..

***

HER yokluğa zulme dayanırdık da “et’sizliğe” asla! Yanmazsa mangallar bayramlarda, bayram sayılmazdı vallaha!        Etsiz kalmak korkusundan gayrı hiçbir şey korkutamazdı bizi hatta Rum’un kurşunu  bile!.. Sonunda  halkı et’siz bırakarak başardılar, kokuttular bu  halkı! …Bektaşi de öylesi bir bayram arifesi  düşmüş yollara aç bilaç. Uğramış yolundaki bir bakkala.. Bakmış kalantor görünümlü, her zaman göbeği önünde giden, ensesi katmer bir Zat’ı muhterem..  Dikilmiş bakkaliyenin orta yerine, soluğu kesilircesine siparişlerini vermekte bakkaliye sahibine... “Bana şuradan iki kilo sucuk,  bir teneke peynir, bir torba bulgur, bir teneke yağ, bir torba fasulye nohut…” “Tart, ver…” Derken Bektaşi dayanamamış sormuş adama:

Ağa demiş  hayırlı bayramlar dilerim de bunca erzakı yiyeceği ne yapacaksın?

Adam, “kızımla damadıma  bayram hediyesi götüreceğim” demiş!..”

“İyi” de demiş Bektaşi, bu damadın ne iş yapar?”

“Hiiç demiş adam, işte kızımın kocasıdır dedim ya!” Bektaşi yine üstelemiş: “Yani demiş işi ne işi?”                                                        Ve adamın şaşkınlığını beklemeden  Bektaşi, şöyle bir doğrulmuş yerinden: “Bak ağam demiş sen bana şuradan sadece  elli dirhem  peynirle bir ekmek al, ben senin yedi sülalene yeterim.”

Şeker bayramı da geçti diyelim…


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı