Köşe Yazarları

Pazar Sobetimdir. (Keşke’lerle Geçen Ömürler! “Keşke” Hiç Olmasaydı!)






Yiyip içip yaşayan mısınız? Yoksa yiyip içip düşünen  insan mı?

“Ne fark eder” mi diyorsunuz? Haklısınız. İnsanın hem  yaşamak hem düşünmek  için  vardır yiyip içmeye ihtiyacı…

DEMEK ki  “madde ile ruh, beyinle  düşünce arasında fonksiyonel bağlılıklar vardır ki insanı insan yapan da budur galiba…

Bu mantıktan hareketle baktım geçmişime! Ve sordum kendime:                          “Bir ömür yiyip içerken,  “düşündün” mü hiç ne kadar ve nasıl  insan olduğunu? Mesela:

HAYATINDA, “keşke yapmasaydım, keşke olmasaydı” dediğince  çok mu “keşke’ler” vardı?

O “keşkeler” midir ki  şimdilerde  hâlâ yüreğinde duyduğun sızılarıyla yaşadığın pişmanlıklardır?

Mesela bakarken geçmişe  ve “keşke olmasaydı” derken, hangi olaydır utancından hâlâ kızartan yüzünü?

“Allah’a şükürler olsun, hiç olmadı öylesi pişmanlıklar” mı diyorsunuz? İnanmam!              Kendinize  bile itiraf etmekten çekindiğiniz vicdan sızınız sizin olsun… Ben konuşurken eş dostla, o kadar çok işitirim ki “keşke’li” itirafları.. Anlarım ki insanlar “doğrularla” değil, “yanlışlarla” yaşadılar hayatları boyunca olayları!

**********

ŞİMDİ şöyle düşünebilir misiniz? “Ulusların büyüklüğü ile talihi de “keşke’lerinin” azlık çokluğu oranında aydınlıktır yada karanlık!

Ki bir milletin yurttaşlarının ne kadar dinginse ruhları ve ne kadar barışıksa yaşamlarıyla; devlet de öylesi huzurlu ve mutlu olmayacak mı?

O zaman “huzuru ve mutluluğu” ararken bir daha düşünmez misiniz? “Önce insanları huzurlu ve mutlu hale getirecek bir devlet düzeni oluşturmak gerekir ki o yurttaşların huzur ve mutluluğu sayesinde  devlet de nasiplene..

       Çocuklarımızı böylesi “huzurlu ve mutlu” geleceklere hazırlarken, düşündük mü bunu? Kendi geçmişimizin pişmanlıklarında yaşayan “keşke’lerimizle tabi!

MESELA çocuklarımızı severken ne kadar fakat nasıl koruduk? “Korurken” onları, gelecekleri bir gün tek başlarına kucaklayacak irade ve güçle mi yetiştirdik?

Yoksa “koltuk altlarımızda dolaşan korkak civcivler gibi mi taşıdık gelecekteki hayatlarına onları?

*****

TA 1960’lı yıllardı. Türkiye’de Akşam gazetesi yayınlanırdı. Yazarları o günlerin sosyalistleriydi. Çetin Altan, İlhami Soysal, Ali Sirmen  gibi köşe yazarları toplanmışlardı gazetenin “köşe”lerinde.

Henüz Behice Boran, Mehmet Ali Aybar sahnede yoktu.. Fakat Türkiye İşçi Partisiyle birlikte az zaman sonra girdilerdi “Güler Yüzlü Sosyalizm” sloganıyla siyasete!

       ÇETİN Altan viskisini içerken, gazetesindeki köşesinde “halk ve halkçılık” adına yazardı.. Takılırlardı Altan’a:  “Viski içen Beyimiz halkçılık” yapıyor” diye! Cevap verirdi Altan: “İşte o halkın da  bir gün viski içecek sınıfsal seviyeye gelmesi için içiyorum viskimi…”

Ve hep şunu söylerdi. “Bir gün kadınlar da erkeklerle kahvelerde yan yana oturduklarında, Türkiye kalkınacaktır…  (Yani bu mealde yazılar ve söylemlerdi…)

ŞİMDİ Türkiye 1960’lar ve sonrası Türkiye’yi çok aştı. Çok büyüdü. Çok değişti, değişirken AB’e kendini üye olacak kadar kabul ettirememişse de  hatırı sayılır bir dünya devleti oldu…

Fakat “huzur ve mutluluğa” erişemedi! Belki Altan’ları, Aybar’ları aştı ama “Atatürk ve Atatükçülüğün” muasır medeniyetler seviyesine ulaşamadı…

“KEŞKE” demez misiniz şimdi? “Keşke Atatürk biraz daha yaşasaydı..” Keşke bir Atatürk daha gelse Türkiye’ye…

*****

YA bizim “keşke’lerimizle” “pişmanlıklarımız…”

“Keşke 1974 Barış harekâtından sonra bugünlere kadar taşıdığımız için, faturasını pahalıya ödediğimiz hataları yapmasaydık” demiyor muyuz hâlâ?

Keşke 1974’den sonra Rum’un malını sıcağı sıcağına tazmin edecek bir siyasi formül üzerinde uzlaşabilseydik… Rum malını “rant ekonomisine” çevirmeseydik… Keşke TC’den kaydırılan nüfus konusunda biraz daha titiz davransaydık…

NE var ki siyasi gelişmelerle yaşanan  hataları böylesi “keşke’lerle” izale etmek mümkün  değil ama “keşke” o yıllarda çok daha az hata yapabilseydik!

*****

VE “ya devlet” diyorum. “Ya devlet?” Yetiştirdiği yurttaşlarının aklı ve yetenekleri oranında gelişip büyümez mi? Yada yetiştirdiği yurttaşlarının aklı ve yetenekleri oranında mutsuz ve hayırsız olmaz mı?                              Şimdi bu aklı “mantığa” dökebilir miyiz?  “Demek ki  “devlet” kendini büyük  yapacak insan  yetiştiremedi” diyerek!                              Bu nedenle olmalı hâlâ devletin kaderini yüklenen siyasi partilerin “devlet adamları” devleti kurtaracağım iddiasında ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar, devleti kurtarmak bir yana, “batışına” katkı sağlamakta!                        (Gene geldik şu “keşke” lafına:)  “Keşke” öyle olmasaydı!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 







Başa dön tuşu