Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Patrick Hooligan

Spor kardeşlik mi? Hayır! Kalleşlik mi? Maalesef! E yine spor yasemin kokulu mu? Asla! İçerisinde şiddet, şike, doping, ırkçılık, yalan, müşterek bahis, hatır ve diğer gönül işleri, hile, şantaj, kaçakçılık, düzenbazlık, hırsızlık, kan, ölüm, gözyaşı, tehdit ve bilimum nâneler var mı? Dibine kadar. E bu’haltlar çözümünde Sporda Şiddet Yasası var mı bu memlekette? Ne gezer! E hâl böyle olunca saldım mevlam çayıra misâli ha’bire yine sahadaki kimsesiz gariban hakeme kükremece sözde erkekler. Neymiş? Yollama gelmiş. “Le havle yollama gel sen ulan” dedik bi’kaç kez MHK başkanlığımızda racon kestik, giriştik ama değişen ne ki? Hiç’bişey! Neyse, yanılmıyorsam üç yıl önce veya o’civarlardı. Sporun sosyal boyutu konusunda uzman arkadaşım Doğan Toy’la Dereboyu’nda güya(!) yürüyüş egzersizine çıkmıştık bi’ayaz gecesi. ‘Her kafe bir tür liman’ misâli yürüyüş yapmıştık. Doğan Yoldaş biraz ‘endüstriyel futbol’, biraz da ‘holiganizm’ konusunda bilgi verirken, bendeniz de kaldırıma park eden arabalar arasında slalom yapmakla meşguldüm. Neyse kısa keselim; “Patrick Hooligan. Kendisi 1898 yılında Londra'da bir polisi öldürmüş olan İrlandalı. Hooligan ailesinin en küçük oğlu. Cinayet zamanla İngiltere'de büyük yankı uyandırmış ve İngiliz basını da ‘hooliganism’ terimini üretmekte gecikmemiş. Hooligan ailesi önce Liverpool’a, oradan da West Ham tribünlerine sürgün edilmiş. O yıllarda tersane işçileri tarafından alınan grev karar ile başlayan ve hâlen devam eden Millwall Meydan Muharebe’sini başlatmışlar. İşte, artık müsabakalar esnasında aktifleşen şiddet merkezli taraftar gruplarına ‘holigan’ deniyor” dedi bizim adam. Bizim memlekette holiganizm yok mu? Eskiden pek yoktu ama şimdilerde bolca var. Kimi zaman darp veya şiddetli darp, kimi zaman küfür, kimi zaman ise hakaret gani. Neymiş? Maça ‘deşarj’ olmaya gelinirmiş. Evde hatundan fırçayı yiyen sahada mamurlama peşinde. Uzmanlar tam aksine ‘şarj’ olmaktan bahsediyorlar bu süreçte. Herkesin evlâdına küfür veya tekme-tokat girişmek hangi kitapta yazmış! Yazar Hıncal Uluç hafta içi yazısında; “Futbolda şiddet, ancak ve ancak suçu işleyenlerin şahsen cezalandırılmaları ve teşhir edimeleri ile mümkündür. Saha kapatmak ya da seyircisiz oynatmak gibi verilen cezalar anca kulübe ceza verir” diye konuyu kaleme aldı. Uluç Usta haklı. Bu durum “holigan” adı verilen ‘vahşilerin’ umurunda mı? Değil tabii ki de. ‘Şiddeti Önleme Yasası’ yürürlükte olan çağdaş futbol sistemlerinde bile bu konunun önüne geçilemedi. Düşünün ki bu yasaya mecburi statlarında onlarca kamera var, yüzlerce özel güvenlik görevlileri ve polis var ama yine de vahşiler ha bire olay çıkartıyorlar. Ya bizde durum ne? Polise diklenen, sahaya babasının çifliğiymiş gibi dalan, rakip ya da kendi takım futbolcusu veya yöneticisi ayırmadan sürekli küfredip hakaret eden çok. Sosyal yaşamda olsa ‘kuyruğunu’ kıstırıp kaçacak olan ama teknik alandaki eli-kolu bağlı biçâre hakemlere küfreden ‘sersem’ çok bildik üzere. ‘Önleyici ceza’ için n’apmalı? Spor müsabakalarından men cezasıymış! Hikâye. Yüklü para cezaları veya kodese tıkmaca olmaz mı yani! Kimse karanlıkta göz kırpmasın veya süslü-püslü eyyamvari sözler söylemesin. Bu konuda tek bir çözüm söz konusu değildir öncelikle bunu kamuoyuna anlatarak işe başlamalıyız ve hemen ardından 30.11.1990 tarihinde düm dünyada yayımlanan Taraftar Şiddetine Karşı Avrupa Sözleşmesi’ni hayata geçirmeliyiz. Tabii sadece yasa bu konuda çözüm mü? Asla! Bu konuda da özellikle İngilizlerin de yaptığı gibi ilköğretimde Fair-Play Eğitimi şart.  Tabii ilgili yasa hemen şimdi, biri veya birileri ölmeden. “Hakeme renga” mı? Severim.