Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Özgüven

Venediklilerin ana yurtları eski Venedik, şimdiki İtalya’ydı.

Kıbrıslı Rumların Yunanistan,

Kıbrıslı Türklerin Türkiye.

Kısaca,

Bu adadan gelip geçenlerin ve adada oturanların birer ana yurtları vardı…

***

Venedikliler adaya her iki yılda bir yönetici atarlar ve buna “Castellani” denirdi.

Osmanlılar da iki yılda bir yönetici atarlar, buna da “Vali” denirdi…

***

Castellani de, Vali de Lefkoşa’daki Lüzinyan Sarayı’nda oturmuşlar,

Adayı buradan yönetmişlerdi.

Sarayönü’nden…

***

Belki bu yüzdendir.

Kıbrıslılar dünyaya Sarayönü’nden bakarlar, denir!

İngilizler dünyaya Trafalgar’dan bakarlar mı bilemeyiz doğrusu.

Ki Trafalgar Meydanı Londra için önemlidir.

10 Numaralı kapı da oradadır.

Kutlamaların, protestoların büyük çoğunluğu o meydanda yapılmaktadır.

İkinci dünya savaşında Almanya yenilince,

Trafalgar Meydanı İngiliz halkının çılgınca kutlamalarına sahne olmuştu.

Yıl 1989’du.

Nelson Mandela için özgürlük adlı imza kampanyası orada yapılıyordu,

Tesadüfen orada bulunuyorduk; bizde imza koymuştuk.

Diyeceğim,

Sarayönü Meydanı ta Lüzinyanlardan beri oradadır,

İngilizler, Lüzinyan Sarayının kalıntıları 1900’lü yılların başında yıkmıştır.

Salamis’ten getirdikleri sütunu şimdiki yerine dikerek oraya meydan özelliği vermişlerdi.

O güne kadar ahali o meydana “Sarayönü” diyordu.

Lüzinyan Sarayı orada olduğundan.

İsim değiştirilmesine rağmen,

Yine Sarayönü olarak bilinmektedir…

***

Özellikle aydın kesimler,

Dünyaya Sarayönü’nden bakmak deyişini bir yergi olarak kullanırlar.

Dünya ile bağlantısızlık ve kısır döngü gibi bir içerik taşır bu.

Doğrusu haksız da değiller.

Belki de gettolarda yaşanmasından,

Uzun yıllar bir çemberin içinde kalmasından,

Ve çok uzun yıllar bir çok meselenin çözümsüz kalmasından kaynaklanıyor olsa bu ifade.

Yoksa, diğer ülkeler de dünyaya bir yerlerden bakmazlar mı?

***

Sarayönü’nden Cenevre’ye uzanan yol güzel neticelerle nihayet bulursa,

Dikili Taş’a yüklenen yergi dolu benzetmeler de son bulabilir…

***

Tuz gölünden yapılan tuz ticareti bir zamanlar Venedikliler için de önemliydi.

Adadan gelip geçen gezginler bu ticaretin önemi üzerinde sıklıkla dururlardı.

Bunlardan bir tanesi tuz ticaretinin St. Mark (Venedik Senyörlüğü) menfaati için yapıldığını

belirtir.

Tuzlar gemilere yüklenip, Venedik’te boşaltılırdı.

Osmanlılar adaya gelince,

Tuz ticaretinden elde edilen gelir, bir müddet Yeniçerilerin menfaati için kullanılmıştı.

Bir yerde adanın altını gibiydi tuz.

Beyaz altın.

Ondan azımsanmayacak gelir elde edilmekteydi.

Yer altı kaynakları kıt olan adada yine de sömürülecek tuz gibi şeyler bulunmaktaydı…

***

İki ana toplum çok uzun yıllar kendine karşı özgüveni olmayan toplumlar haline getirilmiştir.

Bu tür toplumlar kendi özgüvenini kazanmadıkça hiçbir yere varamazlar…

***

Bir kez daha bu özgüvenin sınandığı bir dönemin içinden geçiliyor…