Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Kıbrıs

Özersay’dan KTFF-KOP Açıklaması!

HERŞEY KOP’UN İRADESİNE TABİ GÖRÜNÜYOR
KOP-KTFF modelinde ilk bakışta görünen şey şu: Kuralları koyan ve gelecekte de koyacak olan, uygulanmasını denetleyecek olan, FİFA ve UEFA’da temsiliyeti sürdürecek olan, KTFF yetkililerinin rızası olmasa dahi Kıbrıs Türk futbolu konusunda karar üretebilecek olan bir KOP söz konusudur. Öte yandan KOP’un koyduğu ve gelecekte koyacağı kuralları uygulamayı kabul eden, KOP’un ada genelinde futbol konusunda tek yetkili kurum olduğunu kabul eden, Kıbrıs Türk futbolu konusunda artık tek başına karar alamayacak olan, FİFA ve UEFA’da muhtemelen ayrı bir temsiliyete sahip olmayacak olan bir KTFF vardır. Yanılıyor olmayı dilerim.
KTFF’NUN YERİNDE OLMAK İSTEYEN VAR MI?
Örneğin üyesi olduğum DAÜ-SEN, yurt dışında temas yapabilmek ve uluslararası aktivitelere katılabilmek için Kıbrıs Rum sendikalarının kendi başlarına alacakları kararlara, koyacakları kurallara tabi olsa nasıl bir tepki verirdi? ETUCE ve o çerçevede düzenlenen uluslararası etkinliğin kuzey Kıbrıs’ta yapılmaması için çaba harcayan Kıbrıs Rum sendikalarına üye olmak zorunda bırakılsa DAÜ-SEN böyle bir adım atar mıydı? Kendi iradesi dışında oluşturulan eğitime dair kuralları uygulamayı ve Kıbrıs Rum eğitim ve kültür bakanlığına kayıt yaptırmayı kabul eder miydi? Hiç sanmam. DAÜ-SEN Kıbrıs Rum tarafındaki kurumlarla bu tür hiyerarşik bir ilişki içerisine girmemek için uzun süredir farklı kulvarlarda mücadele eden bir sendikadır.
TOPLUMSAL YARAR TEMELLİ ÇIKIŞ YOLU
Bu toplum geçmişte pek çok konuda katı, akılcı olmayan, herhangi bir empati barındırmayan ve kamplaşmalar yaratan tartışmalar yaşadı. Futbol konusunda “vay bizi Ruma sattılar” ya da “siz buna karşı çıkıyorsanız, o zaman çözüm karşıtısınız” gibi akıl dışı “söylemler” üzerinden değil “toplumsal yararı” ön plana koyarak ve toplumsal iradenin ve kimliğin üzerine tesis edildiği değerleri göz ardı etmeden bir çıkış yolu bulmalıyız.
YANILIYOR OLMAYI DİLERİM!

Bu yazıyı, kim hangi başlığı koyarsa koysun, bütünen okumadan lütfen bir sonuç çıkarmayın. KTFF ile KOP arasında varılan uzlaşma konusunda bazı çeviri metinler internette yer aldı. Ancak bunlar yerine, FİFA’nın resmi internet sitesinde yer alan açıklamaya bakarak şu parametrelerin bu uzlaşıda yer aldığını sanırım rahatlıkla söyleyebiliriz:
– KTFF, Rum futbol federasyonu KOP’un kurucu belgesi ve kuralları uyarınca, KOP’a üye bir federasyon olacak;
– Bunun yanında KOP, FİFA ve UEFA’nın üyesi olmayı sürdürecek ve Kıbrıs’taki tüm futbol organizasyonları, hizmetleri ve yönetiminden sorumlu olacağı gibi, ülkedeki tüm uluslararası futbol aktivitelerinden de sorumlu kuruluş olacak.
– Bu anlaşmanın uygulanması konusunda çalışmak üzere taraflar bir komite kurulmasını da karar bağladı (www.fifa.com).

Dediğim gibi şu anda bu uzlaşının tam metni olduğu söylenen daha detaylı dökümanlar da sosyal medya ortamında dolaşıyor, durumun tam olarak ne olduğunu “resmi uzlaşma metni budur” dediklerinde anlayacağız.

Bu aşamada akla ilk gelen sorular şunlar:
– Bu üyelik KOP kurallarına uygun olarak KOP’a üye olmak şeklinde gerçekleşeceğine göre ve adadaki tüm futbol aktiviteleri ile uluslararası futbol organizasyonlarından KOP sorumlu olacağına göre Kuzey Kıbrıs’ta bulunan futbol takımlarının ve yapılacak müsabakaların KOP’un karar ve denetleme organlarınca (ister KTFF aracılığıyla isterse doğrudan) denetlenmesini, örneğin sahaların, hakemlerin, oyuncuların, seyirci davranışlarının, transferlerin, kuraların ve hatta sahada kart gören oyuncuların cezalarının ilk kertede KTFF tarafından olsa dahi KOP tarafından denetlenmesini beklemek gerekmez mi? Ya da KOP adanın kuzeyinde bu denetimi yapamayacağını gerekçe gösterip bazı maçların güneyde yapılmasını isteyemez mi?
– Bu şartlarda KOP’un karar organlarında KTFF’nun da temsil edilmesi ya da oraya en iyi ihtimalle temsilci göndermesi mümkün görünüyor. Ancak KOP’ta alınacak kararların, özellikle de kuzeydeki futbol aktiviteleri konusunda, KTFF rızası olmaksızın alınamamasını umuyor muyuz? Veya aynı şekilde, güneydeki futbol müsabakaları konusunda Kıbrıs Rum takımlarına dair KOP’ta alınacak kararlarda KTFF’nun bir rolü olacak mı? Bir başka ifadeyle Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs Türk takımları konusunda karar alabilecekken, Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Rum takımları konusunda aynı şekilde karar alma yetkisine sahip olabilecek mi?
– KOP bu uzlaşı yürürlüğe girdiğinde, Kıbrıs Türk futbol takımlarındaki bazı yabancı oyuncuların “ülkeye yasa dışı yollardan girmelerini” gerekçe göstererek bundan sonra sadece güneydeki limanlardan adaya girmelerini şart koşup, bu olmadığı takdirde futbol lisanslarına izin vermeyeceği yönünde bir düzenleme yapar mı? Ya da bazı oyunculara güney Kıbrıs’a geçebilmeleri için Türkiye kökenli olmamaları şartını koyar mı? (iki taraftaki öğrencilere uyuşturucuya karşı mücadele bağlamında verilecek olan eğitim gündeme geldiğinde bir süre önce Türkiye göçmeni ailelerin çocuklarını ara bölgeye götürmemiz Rum tarafınca bir sorun haline dönüştürülmüştü örneğin). Kurulları, şartları, denetimi, organizasyonları yapmaya yetkili olan KOP olduğuna ve bu uzlaşıyla KOP’un bu yetkisi KTFF tarafından da kabul edildiğine göre bu türden sorunların yaşanması mümkün değil mi?
– Ülkedeki tüm uluslararası futbol aktivitelerinden sorumlu olacak olan KOP, örneğin bir yıl sonra kendi hükümetinin talebi üzerine, “Kıbrıs Türk tarafı son dönemde müzakerelerde uzlaşmacı değil” ya da “Kuzeydeki eski Rum malları üzerine inşaat yapımını hızlandırdınız” gibi gerekçelerle “ben geçici olarak Kıbrıs Türk takımlarının uluslararası müsabakalara katılımını askıya aldım” diyebilir mi?

Özetle bu modelde ilk bakışta görünen şey şu: Kuralları koyan ve gelecekte de koyacak olan, uygulanmasını denetleyecek olan, FİFA ve UEFA’da temsiliyeti sürdürecek olan, KTFF yetkililerinin rızası olmasa dahi Kıbrıs Türk futbolu konusunda karar üretebilecek olan bir KOP söz konusudur. Öte yandan KOP’un koyduğu ve gelecekte koyacağı kuralları uygulamayı kabul eden, KOP’un ada genelinde futbol konusunda tek yetkili kurum olduğunu kabul eden, Kıbrıs Türk futbolu konusunda artık tek başına karar alamayacak olan (KOP’a üye olmanın gerekleri ve onun alacağı kararların bağlayıcılığı düşünülürse), FİFA ve UEFA’da muhtemelen ayrı bir temsiliyete sahip olmayacak olan bir KTFF vardır. Yanılıyor olmayı dilerim.

NE İSTİYORUZ?

Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme ulaşmadığımız süre zarfında sahip olduğumuz meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, sendikalar ve federasyonlar bağlamında Rum tarafı ile nasıl bir ilişki bizler için kabul edilebilirdir? Ne istiyoruz? Şahsen ben bir çözüm halinde de çözümsüzlük halinde de Kıbrıs Rum toplumunun kurumları ile kuracağımız ilişkilerde;
– Rum toplumunun kurumlarının, bizim irademize rağmen “bizim için de bağlayıcı kararlar alabilmesini, bizim kurumlarımızı uluslararası alanda temsil etmesini” istemem; üzerinde uzlaşarak oluşturacağımız ve taraflardan sadece birinin iradesiyle karar üretemeyecek bir geçici kurumun uluslararası temsil ilişkisi kurmasını desteklerim;
– Kurumlarımızın, Rum toplumunun kurumlarının kendi kararları sonucu üretecekleri kurallara tabi olmasını istemem;
Biz Kıbrıslı Türkler (vatandaşlık temelinde konuşuyorum), Türkiye ile olan ilişkilerimizde “kendi kendimizi yönetmek istiyoruz”, “iç işlerimize müdahale edilmesini istemiyoruz” derken, ara bölgede Rum lider ile müzakerelerde “siyasi eşitlik istiyoruz, irademize saygı gösterilecek bir ortaklık kurmak istiyoruz” derken ya da bir sivil toplum örgütünün gönüllüsü olarak altına imza koyduğumuz Toplum Sözleşmesinde “kendi irademize dayalı bir gelecek istiyoruz” derken SAMİMİYSEK, çözümsüzlük halinde Kıbrıs Rum toplumunun kurumları ile kendi kurumlarımız arasında kurulacak ilişkide bazı temel prensiplerde ısrar etmemiz, bunların bizim için olmazsa olmaz olması yadırganacak bir şey değildir. Aksi durumda “kendi kendimizi yönetme” talebimizin ne inandırıcılığı kalır ki?
KTFF’NUN YERİNDE OLMAK İSTEYEN VAR MI?
Bugün farklı statülerde kurulan ve faaliyet gösteren bazı tüzel kişilikler temelinde gelin bir değerlendirme yapalım:
– Üniversitelerimiz, gerek uluslararası akreditasyon almak gerekse bazı uluslararası örgütlere katılmak ya da diplomalarına genel denklik almak için Kıbrıs Rum eğitim bakanlığına kayıt yaptırır mı? Geçmişte Rum tarafı üniversitelerimizden kendi eğitim bakanlığını eğitimden sorumlu “ulusal otorite” olarak kabul etmelerini istedi, ancak üniversitelerimiz (bana göre haklı olarak) bunu kabul etmediler. Muhtemelen bu yapılmış olsaydı, “ülkeye yasa dışı yollardan giren öğrenciler” tartışmasından, “üniversite kampüsleri Kıbrıs Rum mallarının üzerine yasa dışı yollardan kuruldu” iddiasına kadar pek çok nedenle bu kurumlarımızda eğitimin durması söz konusu olacaktı.
– Veya Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, bazı uluslararası festivallere katılabilmesi ya da tiyatro konusundaki kimi uluslararası düzenlemelerin oluşumunda yer alabilmesi için güneyde bulunan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün şubesine ya da Kıbrıs Rum eğitim ve kültür bakanlığına kayıt yaptırmak zorunda bırakılsa bunu yapar mı? Tiyatro konusunda güneydeki bazı tiyatrolar ile işbirliği ve ortak oyun yapan LBT kendi rızası olmadan güneyde bulunan tiyatro konusundaki kuruluşların kararları ile kendini kendini bağlı sayar mı? Hiç sanmam.
– Ya da Kıbrıs Türk Tabipler Birliği, faaliyetlerini yürütebilmek, uluslararası kongre ve konferans etkinliklerinde temsil edilebilmek için Kıbrıs Rum sağlık bakanlığının alacağı kararlara tabi kılınsa ya da Rum tarafındaki tabipler birliğine kayıt yaptırmak/üye olmak zorunda bırakılsa nasıl bir tutum içine girerdi sizce? Kural koyan, onları uygulayacak/denetleyecek olan, ceza kesecek olan ve uluslararası temsiliyeti yapacak olan bir başka tabipler birliği ve siz oraya üye! Benim bildiğim, doktorlarımız böyle bir şeye doğal olarak sıcak bakmazlar.
– Kısa süre önce KTÖS ve KTOEÖS tarafından Kıbrıs Rum eğitim sendikalarının tüm engelleme girişimlerine rağmen Avrupa Eğitim Sendikaları Konfederasyonu bağlamında verilen mücadeleyi anımsar mısınız? Sendikacılarımıza “yurt dışı temsiliyetiniz sadece Rum eğitim sendikaları kanalıyla olabilir ve bunun için Rum tarafındaki sendikalara üye olacaksınız, hatta Rum eğitim bakanlığını da Bakanlığınız olarak kabul edeceksiniz” denilse, sendika yöneticilerimiz bunu kabul eder miydi? Hiç sanmam. Ya da Rum eğitim bakanlığı “eğitime dair benim tasarladığım ve senin rızandan bağımsız olarak karar aldığım müfredat uygulanacak” dese sendikacılarımızdan nasıl bir yanıt alır acaba hiç düşündünüz mü?
– Veya yine mesela üyesi olduğum DAÜ-SEN, yurt dışında temas yapabilmek ve uluslararası aktivitelere katılabilmek için Kıbrıs Rum sendikalarının kendi başlarına alacakları kararlara, koyacakları kurallara tabi olsa nasıl bir tepki verirdi? ETUCE ve o çerçevede düzenlenen uluslararası etkinliğin kuzey Kıbrıs’ta yapılmaması için çaba harcayan Kıbrıs Rum sendikalarına üye olmak zorunda bırakılsa DAÜ-SEN böyle bir adım atar mıydı? Kendi iradesi dışında oluşturulan eğitime dair kuralları uygulamayı ve Kıbrıs Rum eğitim ve kültür bakanlığına kayıt yaptırmayı kabul eder miydi? Hiç sanmam. DAÜ-SEN Kıbrıs Rum tarafındaki kurumlarla bu tür hiyerarşik bir ilişki içerisine girmemek için uzun süredir farklı kulvarlarda mücadele eden bir sendikadır.
– Ve bu liste uzayıp gider. Akla gelen bir soru da şudur: “Madem ki bu türden bir uygulamada sorun yoktu neden o zaman ticari işletmelerimiz bu kadar yıldır (özellikle 1994 ATAD kararı ertesinde) menşe ve sağlık sertifikalarını Rum hükümetinin ilgili bakanlığından alıp ticaretlerini güneyden yapmadılar da toplumun neredeyse tüm kesimleri hep bir ağızdan “doğrudan ticaret tüzüğünü geçirme sözü verdiler ama AB bu konuda verdiği sözleri tutmadı” dedik? Yoksa bunu söylerken SAMİMİ değil miydik? Yoksa bizim için önemli olan nasıl ya da hangi limandan ya da kimin denetimine tabi olarak ihracat yapacağımız değil de nasıl olursa olsun ihracat yapmak mıdır?

Çözüm Hükümlerini Etkileyeceğini Düşünmem!

Bu konu her gündeme geldiğinde “KTFF ile KOP anlaşırsa, oluşturacakları ilişki ileride ortaya çıkacak bir çözüm için kötü bir örnek teşkil eder” benzeri bir tehlikeden bahsediliyor. Şahsen ben buna pek katılmıyorum. Nihayetinde kapsamlı çözümde taraflar oturup herşeyi bir uzlaşı bulmak için özellikle de al-ver yaparak müzakere edebilirler ve bugün geliştirilen modellerin, hele de “geçici” olarak nitelendiriliyorlarsa veya “tarafların kapsamlı çözüm konusundaki pozisyonlarına halel gelmez” ifadesini içeriyorlarsa (ki bu uzlaşıda bu ifadenin olduğu anlaşılıyor) ilerisi için örnek teşkil edeceklerini, sorun olacaklarını düşünmüyorum.

Asıl Sorun Bunun Çözümsüzlük Haline Model Oluşturmasıdır!
Kıbrıs Rum kurumlarının kurallarının geçerli olacağı, kurumlarımız üzerinde bağlayıcı kararlar alacakları, kurumlarımızın iradesine rağmen kuzey Kıbrıs’ta belirli bir alanda düzenleme yapacakları ve denetim hakkına sahip olacakları ve uluslararası temsilde asıl misyonu yerine getirecekleri bu türden modeller (KOP-KTFF), çözümsüzlüğün devamı halinde pek çok kurumumuzun ve dolaylı olarak da bir toplum olarak irademizin ciddi şekilde erozyona uğramasına neden olacaktır diye düşünüyorum. Basit birkaç örnek üzerinden bakalım: Bir süre önce Kıbrıs Rum liderliğinin, AB projelerinden mali yardım tüzüğü çerçevesinde yararlanmak isteyen kurum ve kuruluşların kuzeyde tescil olması konusunda ciddi sorunlar çıkarmak istediğini bizzat yaşayarak öğrendim. Şimdi KOP’a KTFF üyeliği, kaydı önümüzde dururken AB projelerinin uygulanmasında güneye kayıt olma/orada tescilli olma (hem şirketlerin Rum mukayyitliğine hem de sivil toplum örgütlerinin Kıbrıs Rum iç işleri bakanlığına) şartı benzeri şartların önümüze getirilmesi beni hiç ama hiç şaşırtmayacaktır. Öte yandan Kıbrıs Rum liderliğinin pek çok meslek kuruluşunun katılımyla oluşan uluslararası örgütlerde Kıbrıs Türk kurumlarının temsilinin UEFA ve FİFA’nın da kabul ettiği ama daha da önemlisi Kıbrıs Türk tarafının da kabul ettiği bu modalite üzerinden olması gerektiğini gündeme getirmesi, mevcut bazı üyelikleri ve katılım modellerini de sorgulamaya kalkışması beni hiç ama hiç şaşırtmayacaktır.
Yakın geçmişte güneye satılan balıkların yakalanmasında kullanılan balıkçı teknelerinin kaydının güneye yapılması ve denetimlerinin de “Kıbrıs Cumhuriyeti” yetkili otoriteleri tarafından yapılmasını talep eden Kıbrıs Rum liderliğinin örneğin bu kez, “bakın model orada, bundan böyle Kıbrıslı Türklere Kuzey Kıbrısta belge veren muhtarların belgelerini kabul etmem için bu şahısların Kıbrıs Rum iç işleri bakanlığında kayıtlı olmalarını isteyeceğim” demesi bizi artık şaşırtmamalıdır. Ya da KOP ile KTFF’nun ayukarıda anladığımız anlamda bir uzlaşmaya varmış olmaları durumunda yurt dışında yapılan pek çok folklör etkinliğine katılan Kıbrıs Türk folklörcülerinin üzerindeki Kıbrıs Rum baskısının daha da artmasını beklememiz, olursa da buna şaşırmamamız gerekir. Uluslararası folklör kuruluşlarına ya da yabancı ülkelerin ulusal folklör kuruluşlarına “bakın ortada bir model var, eğer gerçekten katılmak istiyorlarsa gelip bizim bu konulardaki derneklerimize ya da eğitim ve kültür bakanlığımıza kayıt yaptırsınlar” derse de şaşırmamak gerekir.

Bu Model Avrupa Konseyi’ndeki Temsiliyetimiz Gibi Değil!
AB’den tamamen farklı bir uluslararası örgüt olan Avrupa Konseyi’nin Parlamenterler Asamblesinde 2004 referandumu ertesinde alınan bir karar sonucunda biri asıl diğeri yedek olmak üzere iki Kıbrıslı Türk vekil temsiliyetimizi sağlamaktadır. Peki oradaki temsilde vekiller kimi, hangi sıfatla temsil ediyorlar? Öncelikle bu iki vekil “Kıbrıs Cumhuriyeti delegasyonunun parçası” olarak kabul ediliyorlar. Üstelik bu durum 1960 düzenlemelerinde bahse konu Asamblede bir asıl bir de yedek şeklinde Kıbrıslı Türkler için ayrılmış ama ortaklık hükümeti çöktükten sonra kullanılmamış Kıbrıs Cumhuriyeti ile bağlantılı pozisyonlar. Evet bunlar temsiliyet açısından rahatsızlık yaratabilecek olumsuz yanlar, ancak kuralları koyan Kıbrıs Rum yöneticileri değil, denetim yapabilecek olan da onlar değil. Oradaki vekillerimiz “Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş temsilcileri” sıfatı ile bulunuyorlar. Kuzey Kıbrıs’ta Meclis seçimlerini kendi koyduğumuz kurallara göre yapabiliyor, seçimi kendi Yüksek Seçim Kurulu denetiminde yapabiliyor ve AK Parlamenterler Asamblesine göndereceğimiz vekilleri biz kendimiz belirleyebiliyoruz. Bu süreçte Kıbrıs Rum yöneticilerinin bizim irademize müdahale etmeleri mümkün olamıyor. Yani özetlersek, kuralları koyan, denetimi yapan ve gidecek vekillere karar veren biziz. Evet, kullanılan üyelik 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eski üyeliğidir ama onun içerisinde Kıbrıs Rum iradesinin, bizim irademiz üzerinde tahakküm kurmasına izin verilmiyor. Yani görünen o ki KOP-KTFF örneğinde kurulan modalitede endişe yaratan unsurların pek çoğu Avrupa Konsey örneğinde bulunmamaktadır.

Gerçek Kişiler ile Kamu Tüzel Kişilerini Aynı Sepete Koyamazsınız!
Futbol konusundaki tartışmalar gündeme geldiğinde çoğu zaman şu ifadeleri de sıklıkla duyuyoruz: “Zaten çok sayıda kişi güneyden pasaport almadı mı? Onu yaparken Kıbrıs Cumuriyeti’ndeki bireysel haklarımızı kullanıyoruz, şimdi de diğer haklarımızı kullanmaya başlıyoruz”. Herşeyden önce adada devam eden uyuşmazlık nedeniyle Avrupa Konseyi modeli gibi kendine has modeller yaratılarak bazı hakları kullanmamız açısından yaratılan imkan ile güneydeki kamu tüzel kişilerinin ya da siyasi otoritelerin iradesine tabi kılınmış bir hak icrasının aynı şeyler olmadığını gözden kaçırmamalıyız. Öte yandan bireylerin pasaport almaları ya da sağlık hizmetlerinden yaralanmaları bireysel iradelerinin (her ne kadar şartlar zorluyorsa da) bir ürünü, kendi yapacakları bir tercihtir. Oysa kamu tüzel kişilerinde bahis konusu olan şey daha ziyade toplumsal iradedir. Kendi toplumsal iradenizle yarattığınız siyasi kurumların yasaları çerçevesinde, onların denetimine tabi olarak çalışan bu kurumların sadece Kıbrıslı Rumların toplumsal iradesini yansıtan hükümetlerin oluşturduğu mevzuata tabi olarak faaliyet göstermeleri, kendi iradeleri dışında hiyerarşik ilişkileri kabul etmeleri zaten bu adada var olan mevcut meşruiyet sorununu daha da derinleştirir.

“Zaten Kaybedecek Başka Neyimiz Var Ki?” Benzeri Bir Ruh Halindeyiz
KTFF-KOP uzlaşısı ortaya çıkmazdan önce bu adımı en fazla destekleyen ve kamuoyunda önde gelen bazı isimler sürekli olarak şu vurguyu yapıyorlardı: “Biz de gidip Rum federasyonunun altına girelim demiyoruz zaten. Nasıl olursa olsun çözülsün demiyoruz!” İşte ortaya çıkan bu modaliteye baktığımda aklıma gelen ilk soru şu oluyor: “Peki futbolda ‘nasıl olursa olsun çözüm’ nasıl bir çözümdü?”. Yani Kıbrıs Rum tarafı bize bu konuda neyi önerse bizim açımızdan kabuledilmez olurdu? Bunun yanıtını bulmakta zorlanıyorum. Öte yandan son dönemde “zaten kaybedecek neyimiz kaldı ki, atasın Türkiye bir vali bitsin bu iş, gelsin Türkiye yönetsin bitsin bu iş” benzeri duygusal değerlendirmelere bu kez “zaten kaybedecek neyimiz kaldı ki, Rum hükümeti üzerinden yapsak ne olur” diyenlere rastlıyorum. Biz kendimizi yönetmek istiyoruz derken ciddi miyiz yoksa yine kolaya mı kaçıyoruz? Değişen nedir? Bana öyle geliyor ki değişen, Rum tarafı ile vardığımız anlaşmanın şekli ya da modalitesi değildir, değişen bizim kendimize olan güvenimizi ve bunun bir uzantısı olarak da değerlerimizi yitiriyor olmamızdır.

Burada çözüm öncesinde KKTC tanınmalı ve futbol konusunda ancak o durumda işbirliği yapılmalı ya da KKTC ile Güney Kıbrıs aynı şekilde muamele görmez ise herhangi bir işbirliği yapılmamalı iddiasında değilim, böyle bir talebim de yok. Ancak tanınmamış bir devlet içerisinde kendi kendimizi yönetme uğraşı verdiğimiz bu türden kurumların çalışması açısından, sırf tanınmadığımız için hiç bir değer ya da ilke sahibi olmamıza gerek yoktur denilemez. Ben bir Kıbrıslı Türk olarak kendime her zaman şunu sorarım:"Benim kendi irademe rağmen Kıbrıs Rum toplumunun iradesi ile karar verilecek süreçlerde yer almayı ister miyim? İrademin Türkiye'ye tabi olmasını istemediğim gibi Rum tarafına da tabi olmasına karşı çıkar mıyım?" Bence toplum olarak cevaplamamız gereken sorular bunlardır.

Toplumsal Kimlik Yaratılan Birşeydir
Kimlik denilen şeyin farklı tarihsel süreçler ile çeşitli unsurlar kullanılarak yaratılan bir şey olduğunu düşünüyorum. Evet, Kıbrıslı Türkler olarak bizim toplumsal kimliğimizi oluşturan unsurların bir bölümü siyasiler tarafından hep istismar edildi. Ancak öyle bazı değerler ve ilkeler var ki, bunlar bizim kimliğimizin ayrılmaz hassas unsurlarıdırlar. Futbol konusunda başlayan bu sürecin tetikleyeceği ilişki biçimi, aslında süreç içerisinde zaten ciddi anlamda yıpranmış olan toplumsal kimliğimizin daha da sarsılmasına neden olabilecektir. Belki uzlaşılan şeyin resmi metnini görmek lazım ama FİFA'nın resmi sayfasında yer alan açıklamayı okuduğumda benim ilk aklıma gelenler bunlardır. Katılmayabilirsiniz, ama toplumsal olarak geldiğimiz aşama önümüzdeki güçlüklere bakarak kendi kimliğimizi üzerine oturttuğumuz değerlerden ve ilkelerden vazgeçme noktasındaysa, kaygı duymak için geç bile kaldığımıza inanırım…

Bu Tartışmayı Toplumda Kamplaşma Yaratmadan Yapmak Zorundayız

Bu toplum geçmişte pek çok konuda katı, akılcı olmayan, herhangi bir empati barındırmayan ve kamplaşmalar yaratan tartışmalar yaşadı. Futbol konusunda “vay bizi Ruma sattılar” ya da “siz buna karşı çıkıyorsanız, o zaman çözüm karşıtısınız” gibi akıl dışı “söylemler” üzerinden değil “toplumsal yararı” ön plana koyarak ve toplumsal iradenin ve kimliğin üzerine tesis edildiği değerleri göz ardı etmeden bir çıkış yolu bulmalıyız. Umarım bu yazdıklarım, imzayı atmasına rağmen tatmin olmadığını söyleyen sayın Sertoğlu'nun, yaşadığı tereddütleri değerlendirmesinde küçük bir katkı olur.

Bazı siyasilerin bu konuda daha önce görevde oldukları dönemde çok farklı konuştuklarını, şimdi ise “rüzgarın esiş yönüne bakarak” daha farklı konuşmaya başladıklarını gözlemliyorum. Müzakerelerde çözüm için toprak pazarlığı ihtimali söz konusu olduğunda “ülkeyi satıyor” eleştirilerinden çekinmediğim gibi, böyle bir olayda “çözüme ve iki toplumun yakınlaşmasına karşısın!” benzeri yakıştırmalara maruz kalmaktan da korkmam. Gördüğüm eksiklikleri, yanlışlıkları ve riskleri çekinmeden söylemek, bu günlere gelmemizi sağlayan bu topluma karşı en önemli sorumluluğumdur diye düşünüyorum.