Kıbrıs

Özçakır: Siyasete dönüştürülen gelirlerin vergilendirilebilmesi siyasi irade ile mümkündür








Bakanlar Kurulunun, gerekli hijyen tedbirlerinin alınması koşulu ile başta devlet kurum ve kuruluşları olmak üzere bazı sektörlerin kademeli olarak faaliyete başlaması yönünde karar alması normalleşme sürecine geçişte ilk adım olarak kabul edilir.




Bu süreçle birlikte başta muhalif siyasi partiler olmak üzere, ekonominin paydaşları ve sivil toplum örgütleri ekonomik ve mali yönden yaşanan zorlukların giderilebilmesi yönünde alınması gereken tedbirlerle ilgili önerileri kamuoyunda gündem olmaya devam etmektedir.



Hükümet ise gerek sağlık gerekse ekonomik ve mali yönden alınması gereken tedbirlerle ilgili açıklamalarında temkinli davranmakta ve daha çok halkın moralini yüksek tutma yönünde biraz da umut vadeden beyanatlarda bulunmaktadır.

KKTC Cumhurbaşkanlığı bünyesinde oluşturulan Ekonomik Kurul, bir rapor yayınlayarak KKTC’de 2011 yılında yapılan nüfus ve konut sayımında tespiti yapılan 350.000 civarındaki nüfusumuz esas alınarak Mart 2020’deki yoksulluk sınırının 3769 TL olduğunu, 50.000 kişinin yoksulluk sınırının altında olduğu ve bu sayının kısa sürede 90.000’e yükseleceği yanında esas alınan 2011 yılındaki nüfus ve bu nüfus üzerinden tespiti yapılan yoksulluk sınırı yanında nüfusun yüzde birinin çok çok yüksek gelir sahibi olduğu nüfusun yüzde 18’inin de yüksek gelir sahibi olduğu ve ülkedeki lüks konutlar ve ekonomik değeri çok yüksek taşınmazların bu gelir gurubunun mülkiyetinde olduğunu da açıklasa iyi olurdu. Çünkü Cumhurbaşkanlığının esas aldığı 2011 yılının nüfus ve konut sayısını raporunun içerisinde tüm bu bilgiler vardır.

Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanıp hükümete de sunulan raporda ekonomideki daralmanın yüzde 10 ile yüzde 40 arasında olacağının tahmin edildiği ve uygulanmakta olan Taşınmaz Mal Vergisinin artırılması yanında bir defaya mahsus Varlık Vergisi alınması gerektiği ve üst gelir gurubundan elde edilecek gelirle alt gelir seviyesindeki insanların desteklenmesi için kullanılması öngörülmektedir.

Cumhurbaşkanlığı raporunda grubundan alınacak vergi gelirlerinin alt gelir seviyesindeki insanların desteklenmesi için kullanılması görüşü, verginin tabandan tavana doğru genişletilmesi anlamındadır. Bunu gerçekleştirilebilmek varlık sahibi olunmasından dolayı bir defaya mahsus onun da kriz yaşanmasından kaynaklanan zorunlulukla varlık vergisi adı altında belirli kıstaslarla belirlenen sabit bir vergi tarh edileceği yerde varlığa dönüştürülen gelirin tespit edilip vergilendirilmesinin daha gerçekçi bir yaklaşım olurdu diye düşünüyorum.

Muhalefet partileri de genellikle hükümetin iç borçlanmaya gitmek suretiyle piyasaya çeşitli yöntemlerle para enjekte edip daralan ekonomiye nefes aldırılması ve sektörlerin rahatlatılması gerektiği ile ilgili görüş belirtirken bir defaya mahsus varlık vergisi uygulanabileceğine dair hükümete sunmuş oldukları görüşlerini basınla da paylaşmaktadırlar.

Yeniden Doğuş Partisi (YDP) Genel Başkanı Erhan Arıklı, geçtiğimiz günlerde partisinin hükümete önerdiği mali ve ekonomik tedbirleri basına açıklamıştır.

Belirli bir geliri ve serveti olanlardan bir defaya mahsus varlık vergisi alınması yanında elde edilecek kaynakların ve fonların şeffaflık ilkesine uygun olarak bir havuzda toplanması ve harcamaların da bu havuzdan yapılması,

Asgari geçim bedelinin 2-3 katı gayrimenkul geliri elde edenler için, bir defaya mahsus Gelir Vergisi’nin 2 katına çıkarılması,

Devlete ait kiralık gayrimenkullerin kira bedellerinin, en az 2 yıl süreyle, 2 veya 3 katına çıkarılması,

Uzun vadeli tahsisli arazilerin satışa çıkarılması ve yeni tahsisli arazilerin açık artırma yoluyla gerçek yatırımcıya verilmesi,

Günlük, haftalık veya aylık kiraya verilen ve beyan edilmeyen villaların, sistem içerine alınıp vergilendirilmesi,

1600 cc. üzerindeki araçlar ve 120 metre kare üzerindeki lüks konutlara, bu yıl için ek vergi alınması,

YDP liderinin, vergi gelirleri ile diğer para kaynaklarının şeffaflık ilkesine göre disiplin altına alınması ve bir havuzda toplanması görüşü, yani belirli gelirlerin ve giderlerin bütçe dışında tutulması görüşü yasal olarak mümkün değildir.

İşlemlerin bütçe disiplini içerisinde yapılması, Mali Yönetim ve Kontrol Yasası’nın bir gereğidir. Bu virüs salgınının ülkemizde yarattığı ekonomik ve mali olumsuzluklar, bütçedeki gelir-gider dengesini zaten yeterinde bozmuştur.

Yıllık asgari geçim bedelinin 2-3 katı olan gayrimenkul geliri, kira elde edenlerden, bir defaya mahsus Gelir Vergisi’nin 2 kata çıkarılması yanında, devlete ait gayrimenkullerin kira bedellerinin en az 2 yıl süreyle 2-3 kata çıkarılması, ilk bakışta mümkün görülmekle birlikte, döviz kurunun yükselme eğilimi ile kiracıları korumak maksadıyla kur sabitlemesine gitmeyi düşünen hükümetin, devlete ait gayrimenkulleri 2 yıl süreyle kira bedellerinin 2-3 kata çıkarması ne derece adil bir uygulama olur?

Tahsisli arazilerin satışa çıkarılması veya yatırımcıya verilmesi, elinde milyonlarca eşdeğer puanı olup da kaynak yetersizliği nedeniyle eşdeğer mal alamayan vatandaşı rahatsız etmez mi?

Zor bir süreçten geçiyoruz. Tasarruf yanında gelirlerimizi artırma yönünde adımlar atarken, sosyal anlamda bir huzursuzluğa sebebiyet vermemek gibi bir zorunluluğumuz olduğunu da unutmamalıyız.

Gelir vergisi yasamızdaki, Servet ve Servet Beyanı Esası’na göre vergilendirme yer almaktadır. Türkiye’de 1942 yılında II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir defaya mahsus uygulanan, Varlık Vergisi, 1944 yılında uygulamadan vazgeçilmiş ve 2012 yılında Olağanüstü Servet Vergisi olarak gündeme gelmiştir.

Gerçek kişi statüsündeki vergi yükümlülerine, gelir gider ve servet üzerinden yükümlülük tespiti yapılmaktadır. Bu üç unsur birbirine bağımlı olmakla birlikte, gelir temelinde bir hareket söz konusudur. Servet, taşınır-taşınmaz mal ve haklardan oluşur. Emlak vergisi ve motorlu araçlar vergisi, yıllık ödenen servet vergileridir. Gelir ve harcamalar ile servet, yükümlünün mali gücünü yansıtır.

Yükümlünün gelir ve harcamalar ile ilgili sunmuş olduğu beyanlarının ne derece gerçekçi olduğunun otokontrolü servetle sağlanır.

Vergi yükümlüsü, gerçek kişiler veya vergi yükümlüsü olmalarına kanaat getirilenler, Gelir ve Vergi Dairesi tarafından talep edilmesi halinde, 1 ay içinde servet beyanı sunak zorundadırlar.

Talep edilmesi halinde, beyanda bulunmayanlar, 27/1977sayılı Vergi Usul Yasası’nda öngörülen ceza tarhiyatına tabi tutulurlar.

Servet beyanı esasına göre gerçek kişi statüsündeki vergi yükümlüsünün, taşınır- taşınmaz malları, borç ve alacakları yanında kira ve faiz gelirleri ile miras, hibe, emekli maaşı ve ikramiyesi ile diğer Sosyal Güvenlik hakları kişisel ve ailevi harcamalar ile ödediği vergiler dikkate alınarak net varlığı hesaplanır.

Tarh zaman aşımı süresi içerisinde iki beyan dönemi arasındaki servet artışı dikkate alınarak yükümlünün beyanlarının ne derecede gerçekçi olduğu tespiti yapılır.

Beyan edilen gelirlerle hesaplanan servet artışı, diğer bir ifade ile yapılan beyanın üzerinde servette oluşan artış dikkate alınarak 24/1982 Sayılı Gelir Vergisi Yasası’nın 32 ve 38’inci maddelerinde öngörülen Vergi Tarhiyat işlemleri yapılır.

Gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse muhalefet partileri tarafından hükümete sunulan ve alınması istenen ekonomik önlemler içerisinde yer alan ve bir defaya mahsus uygulanması öngörülen Varlık Vergisi taşınır- taşınmaz mal bulundurulması dolayısıyla uygulanması istenen bir vergidir.

Yeni bir vergi konmayıp, Motorlu Araçlar Vergisi ile Emlak Vergisinde belirli esas ve kıstaslar çerçevesinde nisbi bir artış yapılabilir.

Taşınır- taşınmaz mal bulundurulmasından dolayı yeni bir vergi öngörüleceğine, taşınır- taşınmaz mala dönüştürülen gelirlerin ne oranda vergilendirildiği tespitinin yapılması ve gerekli vergi tarhiyat işlemlerinin ivedilikle başlatılmasının daha uygun ve gerçekçi bir yaklaşım olacağı inancındayım.

 









Başa dön tuşu