Oyunu bozmanın yolu vardır… - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Oyunu bozmanın yolu vardır…

Kapıların kapanması konusu, aslında Kıbrıs sorunu açısından kritik bir eşik anlamı taşıyor.

Şu anda basit bir karar gibi görünse de, aslında çok derin.


Herkes pekala biliyor ki, bunun ne coronavirüsle alakası var, ne de göçmen tehlikesiyle.

Kapıların sadece dördünü kapatmakla virüsü önlemek başlı başına bir saçmalık zaten. Şimdi alay konusu olunca, ona da gerekçe bulmuş, yeterli sağlık kontrolü elemanı yokmuş da falan…

Ülkesinin havalimanları açık, deniz limanları açık, her gün yüzlerce uçak, bilmem ne kadar  gemi, hatta cruise geliyor, dünyanın dört bir tarafından yolcu giriyor, 4 tane sınır kapısına kontrol elemanı sağlayamıyor.

Göçmenler ha keza. Koççinodrimitya kampı iltica etmek isteyenlerle dolmuş. Kendi basınından öğreniyoruz ki, bunların çoğunluğu, zaten Güney Kıbrıs’ta bulunan yine çoğunluğu Afrika ülkelerinden olan insanlar. Dünyada böyle bir kitlesel hareket başlamış, bunlar da şanslarını deniyorlar. Sanki kaçak göçmen resmi sınır kapısından geçecekmiş gibi kapıları kapatıyor. Kontrol edeceksen, hava-deniz limanlarını kontrol et, muhaceret birimlerini uyar. Saçmalığın daniskası.

Dedik ya, işin aslı Kıbrıs meselesi. Ekonomik ve siyasi.

Kuzeyden alış verişlerin artmasına deli oldukları malum. Özellikle akaryakıt istasyonlarının sahipleri kapısına dayandı, herhalde diğer esnaf da. Rakamlar önlerinde. Bahaneleri arka arkaya sıralayıp, öncelikle bu akışı durdurmak istediler. Ha, biz de benzer bir miktar parayı oraya akıtıyormuşuz, bunun hiçbir önemi yok onlar için. Kendilerinden bu tarafa tek kuruş geçmesin; bu bir…

İkincisi ve asıl önemlisi adamlar 45 yıldan sonra ilk kez “ayrılığı” resmen ağızlarına aldılar. İşler kıvamına gelmişken, buna zarar verecek bir ortamı isterler mi? Aksine. Tam da Rum göstericilerin söylediği gibi, Anastasiadis’in asıl politikası adanın kesin olarak bölünmesidir.

Doğu Akdeniz’de aktör olma hevesinden tutun da, 1960 anlaşmalarının ortadan kaldırılmasına kadar bir sürü hesap var. Garanti Anlaşmasından kurtulmak da bu hesapların içinde.

Belki bugün çıkıp “haydi ayrılalım” diyemeyecek, ancak zamana yayacak. Çünkü bu artık Anastasiadis’in politikası değil, ulusal politikaları.

Ulusal Konsey toplantısından sonra gazete manşetlerine yansıyan şu; “Barikatların Kapanması Konusunda Başkana Tüm Partilerden Destek”… Bazı eleştiriler yapmışlar ama, AKEL dışında diğer tüm partiler sonuçta kapıların kapalı kalma süresinin uzatılmasına onay vermişler.

Ne egemenliği, ne zenginliği paylaşmak için bir mecburiyeti yok. Onu buna zorlayan da yok. Hatta zaten uluslararası güçlerin çıkarı adanın bölünmüşlüğünde. Ayrılık kesinleşirse, belki de daha çok çıkarlarına hizmet edecek.

Gördüğüm odur ki, Anastasiadis rahattır. Böylesine ciddi bir adım attığı halde, kimsenin kendini rahatsız etmediğini gördü. BM’nin yarım ağız açıklamasını ciddiye bile almadılar, “Böyle bir açıklama yapma yetkisi yok” dediler. Kendi halkı içinden tepkiler öyle ciddiye alınacak kadar güçlü değil. İlk günden güçlü bir tepki vermesi gereken bizim taraf desen, ölü gözünden yaş bekler. Ne bir eylem, ne güçlü bir diplomatik atak. Olay Türkiye’de bile doğru dürüst gündem olmadı, düşünün artık.

Bu bir denemeydi. Günü geldiğinde tüm kapıları kapatıp, olağanüstü bir oldu bitti yaratmanın provasıydı bence.

Ve burada hala “iki ayrı devlet”, hatta “AB çatısı altında iki ayrı devlet” hayali görenler, bu değirmene su taşımaktalar. Anlaşma yoluyla bir ayrılığın şu an için gerçekleşmesi imkansız. Ama bu söylemler, Anastasiadis’in elini güçlendiriyor…

Tam da seçimler öncesinde oynadığı oyun budur.

Bu oyunu bozmak mümkündür. Tek şartı var, KKTC’nin üzerinde uzlaşıya varılmış tek bir dış politikası olması.  Süratle bu noktaya gelmek zorundayız.

Anastasiadis’e karşı şu kapılar konusunda başarıya ulaşmak, göründüğünden çok daha büyük bir kazanım olacak…

YERİN KULAĞI VAR

“HABEŞ ORDUSU”:

Seçime yaklaşık 2 ay bir süre var, adaylar henüz performanslarını tam olarak sahaya yansıtmış değil. Şimdilik el altından çalışsalar da, ilk güne göre bazı adaylarda yükseliş trendini görebiliyoruz. Sokak ilk günlerin aksine sanki bazı adaylara yönelik önyargılarını kırdı. Seçmen, anketlerin aksine ilginç şeyler söylüyor. Özersay’da bir kıpırdanma görünse bile, bu onu ikinci tura taşımaya yetmeyecek. Erhürman adını daha çok duyar olduk, iyi bir yükseliş yakaladı. Akıncı hala bilinmezliğini koruyor. Arıklı’nın hedefi ise partisinin son seçimde aldığı oyu korumak, hatta bir miktar bu oyu artırmak. Tatar için her kafadan bir ses çıkıyor. Çok bilinmeyenli bir denklem gibi, sonucu tahmin etmek zor. Ama sokakta UBP için yapılan bir benzetme çok hoşuma gitti. O da şu an UBP’nin “Habeş Ordusu”na benzediği.

 

ÖNEMLİ OLAN NEYİ VAAT ETTİĞİNİZ:

Yenidüzen gazetesinden Mert Özdağ köşesinde cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yaptığı tespitte, “Toplumu yeni bir çıkış yapabileceğine ikna eden, bir başarı öyküsü çizen ve buna kitleleri inandıran bu seçimi kazanacak. Marifet bu çıkışı başlatmak ve mevcut oy oranları ile sonuca yürümek” değerlendirmesi yaptı. Bence çok doğru bir tespit. Hep söylediğim bir şey var, Annan planı döneminde toplumun önüne bir hedef konmuştu, “Çözüm ve AB”… Ve toplum bu hedefler etrafında birleşip, plana evet demişti. Bugün de toplumun önüne inandırıcı ve kabul edilebilir bir hedef koyan adayın, diğerlerine karşı avantaj elde etmesi kaçınılmazdır…

 

NASIL OLACAK:

YDP’nin cumhurbaşkanı adayı Arıklı; “Artık devir milli devletler devri. Rumlarla bir arada yaşamak isteyenlerin keyfi öyle istiyor diye bu aziz devleti yıkacak mıyız, yoksa tanıtıp bağımsız bir devlete sahip olmanın gururunu ve şerefini mi yaşayacağız. Karar sizin” dedi. İyi güzel de bu nasıl olacak onu da söyleyiversin. Diğer yandan aynı Arıklı, “Maraş’ın BM gözetiminde eski sahiplerine verilmesini” söylüyor. Özellikle sağ kesimdeki adayların kafası oldukça karışık.

 

OTORİTE BOŞLUĞUNDAN OLUYOR BUNLAR:

Gemi, KKTC’ye gelirken yolda adını, bilgilerini değiştirmiş, manifestoyu sahtelemiş, birileri de bu işten bir milyon doların üstünde kar elde etmiş. Geçmişte de benzer bir olay yaşanmıştı da, sözde tutuklanan gemi, zincirleri kırıp kaçmış, biz de arkasından bakakalmıştık. Bunlara bu işi yapma cesareti veren, sistemsizliğimiz, denetimsizliğimizdir. Böyle rahat bir sahtekarlık başka nerede yapılabilir ki?

 

HRİSOSTOMOS UTANIR MI?:

Ne demişti Papaz daha geçen gün, “Kuzeye niye gidiyorsunuz, utanmalısınız”… O Papaz şimdi İstanbul’da. Utanıyor mudur sizce? Sanmam. Fener Patrikhanesinin davetlisiymiş. “Burası Bizans toprağı” diye düşünüyordur. Merak ederim, kendisine nasıl bir diplomatik muamele yapıldı…

 

YAKINDA O DA YETMEZ OLACAK:

Türkiye’nin finansmanı ile yapılacak 500 yataklı hastane bizim hükümetin ağzının sularını akıtmaya yetti. Vatandaş olarak eğer bu proje gerçekleşirse bizler de sevineceğiz ama, ülkede her yıl kat be kat artan nüfusun önünü almadığımız sürece değil 500 yataklı, 1500 yataklı yapsanız yine yetmeyecek. Sadece sağlık konusunda değil, ülkeyi sorma gir hanından kurtarmadığınız sürece, 1000 kişi kapasiteli hapishane de kısa süre sonra yetmez olacak…

ZİRVEDEKİLER

Serbest Çalışan Hekimler Birliği: Birlik açıklamasında, Sağlık Bakanı Pilli’nin döneminde yaşanan bir çok skandalı sıralamış ve şöyle demiş “Sayın Pilli, tek duamız ülkemize Koronovirüs gelmeden sizin gitmiş olmanızdır… Hayal görmeyi bırak kabuslar ile yüzleş”… Düşünsenize, bu dönemde ülkede bir Koronavirüs vakası çıksa, başımıza neler gelir…

 

DİPTEKİLER

Seçim İstihdamları Bumerangdır: Dört bir taraftan istihdam haberleri geliyor. Daireler, kurum, kuruluşlar. Ayıp şeyler oluyor. Taşarona çalışan temizlik görevlileri hastanede istihdam ediliyor. Sınavı kazanamayana sözleşme imzalanıyor. Bazı kurumlara onlarca istihdam yapılıyor. Benim hatırladığım, geçmişte bu yolu izleyenlerin seçimlerde dibi boyladıklarıdır. On kişiyi işe alırsınız, ama aynı zamanda bin kişinin de nefretini. Ya devlete verilen zarar? Kamunun zaten düşen kalitesi, hantallığı? Kimin umurunda?

 

 

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar