Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Öyle veya şöyle, kamuda işe alınanlar”

Bu cümleyi sarf eden sıradan bir vatandaş değil, hatta muhtar başı değil, devletin tepesindeki şahıs. Bahsedilen geçmiş UBP Kurultayında bir adayı desteklemek için kamuya istihdam edilen 300-400 geçicilerdir. Şimdiki hükümetin, görev süreleri dolduğunda, istihdam şartlarına uygun olarak kontratlarının yenilenmeyeceği doğrultusunda yapılan hükümet beyanını doğru bulmuyor. Bu gençlerin işten atılmaları vicdanını sızlatırmış. Bu tür düşünenlerin işe, eğer ihtiyaç var ise, daha uygun olup da, tamamen işsiz olanların haline vicdanları hiç mi sızlamaz? Vicdanları yalnız UBP’lilere, hatta UBP’liler içinde bir kesite mi sızlar? Senin, benim toplum parasının, gereksiz, liyakatsiz istihdamlarla kör çar edilip, devlet hizmetlerinin aksaması; Engellilerin kaldırımlarda bile hareket edebilmelerinin mümkün olmaması; trafikte ölümlerin, toplumda kanser vakalarının bu denli yüksek olması, hastanede ilaç bulamayan yaşlı ve fakirlerin hali vicdanlarını hiç mi sızlatmaz? İşte devletin zirvesinde bu tür bir mantalite bizi üçüncü dünya ülkelerinden öte ülkemizi fakirlik tuzağına “poverty trap” fasit dairesine düşürdü; Dünyada bir elin parmakları kadar olan geri ülkelerden biri yaptı. Şimdi diyeceksiniz ki etraftaki villalara, lüks arabalara bak, biz nasıl fakiriz? Yaşantımıza bak, sıraya gel! Ben de size diyeceğim ki fert başı üretimimize (reel üretimimize), özel sektörde istihdam yaratabilme kapasitemize ve de özelde ödeneklere bakın. Bu refah, bu harcama, ürettiğinden fazla tüketme, bu taşıma su ile değirmen döndürme, ilelebet devam edebilir mi? Biz Anavatan desteği ile (yani gururumuzu harcama ile) yaşam şeklini devam ettirmeğe çalışan, bu yaşam standardını idame ettirmek için gittikçe artan hibeye muhtaç, kırılgan, erkini yitirmiş, zavallı bir toplumuz. Tanınmamışlık, ambargolar, Türkiye’den gelişi güzel ve hazmedemeyeceğimiz miktarda ve kısa zaman diliminde içe göç ekonomimize menfi etki yapmış olabilir. İçimize gelenlerin iş bulup işlediğini, ürettiğini, ürettiğinin vergisini aldığımızı; Direkt vergileri gereği kadar alma kabiliyeti göstermesek dahi, harç ve dolaylı vergilerden kaçamadıklarına göre, yalnız bu mazeretlerin arkasına sığınmak beceriksiz yönetimlerin işidir. Bu dış menfi etkenleri, Türkiye’den gelen ve hiçbir zaman geri ödenmeyecek mali katkılar ile kıyaslar isek devede kulak kalır. Bazılarımızca küçük bir ülke oluşumuz bizi dayanacak bir hamiye muhtaç kılar tesellisindedir. Şimdi size refah içinde yüzen hamisiz, yer altı servetsiz 5-6 bizden de küçük ülke sayabilirim. Hem de yaygın “öğrenim” seviyemiz onlarınkini kat, kat üzerindedir. Ne acıdır ki “eğitim” seviyemiz onlarınkinden kat, kat düşüktür. Bazıları diyecek ki Türkiye’den bir milyar dolar civarında ithalat yapar, ancak Türkiye’ye 50 milyon dolarlık ihracat yapabiliriz. Böylece Türkiye’den gelen para geri gider. Diyelim ki haklı olarak, ama yapmadığımız, ‘damping’i önlemeye ilaveten, yerli üretimi korumak için, burada “üretilebilinen” Türkiye mallarına gümrüğü çok yükseltelim ve ithalatını hemen, hemen imkan dahilinde bırakmayalım. Bunu üçüncü ülkelere de yapalım. Ne olacak bilir misiniz? Zaten bilinçsiz maliye politikaları ile pahalı bir ülke yarattık, mukayeseli avantajımız olan hizmetler sektörlerimizin içine de edeceğiz. Bir ufak ada düşünün, üzerinde bir avuç üretici, birkaç kuzu koyun ve yiyecek malzemesi üretir. Bir uçak geldi, üzerine para attı. Bizdeki gibi kapan kaptı. Dışla fazla teması yok, en yakın kütlede o parayı kullanıp tüketim, yatırım malına dönüştürmez. Bu durumda bir kuzunun fiyatı ne olacak, bir düşünün. Bunun çaresi sanayi ve diğer işletme girdilerini diğer ülkeler seviyesinde tutabilme ve ambargoların maliyet artırıcı unsuru sübvanse ile sıfırlamaktan, yani sanayicimize, tarımımıza eşit rekabet olanakları sağlamadan geçer.
Başımıza yeni bir hükümet geldi. Böyle kamuya personel alınmaz dedi, durduracağım dedi. Çok doğru da bir karar aldı. Bir de bakarsınız ki bütçeye geçici istihdama olanak verecek fazladan ödenek koydu, şimdikileri atıp, kendininkileri alacak intibaı verdi. 3’lü kararname karagözlüğünü kaldıracak dedi, başa gelir gelmez 3’lü kararnameler, danışmanların sayısı bir o kadar daha artırıldı. Gördünüz mü fasit daire bizi ne hallere soktu? Bu danışmanları şimdi Başbakanlıkta ve Mecliste görevlendireceklermiş. Partizanlıkla işe alınanların Mecliste yapacakları kalabalıktan başka parlamenterlerimize verecekleri danışmanlık hizmetinin kalitesi ne olacak acaba? Bir yasa geçirin ve bunları eski ödenekleri ile tecrübeli oldukları eski mevkilerine gönderin. Bu da anayasaya ters ise, bir gün beklemeden o anayasayı değiştirin.
Bu fasit döngü tuzağı içinde her geçen gün, tüketimdeki haksız temeldeki gösterişe rağmen,, gittikçe gelir dağılımı bozulması neticesi, her sektör isyanlar içinde. Ülkede pahalılık ve işsizlik ayyuka çıkmış, rekabet gücümüz gittikçe sıfıra yanaşmış; Adaletsizlik insanımızda üretim motivasyonu bırakmamış; cana, mala kıymet azalmış, trafikte risk ve cambazlık gerekli olmuş; hassas insanlarımız etrafta çok fakir, aç insan, sokaklarda başıboş aç hayvan görmekle her gün kahrolur vaziyette. Birileri de alay edercesine “hade yine iyiyiz” modunda, masraflı kutlamalarda.
İşte kamuya böyle atamalar ileride daha çok işsizlik yaratır. İnanın, bir dairede işim çıktında korkudan ertele, ertele, sonunda kendime sabırlı ol, sabırlı ol diyerek zorlanarak gider, çoğu kez de gecikmeden dolayı gereksiz ceza öderim. Yabancı sermayenin, daha doğrusu, burada yatırım yapmak isteyen yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin en büyük şikayetleri de yarattığımız bürokrasidir. Top geçer, adam geçmez.
Bazılarımız da ümidini 50 yıldır gelmeyen bir anlaşmaya bağladı. Rum’u bir tarafa bırakın,, bizdeki şimdiki bu görüşmecilerin anlaşabileceğine inanmak safdillik değil de nedir? Belki sürpriz olur, bizi şaşırtırlar deyip, enişten aşağı yuvarlanmaya devam ederiz.
Allah aşkına, yok mudur devlet adamlığı ile liderlik vasfını bünyesinde birleştirebilen bir, veya birileri bu fasit döngüyü kıracak?

Not: Genellediğim için bu kalıba girmeyen 3-5 vatandaşımızdan özür dilerim.