Köşe Yazarları

Öyle Bir Boşluk Ki Adını Sorsan Söyleyemem






İçimde doldurulması mümkün olmayan bir boşluk var diyorsan büyük ihtimalle çocukluk döneminde yalnızlığı fazlası ile deneyimlemişsin demektir. Kalabalıklar içinde yalnızım diyorsan, dünyada yapayalnız bir başına bırakılmış gibi hissediyorsan; evet sen de diğer pek çok kişi gibi çocukken yeteri kadar doyurulmamışsın ne yazık ki. Bahsettiğim karnının doyurulmaması değil tabi. Ruhunun doyurulması! Ne yazık ki duygusal olarak olgunlaşmamış bir ailede büyümek ciddi anlamda yalnızlık içeren bir deneyimdir. Çocukken belki çok iyi bakıldınız, fiziksel sağlığınıza çok önem verildi, her istediğiniz alındı, yediğiniz önünüzde yemediğiniz ardınızda idi. Ama gerçekten sevildiğinizi, değer gördüğünüzü, bir birey olarak görülüp duyulduğunuzu hissetmediyseniz; kendinize dair değer, hem kendinize hem çevrenize dair de güven duygunuzun oluşması gereken yerde oluşan büyük boşluğun nedeni gayet anlaşılırdır aslında.

Başkaları tarafından görülmemiş, duyulmamış olmanın verdiği yalnızlık duygusu fiziksel anlamda yaralanmaktan farksızdır. İkisi de derin izler bırakır insanda. Biri içinde biri dışında. Hatta yok sayılmanın, değersiz hissettirilmenin, utandırılmanın izleri bazen o denli derindedir ki sadece huzursuzluğunu hissedersiniz, veya o dolmak bilmeyen boşluğunu. Bir an önce büyümek ve bir yetişkin olmak istersiniz. Çünkü o küçük halinizle zaten baş etmesi zor olan hayatla başa çıkamamak size sürekli yetersiz hissettirir kendinizi. Yetişkinlik sizin için özgürlük demektir, insan yerine konulmak, hakkını arayabilmek, sesini duyurabilmek demektir. Bu nedenle, çocuk olmanın sizde yarattığı zayıflık ve yetersizlik hissinden ötürü nefret edersiniz, tadını çıkarmanız gereken çocukluğunuzdan. Ne acıdır ki sevmeyi, duygusal yakınlık kurmayı bilmeyen ebeveynlerinize olan tüm suçlamayı, tüm öfkeyi çocukluğunuza ve kendinize yansıtırsınız.

Sadece bu kadar da değil. Yalnız hissederken bir yandan da yalnız kalmaktan ölesiye korkarsınız. Hayat çok bunaltıcıdır. Dertlerle boğuşmaktan yorgun düşmüşsünüzdür, artık dertlerinizi paylaşmaya dahi mecaliniz yoktur. Zaten anneniz babanız anlamamışken sizi kim sizin derdinizi dinleyip ne yapsın diye düşünürsünüz. Bir yandan birinden destek almaya karşı yoğun bir ihtiyaç, diğer yandan buna değmediğinize ve/veya bunu isteseniz de alamayacağınıza dair karamsarlık duyguları arasında gider gelirsiniz. Kimisi teslim olur ve kendini bir başkasının iki dudağının arasından çıkacak sözlere teslim eder, onun doğruları ile çizer yolunu. Kimi ise inadına her şeyi başarmaya, bir başına ayakta kalmaya çabalar. Ama hangi tarafta durursa dursun içinde hep aynı boşluk, hep aynı değersizlik, ve yalnız bırakılma kaygısı vardır kişinin.

Ne kadar çok büyümek istemişseniz de büyüdüğünüz zaman yetişkinlerin dünyasındaki bir çocuktan farklı hissedemezsiniz. Yetersizliğin verdiği kaybolmuşluk hissi ile savaşır durursunuz. Kararları desteklenmemiş bir birey olarak kendi kararlarınıza güvenmez, sorumluluk almaktan kaçarsınız. Hep bir onay ararsınız. Veya zamanında sizin yanınızda olmayan ebeveynlerinize inat kimseyi hayatınıza karıştırmayan asi ve inatçı bireyler olarak hayatta kalmaya çalışırsınız. O noktada da kendinizi bu kez kendiniz yalnız bırakarak, zamanında size iyi gelmeyeni kendinize bu kez kendiniz yaparak zarar vermiş olursunuz. Böylece çocukken öğrendiğiniz davranış şekillerini yetişkin hayatınızda da sürdürür, size iyi gelmeyen o kısır döngüye hapsolur kalırsınız.

Özetle sürekli bir şekilde yok sayıldığınız, utandırıldığınız, yeterli duygusal desteği almadığınız bir ortamda büyümek kendinizi kusurlu hissetmenize ve kendi gerçek kişiliğinizi diğer insanlardan gizlemeye çalışmanıza sebep olabilir. İlişkilerinizdeki içtenlik, doğallık, güven, yakınlık gibi kavramların hepsini daha fazla yara almamak adına bastırır, korunaklı bir kabuk kuşanırsınız. Ancak bu kabuk ne denli sert olursa olsun içinizde her zaman gerçek kendiliğini gizlemek zorunda olmanın acısı vardır. Ölüm gibi bir kayıptır bu. Ölmeden kendinizi mezara koymak gibi… Ne büyük bir acı!

Unutmayın çocukluğunuzda ne kadar yara aldığınız sizle değil size bu yarayı açanlarla ilgili idi. Siz olduğunuz halinizle çok kıymetlisiniz. Kendiniz gibi olmayı hak ediyorsunuz.






Başa dön tuşu