Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Ortak Topraklarda Barış Hayali

Müzakerelerle şekillenmesi hedeflenen yeni Birleşik Kıbrıs’ı mekan politikaları bağlamında değerlendirdiğim bu yazı dizisinde, önceki haftalarda iki toplumlu iki bölgeli federal Kıbrıs tezini ele aldım.

Doç. Dr. Hossein Sadri | Poli | [email protected]

Kıbrıs adasının geçmişte ve günümüzde çok kültürlü yapısına dikkat çekerek, iki toplumluluk algısının aslında mekansal olarak ayrışma sonucunda ve özellikle bunun haritayla zihinsel kalıcı imajlara dönüşmesiyle oluşturulduğunun altını çizmeye çalıştım. Kimlik ve etnik köken tanımı olmaksızın, şu anki gerçek demografiye de bakarak ve azınlıklar ve melezliklere de sahip çıkarak, çok kültürlü ve çok toplumlu / topluluklu (Multi-Communal) bir Kıbrıs tezinin mümkün ve hatta ileride de barışın kalıcılığı ve sürdürülebilirliği için gerekli olduğunu ifade ettim. Daha sonra iki toplumluluk tezinden hareketle, ortaya konulan iki bölgelilik düşüncesindeki etnisiteye dayalı geliştirilen çözümlerdeki ana sorunları sıralayarak, çok bölgeli bir Kıbrıs tezi önerdim. Çok bölgeli Kıbrıs düşüncesinde sınırların ayırıcı olmadığı, birleştirici olabilirliğini açıkladım. Yerleşkeler ve bölgeler arasında farklı alanlardaki işbirlikleri çerçevesinde çok katmanlı ve esnek sınırların mümkün olduğunu izah ettim. Böylece özgürlükçü ve barışçıl bir mekan politikası ekseninde yeni Kıbrıs hayalimi paylaştım. Bu tezin ana özelliğinin güç ve karar mekanizmalarının tabanda olması nedeniyle, üst şemsiyedeki yönetim sisteminin federal yerine konfederal olması gerektiğini zikrettim.

Bu yazıda iki toplumlu, iki bölgeli federal Kıbrıs tezinden doğmuş olan ve müzakerelerde en sorunlu başlıklardan biri olan toprak başlığını konu alıyorum. Aslında Kıbrıs adasının toprakları üzerine insan hakimiyeti, doğrudan müzakerelerin iki başlığında yer alıyor. Bunlardan ilki daha büyük ölçüde olan hakimiyeti ve iki toplumlu Kıbrıs’ta her toplumun mıntıkasını belirleyen ve sınırla ayrışan toprak başlığıdır. Diğer başlık ise bireylerin veya grupların daha küçük ölçeklerdeki hakimiyetini konu alan mülkiyettir. Bu her iki başlıkta da bana göre hem felsefi olarak ve hem politik yaklaşım olarak ciddi sorunlar mevcuttur.

Birilerinin toprak üzerindeki hakimiyet hakkının diğer canlılar ve gelecek nesillerin haklarıyla çakışmadığı müddetçe meşru olduğu söylenebilir. Yani insanın ve özellikle bir neslin toprak veya su ya da herhangi başka bir doğal kaynağın üzerindeki mutlak hakimiyeti etik olarak geçersizdir. Bu mutlak hakimiyet hakkından diğer canlılar ve gelecekteki nesiller zarara uğruyorsa, durum daha da ciddi ve bu hakimiyetin durdurulması gereklidir. Yani temelde insan hakimiyetinin sorgulanabilir bir durum olmasına ilaveten, belli bir grup insanın belli güç örgütlenmeleri vasıtasıyla hakimiyet mıntıkaları belirlemeleri, hele birleşmeyi hedefleyen bir müzakere sürecinde bunun gündemde tutulması tutarlı veya mantıklı bir düşünce olarak görünmemektedir. Taksimin resmileşmesi amacı taşıyan bir müzakere sürecinde bu kadar sınırların pazarlık edilmesi ne kadar makul görünürse, birleşme hedefi taşıyan müzakerelerde bu konu bir o kadar anlamsızdır.

Başka bir sorun ise müzakerelerde toprağa yaklaşımla ilgilidir. Toprak veya diğer doğal kaynaklar bir nesil tarafından elbetteki kullanılabilinir. Ancak bu kullanım diğer canlıların ve gelecek nesillerin kullanım hakkını koruyarak gerçekleşebilir. Buradan hareketle de doğal kaynak üzerinde hakimiyetten değil, koruma politikalarından bahsedilmelidir. Yani toprak üzerinde kimin hüküm süreceği değil, kimin tarafından gelecek nesillerin ve diğer canlıların yararı ve kullanım hakkı daha fazla gözetilebilir olduğu politik olarak tartışılmalıdır. Her santimetresi 200 yıllık bir sürede üretilebilen toprağın, bir müşterek olarak görünmesi ve mikroskobik ölçeklerde tartışılması gerekirken, ne yazık ki 1/500000 ölçeğinde bir harita üzerinde incelenmektedir. Bu büyük ölçek doğal olarak yaşamın çeşitliliğini, zamanı ve çoğu değeri göz ardı eden, zulüm veya en iyi ihtimalle ihmali üretir. Hele parçalayıp bölüşme işleminin yüzölçümü üzerinden işlediği, tarım arazisi, orman, dere veya şehir gözetmeksizin yapıldığı göz önünde bulunduğunda sorunun derinliği daha da anlaşılmaktadır. Dünyamızın serveti olan, tüm canlılara, tüm insanlığa ait olan, müştereklerimiz, ormanlar, dağlar, göletlerimiz, milli park niteliğinde olan bölgeler, korunması gereken yerler, neden bu haritalardan çıkarılmıyor ve üst şemsiye devletinin yani müzakerelerde hedeflenen federal devletin korumasında tutulmuyor?

Toprak başlığında aslında bölgelerin sınırları konuşuluyor. Hangi etnik kökenden yerinden edilenlerin ne ölçüde eski topraklarında yaşayabilecekleriyle sınırlı bir tartışma yürütülüyor. Bazı yerinden edilmişlerin on yıllar önce oluşan sorunlarını çözmek için yıllardır yaşadıkları yerlere kök salmış başka birilerinin yerinden edilmesi hedefleniyor. Yani sorunu çözmek yerine yeni sorunların oluşumunu sağlayan bir politika izleniliyor. Sorun gerçekten yaşayan nüfusun oranına göre adil bir bölüşüm ve yeterli yaşam alanları yaratmak ise, neden yerleşme alanları ve emsallerine göre hazırlanmış olan bir ciddi mekan politikalarına bağlı bu pazarlık yürütülmüyor?

Her bölgenin topraklarında yaşayacak olan kişilere etnisite odaklı yüzdelik bir sınırlama getiriliyor. Başta Avrupa Birliği’nin serbest dolaşım hakkına aykırı olan bu düşünce, sürekli üretilmeye devam edecek bir ayrışma politikasının tohumlarını ekiyor. Bu topraklar hangi maksatla hangi sınırlamalar içerisinde kullanılacağı, yani daha geniş bir perspektif konu bile olmuyor. Aslında mülkiyet ve toprak, iki farklı ölçekteki insan hakimiyeti, başlıklarının arasındaki ilişki büyük bir ölçüde görmezden geliniyor.

Hangi topraklarda hangi kurucu devlet söz hakkı sahibi olacağı dikkate alınıyor. İki kurucu devletin ortaklaşa kurmasını hedefledikleri federal Kıbrıs ve kurumları için haritanın hangi bölgesi düşünülüyor? Her hangi bir toprağı olmayacaksa bu üst yapının, hangi kurucu devletin topraklarında kurumlarına yer sağlayacaktır? Ortak bir karış bile toprağı olmayan bu iki kurucu devlet bağımsız bir bölgede buluşmak isterlerse nerede buluşacaklar? Özellikle on yıllardır arabuluculuk, ortaklık ve birlikteliği simgeleyen, bunlara destek olan ara-bölge, şu anki ayrılık döneminde bu denli kaynaşma ve barış kültürü için aktif rol üstlenirken, birleşik Kıbrıs böyle bir ortak bir araya gelme mekanından yoksun mu olacaktır? Mimarlığın temel kurallarından biri, iki komşunun tanışması ve selamlaşmasını sağlayan merdiven veya giriş alanı, bahçe veya başka ortak kullanılan mekanlardır. Ortak kullanılan mekanların olmaması, komşuların ilişkilerini minimize eder veya tamamıyla ortadan kaldırır. Ortak mekanın özelliği herkese ait olup aslında kimseye münhasır olmamasıdır. Kimseyle özdeşmeyen, ayrıcalıklı kullanım hakkı vermeyen, birinin diğerine göre daha güvende olduğu hissi yaratmayan yerler, örneğin şehirlerdeki parklar veya meydanlar, farklı kültürlerden insanların karşılaştığı, kültürel paylaşımda bulunduğu, yaklaştığı yerlerdir. Bu nedenle de bu vasıfta olan alanlar, barış kültürünün yayılmasını sağlayan mekanlardır. Barışı tesis etmek amacıyla sürdürülen Birleşik Kıbrıs yaratma müzakerelerinin bu denli önemli işlevi olan ara-bölge veya ortak bölge ya da birleşik Kıbrıs kurumlarını barındıran, iki bölgeden bağımsız mıntıkadan mahrum bırakılmaması gerektiği kanaatindeyim. Buna ilaveten müştereklerin de ayrıca bölgeler dışında tutulmasının elzem olduğu düşüncesindeyim. Bu yapılmaz ise, yarın Karpaz veya Trodos Milli Parkında bölgenin yönetimini elde tutan taraf koruma yasalarında bir değişiklik yapmak isterse, federal yapı ya da diğer bölge halkı veya yönetimi söz hakkı sahibi olmayacak mı? Buralar milli servet ise, herkese ait ise, neden herkesin temsil edildiği merkez yani üst şemsiye yönetiminin mıntıkası olarak haritalanmıyor? Aynı şekilde diğer doğal kaynaklar, tarihi sit alanları ve miras niteliği taşıyan yerler.

Devam ediyor …

* Haritalar daha önce Havadis Gazetesinde yayınlanmış aşağıdaki kaynaklardan alınmış ve yaklaşımı göstermek amacıyla makalede yer verilmiştir. Müzakerelerin son aşamasında harita konusunda varılan durum halen gizliliğini korumaktadır:

http://resimler.havadiskibris.com/iste-rumlarin-yeni-haritasi/

http://resimler.havadiskibris.com/wp-content/uploads/2016/11/harita.jpg