Seyahat

ORTA DOĞUNUN PARİSİ BEYRUT


Bugünkü yazı dizimde uzaklara değil, yakınımızda olan kısacası Akdeniz kıyısında olmasına rağmen bir Orta Doğu ülkesi olan Lübnan’ın başkenti BEYRUT’a uzanıyoruz.

Beyrut, tarih boyunca Roma, Bizans, Memluk, Osmanlı ve bir dönem de Fransızlar tarafından idare edilmiş olan medeniyetlerin başkentidir. Lübnan, 1943 yılında bağımsızlığını kazandı. Henüz çocuk denilecek yaşta, 1967 yılında büyükannem ve büyükbabamla Kıbrıs’tan ilk yurtdışı gezimi yaptığım yer Beyrut idi. Çocuk olmama rağmen dün gibi hala hatırlıyorum. Limasol limanına koca gemiler yanaşamadığından filikalar ile gemiye binmiş ve gece yolculuğu sonrası ülkeye varmıştık. Beyrut şehrindeki kocaman binalar, birbirinden lüks arabalar, bir o kadar da süslü insanlar o yıllardan kalan anılarımın başında gelmektedir. Beyrut, 1970 yılına kadar Avrupa jet sosyetesinin ve Holywood yıldızlarının tatil ve eğlence merkezi olarak bilindiğinden şehre Ortadoğu’nun Paris’i benzetmesi yapılmıştı. Ancak ne yazık ki 1970’li yıllara geldiğimizde Müslüman ve Hristiyanlar arasında 15 yıl süren iç savaş çıkınca şehir ilgi odağı olma özelliğini kaybedip maddi ve manevi büyük kayıpların yol açtığı yıkımlara uğramıştı. Yaşanan iç savaş sonrası yaralarını sarmayı başarmışsa da özellikle 1992 yılında Lübnan’ lı iş adamı ve sonraki yıllarda ise ülkenin Başbakanı olan Refik – el Hariri döneminde ülke hızla toparlanmıştır.  Zaman içerisinde yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası haline gelen Beyrut ayrıca Arap yarımadasında zengin Arapların hafta sonu başta olmak üzere tatillerini geçirdikleri bir belde durumuna dönüştü. Tezatların şehri diyebileceğim Beyrut’un bir yanında çok katlı yepyeni binalar bir yanında ise savaştan kalma tamir edilmemiş yıkık dökük hala duran binaları görmeniz mümkündür. İşte benim yıllar sonrası Beyrut’a yaptığım gezi bu döneme denk gelmişti.

Beyrut kelime anlamı ‘bee-root’ sözcüklerinden meydana gelmiştir. Şehrin nüfusu 2 milyon civarındadır. Lübnan, Orta Doğunun en renkli din ve inanç ülkesidir. Ülkedeki Müslüman ve Hristiyanların oranı hemen hemen yarı yarıyadır. Maruniler bir başka deyişle bizlerin Maronit olarak bildiğimiz kişiler ise Lübnan’ın en büyük Hristiyan gurubunu oluşturmaktadır. Maruni’lerin geçmişi MS 4-5.ci yüzyılda yaşamış Süryani kökenli Aziz Marun’ a dayanmaktadır. (Kıbrıs’a Bizanslılar döneminde muhafız olarak getirilen bu kişiler ise Koura – Macisi kelimelerinin türemesinden Koura’ dan geldim ama toprağımı geride bıraktım anlamına gelen yerleşim yerini Kormacit olarak adlandırmışlardır. Bugün Kıbrıs adasındaki Maronit Kiliselerini gezdiğiniz zaman Lübnan bayrağının dalgalandığını görürsünüz.)  Bu arada Lübnan’da yaşayan Müslümanlar da kendi içlerinde Şiiler ve Suniler olarak ikiye ayrılırlar. Anayasaya göre ülkede Cumhurbaşkanı Maruni, Başbakan Sünni Müslüman ve Meclis Başkanı ise Şii’dir. Ülkenin para birimi Lübnan Pound’ u olup LBP olarak bilinir.

€1 = 1659.LBP’dir. Lübnan’ın resmi dili Arapça olup ülke genelinde Fransızca, İngilizce ve Ermenice’ de konuşulmaktadır. Lübnan ekonomisinin ana sektörü turizm ve bankacılıktır. Ülkede serbest piyasa ekonomisi uygulanmakta olup ticaret liberaldir.

 

Beyrut’a ne zaman gidilir

Ülke genelinde Akdeniz iklimi hakim olup yazları sıcak ve kurak geçmektedir. Kış ayları ise yağışlı, rüzgarlı ve soğuktur. Temmuz ve Ağustos aylarında sıcaklıklar 40C kadar yükseldiğinden gezmek bunaltıcı olabildiğinden en ideal aylar ilkbahar ve sonbahar aylarıdır.

Beyrut’a nasıl gidilir

Larnaka (LCA)Havalimanından her gün yapılan direkt uçuşlar ile Beyrut (BEY)Havalimanına uçabilirsiniz. 45 dakika süren bu uçuşun bilet fiyatları erken rezervasyon kampanyası ile MEA Havayolları şirketinin fiyatları €100’dan başlar. Beyrut’a Ercan Havalimanı çıkışlı İstanbul üzerinden aktarmalı olarak da uçabilirsiniz. İstanbul’dan 2 saat süren böyle bir uçuşun bilet fiyatı ise €160’ dan başlar. Başta MEA, THY, Pegasus ve Atlasjet olmak üzere farklı havayolu şirketlerinin uçuşları yapılmaktadır. Refik El- Hariri Havalimanı ile şehir arası 9 km olup toplu taşıma aracı bulunmamaktadır. Havalimanından şehre gitmek için taksi ile bu yolculuğunuzu yapabilirsiniz. Ancak taksiye binmeden önce fiyatta pazarlık yapmayı unutmayınız.

Şehir içi ulaşım

Şehir içinde troleybüs veya metro ağı yoktur. Toplu ulaşım olarak otobüs kullanılmaktadır. Ancak her yerde olduğu gibi taksiler de bir başka alternatifinizdir. Kısa mesafelerde olduğu gibi uzak mesafelere de pazarlıkla taksi kullanabilirsiniz.

Beyrut’ta nerede kalınır

Beyrut’ta konaklamalar Batı, Merkez ve Doğu Beyrut olmak üzere 3 bölgede yapılabilir. En pahalı bölgeler arasında olan Batı kesimde Güvercin Kayalıkları olup sahil boyu yürüyüşler yapılabilir. Bu bölgedeki otel fiyatları oldukça yüksektir. Merkez, konaklamaların yapılabileceği ideal bölgedir. Şehrin Doğu bölgesi ise müzelere daha yakın olan kısımdır. Oteller arasında Elite Hotel & Spa 4*€100, Le Bristol Hotel 5* ve yine ayni kategoride olan Coral Beach Hotel& Resort 5* olan otellerin gecelik fiyatı ise €150-300 arasında değişmektedir. Pek tabii ki seyahatinizden 3 -4 ay öncesi otel rezervasyonunuzu yaparsanız çok daha uygun fiyata konaklayabilirsiniz.

 

 

Beyrut’ta gezilecek yerler

St. George Katedrali: Neo-klasik yapısı olan Katedral 1884-1894 yılları arasında inşa edilmiştir. Katedral, Lübnan iç savaşı sırasında ağır darbe aldıktan sonra 2000 yılında restore edilerek yeniden kullanılmaya başlanmıştır.

Place De L’etoile Meydanı (Yıldız Meydanı): Şehrin merkezi olarak kabul edilen bu meydan günün 24 saati hareketlidir. Gece ışıklandırması ise meydana ayrı bir güzellik katmaktadır. Meydanın tam ortasında bulunan saat kulesi ise 25 metre yükseklikte olup II. Abdülhamit’ in tahta çıkmasını kutlamak amacı ile Beyrut halkı tarafından yaptırılmıştır.

Mohammed Al-Amin Camii: 2002-2007 yıllarında yapılan Camii dış görüntüsü ile İstanbul’daki Ayasofya Camiine benzetilmektedir. Yüksek binaların arasında gezerken arada sıkışıp kalan mavi kubbeleri ile bu Camii görürsünüz. Camii’nin tam arkasında ise Lübnan’ın eski Başbakanlarından olan ve 2005 yılında suikast sonucu öldürülen Refik El- Hariri’nin mezarı vardır.

Hamra Caddesi: Otantik yapısı ve tarihi dokusu ile şehre gelen turistlerin uğrak noktalarından biridir. Cadde de dolaşırken size aşina gelecek olan kafe ve mağaza zincirlerini görebilirsiniz.

Martyr’s Statue(Anıtı): I. Dünya savaşı sırasında ölen milliyetçilerin anısına İtalyan heykeltıraş ‘Marino Mazzacurati’ tarafından yapılan 4 metre yüksekliğindeki heykeldir. Heykel üzerinde iç savaş döneminden kalma mermi izlerini hala taşımaktadır.

Zaitunay Bay: Corniche(sahil) bölgesinin başında bulunan lüks bir marinadır. Kocaman binaların bulunduğu bu yerde dilerseniz mağazalarda hem alışveriş yapıp hem de lüks restoranlarda karnınızı doyurursunuz.

Pigeaon Rocks(Güvercin Kayalıkları): Sahil yolunun bitiminde yol alan bu kayalıklar bir bakıma Beyrut’un simgesi durumuna gelmiştir. Denizin iç kısmındaki bu iki kaya özellikle akşam üzeri gün batımını izlemek ve resim çeken ziyaretçilerle dolmaktadır.

Lübnan’ın başkenti olan Beyrut’un 18 km kuzeyinde bulunan Nahr Kalb vadisinde Jeita Grotto, Harissa ve Byblos var. Beyrut’a kadar gitmişken bu bölgeye de gitmeden geri dönmek bir gezgine yakışmazdı. O nedenle şehri gezdikten sonra rehberimiz eşliğinde takriben 1.5 saat süren bir yolculuk sonrası Jeita Grotto’ya ulaştık. Gezilerim sırasında en çok etkilendiğim Cuevas del Drach(Porto Cristo – Majorca) ‘daki mağara olmuştu. İşte o nedenle bu mağarayı da bir an önce gezmek için sabırsızlanıyordum.

Jeita Grotto: Jeit’kükreyen’, Grotto ise’ mağara’ kelimelerinden türemiştir. Zaman içerisinde kireç taşlarından dikik ve sarkıtlar oluştu. Alt ve üst olmak üzere 2 kısma ayrılan mağaranın üst kısmı 1836 yılında alt kısmı ise 1958 yılında tesadüfen bulunmuştur. Üst mağara 2.130 metre uzunluğunda olup sadece 750 metrelik alan ziyaretçilere açıktır. Mağara içindeki yürüyüş yollarında kaybolma endişeniz olmadan mağarayı gezebilirsiniz. Üst mağarayı gezdikten sonra ise alt mağaraya geçiş yapılıyor. Burası sular ile kaplı olduğundan yollarda değil elektrik ile çalışan teknelerle geziyorsunuz. Mağara içindeki ışıklandırma görselliğe gerçekten müthiş bir güzellik katmaktadır. 2009 yılında Dünyanın Yeni 7 harikası Listesine aday olan bu mağara ne yazık ki listeye girememiştir.  Mağara içinde fotoğraf çekmek kesinlikle yasaktır. O nedenle mağara girişindeki emanete cep telefonlarınız ve fotoğraf makinelerinizi bırakıyorsunuz. Ben de yasaklara uyarak fotoğraf makinemi girişte bırakınca maalesef resim çekemediğimden sizlerle mağara içinde resim paylaşamıyorum. Ancak mağara girişinde bulunan heykellerin resimlerini görebilirsiniz.  Mağara salı- pazar günleri saat 09.00-17.00 arası ziyarete açık olup giriş ücreti €12’dur. Bu arada kış aylarında yağışlar fazla olduğundan mağara ziyarete kapalıdır. Jeita Grotto’yu gezerken yanınızda mutlaka ince bir hırka bulundurun çünkü mağara içi serindir.

Harissa: Burada karşılıklı gidip gelen teleferikler var. Bu teleferiklerden birine sizde benim gibi binerseniz yerden 700 metre kadar yükseldiğinizi görürsünüz. Eğer yükseklik fobiniz yoksa biraz ürkütücü olsa bile teleferiğin camından aşağıya baktığınızda muhteşem ‘Jounieh Koyu’ manzarasının fotoğrafını çekebilirsiniz. Teleferiğin tepedeki durağı ise Harissa Tepesindeki ‘Meryem Ana Heykeli’dir. Bu heykel yapıldığı zaman 15 ton ağırlığında yapılmış ve tepeye yerleştiğinde de Lübnan’ın koruyucusu olduğuna inanılmış. Tıpki Rio de Jenario’daki ‘İsa’nın Heykeli’ gibi…. Gelelim Meryem Ana Heykeline, kendinize güveniyorsanız merdivenlerden tırmanıp Meryem Ana heykelinin zirvesine kadar çıkabiliyorsunuz. Ben de heykeli resimledikten sonra hemen yanında bulunan ‘Maronit Katedrali’ni gezdim…. Katedral sonrası ise teleferiğe binip başladığınız noktaya geri dönersiniz.

Byblos: Dünyanın en eski şehri olduğuna inanılan bu yerdeki kilise, kale ve Fosil Müzesi gezilecek yerler arasındadır. Günümüzde Byblos hem turistik hem de Lübnan’ lıların tatil beldesidir.

 

Lübnan mutfağı

Lübnan mutfağı Batı, Doğu ve Arap mutfağının izlerini taşır. Ağırlıklı olarak kepekli tahıllar, deniz ürünleri, sebze ve kırmızı et baharatlarla tüketilmektedir.

Kibbe Lebeniye: Yoğurtlu ve pirinçli çorbanın içinde servis edilen pişmiş köftedir.

Felafel: Nohutun ezilmesi ile içine farklı baharatlar katılarak köfte gibi kızartılan bir yiyecek türüdür. Lübnan mutfağının en güzel tatları arasında yer alan felafel bizlerin de ülke çapındaki yerel festivallerin vazgeçilmezleri arasında yer alır.

Hummus: Nohut haşlanarak ezilip içine tahin ve limon suyu, sarımsak katılması ile yapılan bir yemek türüdür. Bizim mutfağımızın özellikle de kebap sofralarının vazgeçilmezidir.

Etli Hummus: Hummusun ortasına sote et kızartması eklenerek sıcak olarak servis edilen bir yemek türüdür.

Tabbouleh: Bol maydanoz, kuru nane, ıslatılmış bulgur, soğan ve domates ile yapılan yerel salatadır.

Kibbeh Nayeh: Çiğ köftenin Lübnan versiyonudur.

‘Almazar ve Beirut’ en çok bilinen ve tüketilen yerel biralardır. Arak al Hayat ise 3 kez damıtılarak küplerde bekletilen yerel rakı olup alkol derecesi 53’tür. Türk rakısından daha sert ve rengi ise bembeyaz beyaz olan bu içecek muhammara, tabule gibi mezelerle yavaş yavaş içilir.

Tatlı deyince ülke genelinde akla ilk gelen Beyrut baklavasıdır. Genelde cevizli olan baklava çeşitlerinin tadına doyamayacağınız fıstıklı bohça, burma gibi çeşitleri vardır.

Kısa bir gezi düşünüyorsanız ama nereye gideceğinize karar verememişseniz Beyrut 2 gece- 3 gün için ideal bir gezidir. İster tarihi yerlerini gezin isterseniz de yemeklerinin tadına doyasıya varın ama Arak içmeden ve nefis fıstıklı baklavalarından yemeden sakın geri dönmeyin. Haftaya bir başka Şirin’ce GEZİyorum yazı dizimde buluşuncaya kadar sağlıkla kalın…..

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı