Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

Operayı seviyor, sevdirmek için çalışıyor

KKTC’de genç bir opera sanatçısı olan Laden İnce ülkede operayı tanıtmak ve sevdirmek için yoğun bir çaba içinde. Ülkede operayla ilgili “kilolu bir kadın çıkar ve bağırır” algısı olduğunu anlatan İnce bu önyargıyı yıkmak için mücadele ediyor ve projeler tasarlıyor.

İnce’nin en büyük hayali ise aslında opera olan ancak ilk başlat isminin içinde opera kelimesinin geçmeyeceği “müzikli bir tiyatro gösterisi” düzenlemek ve bu gösteri sonunda insanlara aslında severek izlediklerin şeyin opera olduğunu anlatmak.

“Her ses eğitilebilir”
“Opera sesine sahip olmak diye bir şey yok” diyen İnce, her sesin eğitilebileceğini anlattı. İnce şu şekilde konuştu:
“Böyle bir sesim olduğunu keşfettim diye bir şey yok. Müziğe 7 yaşında piyano çalarak başladım. İlk şan hocam Yıldan Birant’ı ve çok iyi bir öğretmendir. Ondan çok etkilendim. TMK’da GC Fen bölümündeydim ve Amerika’ya gitmen için sınava girdim. Başvuru aşamasına geldiğimde Amerika’da ve Fen Bilimleri okumak istemedim ve başvuru da yapmadım. Uzun bir zaman bir zamandı müzik okumaya karar vermek. Ailem oldukça destek verdi bana. Özellikle babam. O da müzik okumak istedi ancak okuyamadı. Ben ise zaman içinde ne olacak diye düşünürken Yıldan Hoca ile şana başladım.”

“Kazanacağıma inanmıyordum”
Güzel Sanatlar Lisesi çıkışlı olmaması nedeniyle Ankara Devlet Konservatuarı’nı kazanacağına inanmadığını anlatan İnce’nin Ankara Devlet Konservatuarı’nı kazanmasında teyzesinin de büyük rolü var. İnce konservatuarı kazanmasını şu şekilde anlattı:
“TMK GC fen bölümünde okumakla Ankara devlet Konservatuarına gitmekle büyük bir uçurum. En unutamayacağım an, Teyzem Aydın Çağan elinde bir gazete ile geldi. Hacette Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı’nın da sınavı var. Çok sevindim ama ihtimal vermiyordum. Güzel Sanatlar çıkışlı değilim. Çok çok uzak bir hayaldi. Sınavlar çok çok güzel geçti. O okulu kazandım. İlk unutamayacağım an o haberi aldığım andı. Kendi içimde inişler çıkışlar yaşandı.”

“Operanın içinde tiyatro var”
Operanın içinde tiyatro da olması nedeniyle operanın kendisine çekici geldiğini kaydeden İnce “Aslında operayı sevmiyor değiliz, sadece bilmiyoruz” dedi. İnce şu şekilde konuştu:
“Beni etkileyen kısım operanın içinde tiyatro olması. Genelde ben operayı tercih etmem diyoruz. Aslında ne olduğunu bilmiyoruz. Opera kilolu bir kadın çıkar ve bağırır değildir. Opera dediğimiz şey müzik artı tiyatro. Bildiğimiz bir şey. Farklı değil. tam bu dönemde şana başlayınca ve tiyatroyu da bulunca operanın için evet dedim ben piyana çalıyorum on yıl kadar da çaldım ancak bir enstrüman çalmak yerine sahne de olmak rolün içinde olmak ve bunu müzikle yapmak ilgi çekti. Böylece de 2003’te şan okumaya karar verdim.”
“Sanatçıya da önemli rol düşüyor”
Bir sanatın sevilmesinde sanatçının duruşunun da önemli bir rol oynadığına dikkati çeken İnce şu şekilde konuştu:
“Farklı algılanması beni çok düşündürdü. Ne kadar farklı bir şey okudun diye tepkiler var. Biraz farklı algılatan şey belki de sanatçının duruşudur. Sanatçı normal bir insandır. Etten kemikten fanidir. Sanatçı insandır. Bizim tam anlamıyla insanların içinde olmamız gerekir. Eskiden belki çok aşırı bir makyaj vardı. Ancak o dönemde sahne ışıkları gelişmiş değil.  O yüzden aşırı bir makyaj yapmak zorundaydı. Sahne den çok uzaktan gözleri mimikleri göstermek için. Günümüzde bunlar kalmadı. Operanın nasıl algılandığı sanatçının duruşuna bağlıdır. Bizde halkın içinde olmalıyız ki halk sanatçı havalıdır gibi algılanmasın.”

“Bir bebeği besler gibi başlamak gerek”
Operayı sevdirmek için bir bebeği besler gibi başlamanın gerektiğini kaydeden İnce şu ifadeleri kullandı:
“Bir bebeği besler gibi başlamak gerekir. Birden bire bir bebeğin önüne ağır katı bir yemek koyamayız. Bir bebeği besler gibi özenle mamayla başlar gibi başlamak gerekir. Birden bire ağır bir eserin burada sergilendiğinde ne kadar anlaşılır tartışılır.”

 

***

En büyük hayali operayı sevdirmek
Genç bir opera sanatçısı olan Laden İnce’nin en büyük hayallerinden bir tanesi ise ülkede operayı tanıtmak. Ülkede operanın tanınmadığına değil bilinmediğine inan İnce ülkede operayı tanıtmak içinde birçok proje gerçekleştirmek istiyor. İnce gerçekleştirmek istediği projeler bir tanesini şu şekilde anlatıyor.
“Hayallerim arasında olan bir şey var. En anlaşılması kolay bir şekilde başlangıç yapmak. Şu anda taslak halinde operaya başlangıç diye bir düşüncem var. Adını bile opera koymamayı düşünüyorum. Sonunda opera olduğu anlaşılsın. Mesela siz müzikli bir tiyatroya geldiniz. Çünkü tiyatroyu biliyoruz ve seviyoruz. Müzikli tiyatro olarak sunum daha çekici gelir. Operayı sevmiyoruz değil bilinmiyor. Ben bunu bir görev olarak görüyorum. Tanıtmak ve sevdirmek bizim elimizdedir.”

***
Birçok unutulmaz anı

Gerek öğrencilik yılları boyunca gerekse de sanat yaşamı boyunca birçok unutulmaz hatırası olduğundan söz eden İnce bu anıların bazılarını şu şekilde özetliyor:
“2008 yılında İngiltere’deki Kraliyet Müzik Koleji sınavına girdim. Kazanmayacağımı düşünüyordum. Kazanmayı bile beklemezken eve belgeler geldi. Aralarında süslü bir kağıt. Bu kağıdı okurken çok şaşırdım. Bana Olağanüstü Yetenek ve potansiyel ödülü verilmişti. Heyecandan belgeyi okumayı bile tamamlayamamıştım. İkinci bir unutulmaz anım 2012 yılında benim mezuniyet yılındı. Manchester’de farklı bir konser yaptık. İngiliz arp çalan bir arkadaşımla soprano ve arp için bir konser yaptık. Kanserle mücadele edenlere bağışladık. Umarım burada da yaparız.”
***
“Analiz etmeden müzik dinlemeyi seviyorum”

İnce her ne kadar analiz etmeden bir müziği dinlemesi zor olsa da bunu yapmayı sevdiğini söyledi ve şu şekilde konuştu:

“Kendime zaman ayırmayı severim. Son derece zor ve stresli olabilecek bir meslek. Hem bir kişi hem de bir opera sanatçısı olarak zor. Bazen bir müziği dinlemek isterim ve onu analiz etmek istemem. Tat alarak dinlemeye çalışırım. Opera olduğunda çok zor bunu yapmam. Klasik dışında da müzik dinlerim. Diğer müzik çeşitlerine dinlerim. Latin müziği Pink Martini’yi çok severim. Doğayı çok severim. Kıbrıslı olup da doğa algısı olmamak zor. Kitap okumayı severim. Kişisel gelişimi severim. Boş bir vaktimizde ben ne yapayım diye düşünürüz. Bazen hiç bir şey yapmaya vakit ayırmak gerekir.”