Köşe Yazarları

Önlemler ve salgınla ilgili haftanın getirdikleri






Bu hafta KKTC’de salgın koronavirüs’ün, yapılan testler sonucu negatif çıkması üzerine evlerde uygulanan şimdiki izole edilme Kararı’nın değişeceği ve iş yerlerinin kademeli olarak açılacağı hususunda Hükümet Yetkililerinden arka arkaya beyanatlar gelmiştir.

Dünyada salgın halâ bu kadar yaygın iken ve bu tehlike henüz atlatılmamışken tedbirli olmak zorunluluğu vardır. Ülkemizdeki bu salgın hastalık için tedavi merkezi olarak  kullanılacak hastane kapasite miktarı belli ve bu güne kadar izole yöntemlerle ve alınan sağlık konusundaki önlemler ve sağlıkçıların fedakâr çalışmalarıyla, ve halkın genlinin çıkan kararlara topyekün uymasıyla iyi götürülmekte olan hasta tedavi durumu istikrarlı giderken, rehavete kapılıp açılırsa bir buçuk ay öncesine dönme ve bu güne kadar yapılan fedakârlık ve emeklerin boşuna gitme ihtimallerinin de yüksek olduğunu, bu konudaki uzman doktorların görüşlerinden anlıyoruz.

Bazı satış yerlerinin Hükümeti sürekli etki altına alma gayretini de görüyoruz. Hükümetin sağlık uzmanlarının görüşüne göre hareket etmesini temenni ediyoruz.  Aksi halde en başa tekrar dönersek hem sağlık risklerinin getireceği sonuçları yüklenmek yanında,  o zaman ekonomi çok daha fazla zarar görecektir. Yavaş ve temkinli hareketle kademeli bir açılışa gidilmesi herkesin ve tüm toplumun sağlığı için ve ekonomisi için çok daha akılcı olur.

Çünkü son günlerde ilgili bakanların turizmin, eğitimin daha önümüzü görmeden filanca ayda açılacağı hususunda beyanatlar vermesi gerçekçi bir beyan değildir. Hepimizin temennisidir ancak gerçekçi değildir. Bir de son zamanlarda,  ‘krizi fırsata çevirmek’ hususunda çok moda olan bir deyiş vardır ki KKTC’nin bu salgını erken atlatması ile turistin ve öğrencinin ülkemizi daha güvenli ülke göreceği gerekçesiyle, buraya celp edeceği beyanatları tekrarlanmaktadır.. Peki acaba gelecek bu insanların ülkelerinin de güvenli olup olmadıkları, bizim ülkemiz ve halkımız sağlığı açısından da önemli değil mi? Dünyada salgın bu kadar yaygın iken bu kadar kısa zamanda bu nasıl formüle edilip getirilecek?  Kurumlarımız bu sağlık kontrollerini ve tedavi ve yayılmasını önleme konusunda ne kadar hazırlıklı veya ne genişlikte bir kapasitededir. Bunun hesabının önce ilgili sağlık kurulları ve öncelikle Sağlık Bakanlığı ve hastane yetkilileri ile iyice incelenerek ve mutabakat sağlanarak yapılması ve ona göre bir plan çerçevesinde muhtemel planın safhaları hakkında beyanat verilmesi gereklidir. Ve öncelikler verilebilir ancak açılış tarihi vermek yanıltıcı bir yöntemdir..

Diğer yandan ekonomik faaliyetler de durduğu için sorunlar vardır. Ancak bu tüm dünyada her ülkede şu anda yaşanan genel bir küresel olaydır. Önemli olan Hükümetlerin diğer dünya ülkelerinde, Türkiye’de, Güney’de olduğu gibi top yekün tüm paydaşlara yükün yayılmasını sağlamaktır.  Esasen döviz kurları da son iki haftada gittikçe yükselmektedir. TL değerinin düşmesi ile alım gücünün çift taraflı, hem düşen ve düşürülen gelirler dolayısıyla hem de döviz artışıyla düşmesi karşısında yaşanan zorluklar vardır.

Diğer taraftan bir de fiyatlar her gün artmakta ve düşen alım gücü yanında maliyet hesapları ve kâr marjları da serbest bırakılmıştır. İlgili Bakanlığın fiyat/ maliyet/ kâr marjlarını tespit ederek temel gıda maddelerine kontrollü azami satış fiyatı koyması lâzımdır. Böyle bir zamanda dahi yapılmazsa ne zaman yapılacaktır? Tüketicinin yani tüm halkın daha da zora girmesine göz yumulmaması gerekir. Bu konuda Ticaret’ten sorumlu Bakanlığın Dışticaret, Düzenleme ve Denetim Yasası’na göre görevleri vardır.

Pahalılıklar karşısında çok şükür ki dünyada petrol fiyatları çok düşük rakamlara geldi. Ancak ne akaryakıt ne de elektrik fiyatlarında indirim yapılmadı. Alım gücünün bu kadar düştüğü ve halkın nerede ise tümüne yakının evde olduğu ve evlerde daha çok elektrik kullandığı bu dönemde o nispette maliyetlerdeki düşüşe göre indirim yapılması gerekir.

Halkı rahatlatıcı fiyat denetimi ve maliyetleri etkileyen unsurların fiyat düşüşlerinin,  halkın hayatına otomatik olarak yansıtılmasına özen gösterilmesi elzemdir.

Bir de işsizlik ödeneğinin düşürülmesi hakkaniyete uymadı. Aslında işsizlik ödeneği hem asgari ücretin altında hem de yasal bir haktır. Kanaatimce, işveren tarafından durdurulmaması kaydıyla ödeneksiz veya yarı ödenekli olanlara verilen yardımın 1500TL olması dolayısıyla,  işverenin Bakanlar Kurulu kararına uymayarak işçi durdurmasından çekinildiği için verildiğini tahmin ediyorum.  Hükümet Yetkililerince aynı miktarın verilmesine bu nedenle karar verildiğini tahmin ediyorum. Halbuki Hükümetin aldığı kararlara tüm kesimlerde uyulduğu gibi işverenlerin uyması da bir zorunluluktur. Ve buna taviz verilmemesi, ilkten durdurulan işçilerin yani hak sahiplerinin de işsizlik paralarını yasal olarak almaları gerekir kanaatindeyim.

Bir de Çalışma Bakanı Sucuoğlu’nun da açıkladığı gibi çok iyi maddi durumlarda olan işverenlerin 1500TL almaya müracaat ettikleri gibi bir tenezzül söz konusu olabildiğine göre,  Hükümetin de daha zecri ve zorunlu kararlar alma yetkisi vardır. En azından kim olduklarının açıklanması ve halkımızın, işçinin hakkına ortak olan bu işverenleri öğrenmesi önlemi ile bu tür olayların önüne geçilmesini sağlayabilir.

 






Başa dön tuşu