Türkiye’de bir çocuğun okula silah ile girip 9 kişiyi öldürmesi, sadece Türkiye’de ve KKTC’de değil, dünyada da yankı buldu. Şimdi Türkiye’de ve KKTC’de “acaba neden böyle oldu?” diye tartışmalar var.
Türkiye’de ne olur bilemem ama KKTC’yi yönetenler bu konuyu ciddiye almak zorundadır. Bu satırların yazarı olarak bu köşede yıllardır akran zorbalığı ile ilgili onlarca yazı yazdım. Eğer bu konuda önlem almazsak hoş olmayan olaylar yaşanacağına vurgu yaptık. Şimdi bu Türkiye yaşanılan olay, KKTC’de akran zorbalığından başlayarak önlem almamamız durumunda bir gün başımıza gelebileceklerin işaretleridir.
Peki biz ne yapıyoruz? Önümüze gelene ruhsatlı silah izni veriyoruz. Hatırlatmak lazım ki Türkiye’de yaşanan bu olayda, olayı gerçekleştiren çocuğun babası polisti. Polis bile kendi silahını kendi çocuğundan uzak tutamazken, bizde önüne gelene verilen ruhsatlı tabanca izinleri ile neler olabileceğini varın siz düşünün.
Mesele ciddidir. Sivil toplum örgütleri bu konuda hükümete gerekli uyarıları yaparken, çözüm önerileri de sunuyor. Destek mesajları veriyor.
Kıbrıs Türk Tabipler Birliği konu ilgili yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Eğitim ortamlarının güvenliği yalnızca bireysel değil; aile, okul ve toplumun birlikte ele alması gereken çok yönlü bir sorumluluktur. Bu tür olaylar, erken fark edilmesi mümkün olan risklerin zamanında ele alınmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir. Çocukların akademik gelişimleri kadar duygusal ve psikososyalihtiyaçlarının da düzenli olarak izlenmesi büyük önem taşımaktadır.”
Yine ayni şekilde KTÖS ise yaptığı açıklamada “şiddet ortaya çıktıktan sonra tepki vermek değil, şiddeti doğuran koşulları ortadan kaldıracak önleyici politikaları hayata geçirmekesastı. Yaşanan bu olayları üzücü hadiseler olarak geçiştiremeyiz. Okullarda artan şiddet, bireysel davranışlarla açıklanabilecek dar bir sorun değildir. Bu durum, eğitim alanında uzun süredir biriken yapısal sorunların ve ihmallerin de bir sonucudur. Uzun süredir dikkat çektiğimiz gibi, öğretmeni itibarsızlaştıran, eğitimcileri hedef haline getiren, okulda yaşanan her sorunun sorumluluğunu öğretmene yükleyen bir anlayış şiddeti azaltmaz, tam tersine büyütür. Öğretmeni ve kamusal eğitimi değersizleştiren her söylem, okulda saygıyı zayıflatmakta, güven duygusunu aşındırmakta ve eğitim ortamlarını daha kırılgan hale getirmektedir. Okullarda artan şiddet yalnızca bireysel öfke, aile içi sorunlar ya da dijital mecralardaki olumsuz içeriklerle açıklanamaz..” dedi.
Bir de pratikten bir örnek vermek gerekiyor. Yılların eğitimcisi, emekli öğretmen, teknik direktör, binlerce çocuğa dokunmuş Eralp Şerifoğlu sosyal medya hesabından şöyle diyor: “Benim 3 yıl erken emekliye ayrılma nedenlerimden en başındaki, 33 yıllık 1.85 cm boyunda , 100 kg ağırlığında biröğretmen olarak şiddete maruz kalabilme ihtimalinden ciddi şekilde endişe duymamdır.”
İşte geldiğimiz nokta bu… Öyle görünüyor ki bu konuda yapılması gereken çok iş var. Yarından tezi yok, tedbir almak için bugünden çalışmalara başlamak gerekiyor.
Yani anlayacağınız, sürekli sorunlardan kaçarak, sorunları hasıraltı ederek, yokmuş gibi davranarak, “bizde böyle şeyler olmaz” diyerek bir yere varamayız.
Şimdi bizde de bazı sorunlar yaşandı; Akranlarına aşırı şiddet uygulama, tecavüze yeltenme, sosyal medyada rezil etme gibi olaylar son yıllarda yaşandı. Bir sonraki adım da herhalde Türkiye’dekine benzer bir olaydır diye düşünüyorum.
Önlem almak için daha ne olması lazım?
































