Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Önemli temel hedeflerimiz…

İki hafta kadar sağlık nedenleriyle sizlerden uzak kaldım. Tekrar birlikte olduğum için mutluyum. Bu hafta bazı olaylar önemi itibarıyla geniş bir yankı uyandırmıştır.

Türkiye’de, genel ülke çapında elektrik kesintileri, terör olayları gündemi oluştururken, KKTC’de de Cumhurbaşkanlığı seçim çalışmalarının hızlanması yanında, KOP olayı ile “Göç Yasası” olarak tabir edilen, 2011 yılında Meclis’ten geçen ve yeni atamalarda öngörülen daha düşük maaş baremleri tartışmasının alevlenmesi, haftanın ağırlık kazanan konuları olmuştur.
Toplumun genelini ilgilendiren veya zümresel talep ve hassasiyetlerin, seçim dönemlerinde daima daha fazla ses getirecek eylemlere vesile olduğu ve gündemi oluşturduğu bilinmektedir. Çünkü genel kanı, Yönetimlerin veya yetkililerin de, bu seçim dönemlerinde halkın veya zümrelerin taleplerine daha fazla ilgi ve hassasiyet gösterdiği ve çözüm gelirse bu dönemde gelebileceği yönündedir. Esasen her sektörün son birkaç aydan beri taleplerini yüksek seslerle ve çeşitli eylemlerle dile getirerek bu taleplerine toplu reaksiyon sonucu olumlu sonuçlar alması veya daha yakın yaklaşım gösterilmesi de bu talepleri hızlandırmaktadır. Halkta seçim döneminde taleplerimizi alabiliriz inancı, yaygın bir görüştür ki bu, tüm hükümetlerce bu güne kadar yapılan icraatlar sonucu yaratılan bir algıdır.
Ekonominin, 2014 yılı milli gelir ve ekonomik ve sosyal göstergeler yayınlanmadığı cihetle ne kadar bir gelişme gösterdiğini, bu konuda uygulama sonuçları hakkında henüz rakamsal ve gerekçeler açıklanmadığı cihetle, ekonomide ne kadar büyüme olduğunu hangi sektörlerin ilerleyip hangi sektörlerin gerilediğini bilmiyoruz. Ancak işsizlik ve ekonomide fazla bir gelişme yaratılamadığı, gelir artışında genelde halkın gelirlerinin,- gerek ücretli ve maaşlı olsun gerekse küçük işletmelerin-, yani orta gelir grubunun olsun, kaç yıldan beri artmadığı veya gelişmediği hatta adeta dondurulduğu bir gerçektir. Özellikle son yıllarda büyüme olmuşsa da belli kesimlerin elinde toplandığı ve bunun halkın geneline yansımadığı ise açık bir gerçektir. Yani gelir dağılımında, her yıl milli gelirde bir miktar büyüme olmasına karşılık, gittikçe her yıl bozulma söz konusudur. Orta sınıf gittikçe zayıflamaktadır. Halkın gelir dağılımının düzeltilmediği ve orta sınıfın güçlendirilmemesi halinde, ekonomide gittikçe bir daralma olacağı ve büyümede istenilen düzeye ulaşılamayacağı bir gerçektir. Kesimler arasında dengesizlik en büyük adaletsizlik ve ekonomik gelişmenin önünde engeldir. Verimi ve inancı zayıflatır. Bu da ekonomik ve sosyal talepleri de arttırır. Ses çıkaranın taleplerinin karşılanması sosyal adaletsizliği daha da arttırır, çünkü devlet kaynaklarının dengeli dağılımı ortadan kalkar. Ekonomik ve sosyal gereklere göre dağılımı sağlayacak olan yönetimlerin dengeli ve adaletli politikaları ve uygulamalarıdır. Bizim gibi büyük ölçüde iç tüketime dayalı kapalı bir ekonomide orta kesimin çökmesi demek, ekonominin de çıkmaza girmesi ve sosyal huzursuzlukların artması demektir.
Dolayısıyla hem özel sektörün geliştirilmesi yanında, enflasyon ve kurların artmasıyla bozulan fiyat dengeleri karşısında alım gücü eriyen kesimlere gerek ücretliler olsun gerekse küçük işletmelerin desteklenmesi olsun alım gücünün korunması yönünde önlemler alınmalıdır. Bu dengeler bozuldukça sorunlar artmaktadır.
Diğer yandan Türkiye Hükümeti’nin geçen gün yaptığı bir açıklamada, istihdam, yatırım ve sanayi sektörünün, KOBİ’lerin güçlendirilmesi, kadın girişimcilerin desteklenmesi için yeni teşvik önlemleri açıklandı. Özel sektöre de istihdamın arttırılması için kursiyerlere asgari ücret verilecek ve 6 ay kadar destekleme primleri verilecek, ayrıca vergi matrahından düşülecek. Öz sermayenin kullanılması ve kredi hacminin ve maliyetlerin gereksiz yere yükseltilmemesi ve kredi hacmi içinde başta yatırımlara imkân tanınması ve iş adamlarının kendi kaynaklarını kullanmaları için de teşvik getirileceği ve artırılan öz kaynak tutarına göre vergi matrahından indirimler yapılacağı açıklandı. Bunun maliyetinin de 7.5 milyar TL tutacağı ifade edildi.
Bu konuda KKTC Hükümeti’nin de Türkiye Hükümeti nezdinde, KKTC için de bu ve benzer teşvikler için maliyetin karşılanarak, aynı önlemler kapsamına alınması hususunda talepte bulunulması, ekonomide bir hareket sağlanması açısından yararlı olacaktır. Türkiye’de 2014 yılı için OVP’de öngörülen %3.3 büyümenin altında % 2.9 büyüme gerçekleşti. Bunu telafi etmek için yeni önlemler alınırken, Sayın Babacan ekonomideki dengeleme sürecinin devam ettiğini, 2014 yılı gibi gerek uluslararası zor bir konjonktürden geçildiği, gerekse de seçim geçirildiği bir dönemde öngörülenden düşük ancak kaliteli bir büyüme sağlandığını ifade ederek, bu yıl kamu borç stoku ile cari açığın azaltılacağını söyledi. Devlet İstatistik Enstitüsünün yayınladığı verilere göre tarımda sabit fiyatlarla % 2’ye yakın daralmaya karşılık, sanayide sabit fiyatlarla %3.5 ve cari fiyatlarla % 14.1 gibi önemli bir gelişme oldu. Hizmetler sektöründe de sabit fiyatlarla %4, cari fiyatlarla %12’ye yakın yine önemli bir gelişme oldu.
KKTC’de geniş kapsamlı bir önlemler planı ile ülke ekonomisinin kalkındırılmasına yönelik bir atılım yapılması için Türkiye ile bir anlaşma çerçevesinde hem mali destekli bir program uygulanması ve dışa ve Türkiye’ye yönelik ihracat kapılarının açılması yanında, daraltılan geliriyle orta sınıfın, ücretlilerin ve küçük işletmelerin alım gücünü güçlendirecek ve yerine koyacak, gelir yelpazesini adaletli düzenleyecek önlemlerin alınması, ülkedeki sosyo-ekonomik durumun düzeltilmesine ve gelecek nesillere ümit verecek politikaların uygulanmasına gidilmesi şarttır. Kapalı bir ekonomik ve siyasi yapı içinde kısır döngüden çıkmak, halkın moral gücünü arttırarak, ileriyi güvenle hedeflemesi için dengeli ekonomik ve mali politikalar ve önlemler, milli bir politika olarak benimsenmelidir.