Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Önce yoldaş sonra yol…

 

Profesör olmasına, üniversitelerde ders vermesine, kitaplar yayınlamasına rağmen hep bir eksik olarak gördüm.

Yaptığı konuşmalarda, bağıra çağıra attığı nutuklarda benim de anlayamadığım ya da anlamakta güçlük çektiğim kelimeler kullanmasını  her zaman yadırgadım.

Halbuki duru bir Türkçe ile Orta Asya’dan Balkanlara, oradan da Çin Seddi’ne (ve Kıbrıs’a) hepimiz  pek iyi anlaşabiliyoruz.

Veya birbirimize derdimizi anlatabiliyoruz.

O öyle konuştukça aklıma 1980’li yıllarda üniversitede yaptığımız tartışmalar geldi de çok rahatsız oldum.

Sözde Atatürkçülük adına darbe yapan generallerin dönemiydi ama üniversitelerde eski lisan meraklısı dincilerin hızla yayıldığı zamanlardı.

Atatürk’ün dil devrimini yani Osmanlıca’dan Türkçe’ye geçişini  korkunç bir hata olarak görürlerdi.

Niye?

Bir halifenin yönettiği Müslüman Osmanlı İmparatorluğu ile tüm bağlantılarımızı kopardığı için.

O zamanlar yüksek sesle dile getirmezlerdi ama aslında özlemini çektikleri yeniden bir hilafetti ve şerri hükümlerin uygulandığı Osmanlı idi.

Farsça veya Arapça konuşmakta ısrar edenleri hep bu gözle değerlendiririm.

Profesördü, bilim insanıydı ama konuşmalarında hep Allah’a vurgu yapıp günlük işleri anlatırken bile kendine göre Allah’ın kurallarını referans gösterirdi.

Bir defasında üşenmedim oturup saydım, 45 dakikalık konuşmasında tam 27 kez Allah deyivermişti.

Anlattığı da yerel yönetimlerde yani belediyelerde yapacakları reformlardı.

“Artık aday olmayacağım” diyerek istifa etmiş oldu.

18 gün sonra yapılacak kurultayda artık ne parti başkanıdır ne de başbakan.

Dün öğlen yaptığı veda  konuşmasında aslında sivil ve demokratik bir cumhuriyetin başbakanı olarak başına gelenlerle ilgili kamuoyuna şeffaf bilgiler vereceğine, yine Allah’a sardı, beş-on kez dini argümanlar kullandı ve herkese sözlük karıştıracak deyimi kullandı.

“Önce refik sonra tarik…”

Arapça bir deyim.

Türkçesi şudur: “Önce yoldaş gelir sonra yol…”

Yoldaş yoksa yol da yoktur.

Niye bunu söyledi?

Parti yetkili kurullarında yetkilerinin sınırlandırılması için parti organlarında imza toplanmış. Cumhurbaşkanını telefonda aramış ve “sizin adınıza imza topluyorlar” demiş. Cumhurbaşkanı da “ben onların lideriyim” yanıtı vermiş. Yani kendisine karşı başlatılan isyandan haberi olduğunu ve buna izin verdiğini anlatmış. O da “siz benim de liderimsiniz” gibi ezik bir karşılık vermiş. Cumhurbaşkanı da “maden öyleyse gereğini yapınız” demiş.

Açık ve net bir şekilde “istifa et ve git” demiş.

O da gitti kuzu kuzu istifa etti.

“Kimse aramıza fitne sokmasın Cumhurbaşkanı ile kardeşlik hukukumuz vardır” gibi demokratik kuralarla uygun olmayan bir cümle de kurdu.

Bil cümlesi de kendine alkış tuttu; “ne olgun adam kimseye zarar vermeden çekip gidiyor” diye.

Tüm bunları izledikten sonra “Türkiye’nin durumu ne kadar da hazindir” dedim kendi kendime.

***

Önce yoldaş sonra yol.

Rahat zamanda İslam davasıdır güttükleri.

Sıkıya girince dava geri düşer dava arkadaşları öne çıkar.

Bu sitem baştakinedir.

Ve arkasından imza toplayanlara.

Fakat baştaki gözünü kararttı.

“İlla ki başkanlık rejimi” diye tutturdu.

Bunun için kendi “yoldaşlarını” bile harcamaya başladı.

Daha önce “seni başkan yaptırmayacağız” diyen HDP’yi harcamaya çalıştı şimdi Türkiye’nin doğusu kan gölüdür.

Türkiye, demokrat değil, muhafazakar İslamcıların peşisıra sürükleniyor.

Bu sürüklenme nerede durur bilemem.

Ama hiç kimsenin hayrına olmayacak.

Orta Asya’dan Balkanlara, oradan Çin Seddi’ne kadar. (Ve tabi ki bize)

Size kötü haberim şudur;

Hiç birimizi iyi günler beklemiyor…