Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ölünüz, kimin umurunda…

Türkiye’de ardı ardına yaşanan maden kazalarının ardından, anladık ki, iş adamı, daha fazla kazansın diye, her türlü iş güvenliği riskini ayaklar altına alır…

Çalışan da, “sigorta emeklisi olabilsin” diye,  bu koşulları bile bile çalışır…
Peki ülkemizde nedir durum?
Hiç farklı değil…
Bizde de “denetlemekle yükümlü” olan sistem, “göz yumarak” çalışanın göz göre göre gayri insani koşullarda yaşamasına neden oluyor.
Sonrasında da ölüyor…
Sosyal güvence koşullarından yoksun yaşıyor.
Neden mi böyle bir giriş yaptım…
Nüfus oranına vurduğunuz zaman, iş kazalarında ölümler, Türkiye’yle neredeyse aynı noktadadır.
2006 yılında, 10 kişi iş kazaları nedeniyle öldü…
207’de 9…
2008’de 6…
2009’da 6…
2010’da 2…
2011’de 7…
2012’de 4…
2013’de 7…
2014’ün ilk 9 ayında ise, 4 kişi, ölümlü iş kazalarına kurban verildi.
İş güvenliği ayaklar altına alınmasa…
Yasada yer alanlar, ciddi ciddi uygulansa…
Yine de…
2006’da 267…
2007’de 287…
2008’de 230…
2009’da 259…
2010’da 285…
2011’de 277…
2012’de 218…
2013’de 237…
2014’ün ilk 9 ayında 195 iş kazası yaşanır mıydı?
Ve yine…
2006’da 257 kişi…
2007’de 278 kişi…
2008’de 237 kişi…
2009’da 253 kişi…
2010’da 283 kişi…
2011’de 270 kişi…
2012’de 214 kişi…
2013’de 230 kişi
Ve 2014’ün ilk 9 ayında 191 kişi iş kazaları nedeniyle yaralanır mıydı?
Bu rakamlar şaka değil…
Ölümle ilgili rakamlar gerçeği yansıtsa da, eminim kayıtlara yansımayan ve devletin de haberi olmadan ört- bas edilen iş kazası sayısı hayli fazladır…

Kamu işini tam yapmıyor
Türkiye’de bir fotoğraf yansıdı kamuoyuna…
Denetim için bir işyerine giden denetim memurları, işverenle çay içerken görüntülendi.
Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu fetva verdi: “Denetim elemanının denetime gittiği yerde işverenin çayını bile içmesi haramdır…”
Bizim ülkemizde durum farklı mı?
Maalesef, iş dünyası ile kamuda yetkili pozisyonda olanların girdiği ilişkiler, denetimin tam anlamıyla yapılmasına engeldir.
Buna bir de, “kamu çalışanının” girdiği ilişkiyi eklerseniz…

Bizde sistem nedir?
4 kişiden fazla işçi çalıştıran her iş yerinin, Çalışma Dairesi talep etmeksizin, “İş Güvenliği Raporu” hazırlaması gerekir.
Bu rapor yoksa, çalışan, olası bir iş kazasında işvereni dava edebilir.
Ama devletin denetçileri, sadece “iş kazası” olduğunda denetim yapıyor.
“2 aya kadar da iş güvenliği raporunu hazırla” deniyor.
Yasa, “hazırla” demesine rağmen…
Devlet, “denetçi yok” mazeretinin arkasına sığınıyor…

***
Ve tabii rant kapısı oldu

Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar, uyarım sizedir…
Hiç şaşırmadım, bu alan da ülkemizde “rant “kapısına döndü.
Girne’de devlet adına denetim yapan şahısla, işyerlerine “iş güvenliği raporu” hazırlayan bir şirketin sahibi “karı- koca”…
Yani düşünün…
Bir yerde iş kazası var.
Devlet adına, evin erkeği denetime gidiyor ve iş güvenliği raporu istiyor…
Yoksa ceza yazacak…
İşveren “yok” diyor…
Devlet adına denetim yapan da, “benim eşim gelip yapsın” derse…
Demesini bırakın…
“Eşinin bu işi yaptığını ima” ederse, işveren olarak ne yaparsınız?
Zira, o rapora göre, devlet size ceza kesecek.
Cezayı kesecek olan evin erkeği, cezayı önlemek için rapor hazırlayan evin kadını…
Gündüz denetim, akşam iş güvenliği uzmanı eşiyle RİSK ANLİZİ yapan müfettiş…
Peki bu müfettişlerin nasıl iş yaptığını denetleyen var mı?
Maalesef, kamu böyle kullanılıyor.
Ya emekli olan, emekli olduğu alanda iş kurmak için alt yapı yapıyor…
Ya bu alanda aile yakınına bir şirket kurdurarak işini kendisi yürütüyor.
Bu alanla ilgili şu anda isim vermeyeceğim.
Ama, Sayın Gürpınar’ın bu alanda yapacağı denetime de güveniyorum…