Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Olmuş ile Ölmüş

“Olmuşla ölmüşe çare yok” derler ve herkes birden susar çünkü daha da söylenecek bir şey yoktur. Nisan 2021’de TRT1’de ekranlara gelen “Bir zamanlar Kıbrıs” dizisi hakkında, alanlarında profesyonel Kıbrıslı Sanatçılar, tarihçiler ve o günleri yaşamış insanlar yazıp çizip anlattılar ve noktayı koydular “Olmamış!” diye. Bu nedenle “Ölmüş” ü daha fazla konuşmak yerine “Olmuş” u tartışabiliriz.  Kıbrıslı bir Usta’nın, Derviş Zaim’in yazıp yönettiği Gölgeler ve Suretler “Olmuş ”un en güzel örneğidir. Belki itiraz edenler vardır “Biri kaç bölümlük dizi, diğeri iki saatlik filmdir” diye, ancak unutulmamalı ki ikisi de aslında 1963 olayları üzerine odaklanmış ve kurgulanmıştır.

Geçmişe çok kısa bir göz atacak olursak, Kıbrıs konusunda yapılan film ve dizilerde, ana tema ve öne çıkan sahneler oldukça benzerdir. Mazlum çaresiz Kıbrıs Türk Halkı anlatılmakta, Rumlarla yaşanan kanlı çatışmalar, ölümler, tecavüz sahneleri öne çıkarılmaktadır. Güncel olan dizilerin Kıbrıs’a ayrılan bölümleri ise, beş yıldızlı oteller ve kumarhaneler üzerinedir. Durum böyle olunca insan soruyor: “Kıbrıs’ın savaş ve kumarhane temalarından başka bir kültürü yok mu? Kıbrıs’la ilgili, içinde savaş değil barış olan, beş yıldızlı otellerin, kumarhanelerin olmadığı film ve dizi senaryoları yazılamaz mı? Tabii ki de yazılabilir ve artık tema değişikliği şarttır.

Yönetmenliğini ve senaristliğini Kıbrıslı Türk sanatçı Derviş Zaim’in üstlendiği 2010 yapımı Gölgeler ve Suretler filminde, 1963 yılında Kıbrıs’ta Türkler ve Rumlar arasında başlayan çatışmalar konusu işlenmiş olsa da, filmin geneline bir felsefe serpiştirilip, anlatılanları irdelemek ve bütünü kavrayıp sonuca ulaşmak izleyiciye bırakılmıştır. Zaim, Antik Çağ Yunan Filozofu Platon’un “Mağara Metaforu” unu kullanmış, filmde yer alan Karagöz ve Hacivat vurgusuyla da bunu pekiştirmiştir. Metafor veya alegori olarak karşımıza çıkan bu ifadeler, benzetme ve mecaz anlamındadır. Yunan filozof Platon’un Devlet adlı eserinin yedinci kitabında Sokrates’in ağzından ortaya atılan “Mağara Metafor” u bu filmi “Olmuş” yapan önemli bir ayrıntıdır.

Peki, nedir bu Mağara Metaforu?

Karanlık bir mağarada, insanların doğduklarından beri zincirlenmiş bir halde sırtlarının mağaranın girişine dönük, sadece karşılarındaki duvarı görebilecekleri şekilde oturduklarını hayal edin. Bu tutsak edilmiş insanlar, mağaranın girişinden yansıyan ışıkla, nesnelerin duvara yansıyan gölgelerini seyrederek bir ömür geçirmektedirler. Başka bir yere bakamadıkları için, tek gerçekliğin karşılarından geçen imgeler olduğunu düşünürler. Nihayet bir gün, içlerinden biri zincirlerinden kurtulup, mağaradan çıkmayı başarır. Bu insan, mağaranın dışında yeni bir gerçeklik olduğunu, yıllarca duvarda gördükleri nesnelerin gerçek olmadığının farkına varır. Bunu diğerlerine anlatmak için mağaraya geri döner. Ne yazık ki, bu insanlara, mağaranın dışındaki gerçekliği anlatabilmek de, buna inandırabilmek de imkânsızdır. İşte bu noktada, yıllarca bilinçaltına yerleşmiş inandığımız doğrularımız ve çıplak gerçekler bir savaşa girişiyor. Gerçekleri kabul edip kendi doğrularımızdan vaz geçmemiz asla kolay olmuyor.

Zaim, yazılı tarihi gölgeler olarak bize sunuyor ve çıplak gerçekleri ise insanların zaafları olarak aktarıyor. İzlerken düşündürüyor, sorgulatıyor. Filmde iki toplumun yaşça olgun büyükleri birbirlerini sağduyulu olmak için uyarıyor ama gençlerin kontrol edilemeyen öfkesi ve kendi inandıkları doğruları, bir kıvılcımı ateş topuna dönüştürüp, savaşın alevlenmesine neden oluyor. Rumlar masum bir Türk çobanı öldürüyor, Türkler de karşılık olarak Masum bir Rum Çobanın canını alıyor. Zaim film boyunca “Kim haklı kim haksız?” sorusunu sorup cevabı aramamızı istiyor.

Gölgeler ve Suretler filminde, Mağara Metaforu ilk ve son sahnede net bir şekilde vurgulanmaktadır. Filmin başında, çoban Cevdet, bir çocukluk anısını aktarıyor. Çocukluğunda köy kahvesinde Karagöz ve Hacivat oynatıldığını, onun da çocuk aklı ile perdenin gerisinde kimin olduğunu merak ettiği için gidip bakmak isterken, perdeye çarpıp devirdiğini ve Karagözcü’nün önce çok kızıp, sonra aferin deyip gölgeye inanmamasını, kendi aklını kullanarak gerçeği aramasını söylediğini fakat hala bunu anlayamadığını anlatıyor. Filmin sonunda ise Karagözcü Salih, bir gün, insanların akıl ve ruh arasında dengeyi bulup, mağaradan korkmadan çıkabilmelerini ve iyi insanlara dönüşmelerini temenni ederek Mağara Metaforunun son vurgusunu yapıyor.

“Bir Zamanlar Kıbrıs” dizisi, klişeleşmiş savaş konusuyla, oyuncu kadrosunda Kıbrıslı bir sanatçının olmamasıyla, Kıbrıs kültürünü yansıtmaktaki başarısızlığıyla ve tarih üzerinde yapılan kabul edilemez hatalarıyla “Ölmüştür.” Gölgeler ve Suretler ise Kıbrıslı usta sanatçı Derviş Zaim’in, konusu savaş gibi görünse de felsefi bir boyut katarak barışı vurgulayan, oyuncu kadrosunda, Türkiyeli usta sanatçılarla birlikte Kıbrıslı Türk ve Rum sanatçılara da yer veren, her detayıyla Kıbrıs Kültürünü hissettiren “Olmuş” bir Filmdir. Film boyunca replikler genel olarak kısadır ama Türkiyeli sanatçıların bile Kıbrıs şivesini başarıyla kullandıkları dikkat çekicidir. Gölgeler ve Suretler 22. Ankara Uluslararası Film Festivalinde yedi ödül birden almış ve SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) ödülüne de layık görülmüştür.

“Ölmüş” ü bir kenara bırakalım ama “Olmuş” bizim için çok önemli. Bu kadar başarılı bir filmle gönüllerimizi fetheden Derviş Zaim’den, gerçek Kıbrıs kültürünü anlatan barış kokulu yeni projeler gelse keşke. Kıbrıs sadece savaşla anılmamalı. Bu ada, sahillerdeki beş yıldızlı otellerden veya kumarhanelerden ibaret değildir. Her köşesi tarih kokan şehirleriyle, küçük ama şirin köyleriyle Kıbrıs, daha özgün konularla anlatılmayı hak ediyor. Kıbrıs Türk Halkı artık o karanlık mağaradan gerçeklerin olduğu yaşama çıkmalıdır.