Bakan dediğiniz kişi, Başbakan’ın temsilcisidir.
Başbakan tarafından görevlendirilir ve hükümetin başı da Başbakan’dır.
Buna itirazı olan var mı?
Yok.
Ama ne var?
Bizdeki yapıya bir bakın.
Bir Başbakan var, o Başbakan’dır…
Bir de Başbakan Yardımcısı var, o da Başbakan’dır…
Başbakan, CTP’nin atadığı bakanlardan ve onun atadığı bürokratlardan sorumludur…
Başbakan Yardımcısı olan Başbakan da, DP’nin atadığı bakan ve bürokratlardan sorumludur.
Aklınız karıştı değil mi?
Konuyu açalım…
Mustafa Arabacıoğlu neden istifa etti?
İstifa ederken gerekçelerini açıkladı.
Eğitimde sistem tıkandı.
Verimlilik düştü.
Öğretmen sayısı fazla, ancak öğretmen eksikliği hiç bitmiyor.
Ülkenin her bölgesinde sendikalar öğretmen eksikliği nedeniyle eylem yaparken, okullardaki sınıf ortalaması 12.
Yani, ülkemizde var olan sınıfları sayın, öğrenci sayısını da sayın.
Sonra öğrenci sayısını sınıflara bölün, 12…
Bir öğretmenin vermesi gereken ders sayısı ortalama haftada 20…
Ama 16 ders veren ortaöğretim öğretmeni bulun, öpün alnınıza koyun.
Neden?
Çünkü bir öğretmeni, kendi okulundan alıp, yan okula gönderemiyorsunuz.
Özellikle merkez okullardaki yığılmalardan dolayı, bazı okullarda haftada 5 gün sayısı kadar ders yapmayan öğretmen var.
Başka okula gönderemiyorsunuz…
Bu kavgalar arasında, “düzeltemiyorum” diyerek Arabacıoğlu istifa etti.
Ettiğiyle kaldı
Şimdi böyle bir durumda ne beklersiniz?
Hükümet alarma geçsin…
Başbakan, istifa eden bakanla mesai harcasın…
“Neden, niçin?” diye sorgulasın.
Serdar Denktaş ile bir araya gelsin…
Gerekçeleri değerlendirsin…
Bir yol haritası belirlesin…
İstifa gerekçeleri haklıysa, soruna çare üretsin.
Eğitime yeni bir program çıkarılsın.
Buna göre yeni bir atama yapılsın.
Gerekirse kadrolar ona göre değişsin…
Bunlar yapıldı mı?
Arabacıoğlu istifası ile baş başa kaldı.
Peki ne yapıldı?
Arabacıoğlu’nun söylediklerini kimse dikkate almadı.
“Statüko var” dediği alanlara hiçbir müdahale yapılmadı.
Arabacıoğlu gitti…
Yerine Özdemir Berova geldi.
Üstelik, bakanlıktaki bürokratlara yönelik bir de sağlam değişim yaşandı.
Sonuç?
Sorunun kendisi orada duruyor.
Eğitimde değişimi sağlayacak adımlardan bir tanesi, bile atılmadı.
Hamaset devam ediyor.
Velhasıl…
Arabacıoğlu gitti, gittiğiyle de kaldı.
Bu gidişin de eğitimdeki statükoya bir katkısı olmadı.
Nakil tüzüğü de aynı…
Öğrenci sayısı da aynı…
Öğretmen sayısı da aynı…
Hademe sistemi de aynı…
DP’nin de, CTP’nin de böyle bir derdi yok.
Dert, hangi partililer geçici öğretmen atanacak…
Kıb-Tek’e hangi partililer sokulacak…
Ötesi yaşanmadığı sürece…
Reform niteliğinde statükoyu kökten sarsacak adımlar atılmadığı sürece…
Zaten partilerin yapacağı da budur…
Paylaşma…
Çocuklarımızın geleceği, elimizin altından kayıp gidiyor.
Derdim budur…
































