Okunu uzağa fırlatan “Okçular”a
Hani sabah kalktığında eksik bir gülümseme paçandan tutar da bir türlü tamamlanamazsın ya.
Hani sıcak ekmeğin kokusunda, çayın buğusunda, merdivenlerden inen bir sesin beklentisinde kalbine düşen ince sızıyla kapını açarsın,
Hani o merdivenlerden inişini ve çıkışını ezberebildiğin adımları duyarsın sessizlikte,
Hani geldiğinde tüm eksikler tamamlanır, bahçe,kapısını açar ve hayat yine gül kokulu olur ya,
Hani basamakların sessizliği karışır kahvaltına, çorbana, indiğin ve çıktığın bütün hallerine ve odalarına,
Hani bir pijamanın baharı taşıyan kokusunu makineye atmaya elin varmaz,
Yıkama denilen şeyin o kokuyu çalmak, yumuşatıcılarla yer değiştirmek olduğunu bilirsin ve o kokuya kıyamazsın ya,
Hani sabah gürültülü bir sabah başlamadığında, ayakkabılar karışmadığında, kıyafetler tek tek dağılmadığında, hani buzdolabında, mutfakta yaşam koşuşturmacası, telaşı azaldığında, her şey yerli yerinde daha çok durduğunda,
Hani sessizlik bir yük, sakinlik bir hüzün, beklenti upuzun bir romanın ilk sayfasına başlamak olur,
Hani bir gün yarım başlar, eksik olur, uzakta bir gülümseme tutar tutar bir kuş olur uçar sınırsız gökyüzüne,
Hani tüm fotoğraflarında yüzünü, gözünü her yaşında yeniden büyütürsün ya, kimseler bilmeden,
Her yaşını ayrı ayrı seversin ve hepsi artık bir uçuşun fotoğrafı olur, gökyüzünde,
Hani, Khalil Gibran seslenir ve sen bir okçu olduğunu hatırlarsın
Gerildikçe okunun daha ileri gidebileceğini bilen,
Hani fırlattığın okun ardından bakarsın ve uzaklara gittikçe bunun adı acı değil, büyümenin, uçmanın, ışığın adıdır artık.
Rüzgarına üflemek, ışığını izlemek, hayallerinin peşinden gitmek bir cesarettir bilirsin,
Onunla bütün dünyayı kucakladığında büyümenin gitmek olmadığını öğrenirsin,
Hani artık yoldadır, yol adının kendisidir, ve hani o da doğduğu bahçenin kalbinde güvende olduğunu bilir,
“Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever”.
(Khalil Gibran)
































