Köşenin devamlı okuyucuları eğitim sisteminin çeşitli problemlerine değinildiğinin farkındadır. Problemlerden haberdardırlar. Eğitim sisteminin kurumu okullardır. Okul binası, öğretim ve özellikle öğrenci başarısı üzerinde önemli bir değişkendir. Okul binası, sınıflar ve donanımlarıyla birlikte. Tüm bunlar öğrencilerin ilgilerini çekmeli. Öğrenciler ilk olarak okul binasını sever. Okul binasını sevmekle öğrenme ilişkilidir. Okul binasını seven öğrenci daha sonra eğitimle ilgili diğer olgulara ve okul ile ilgili görevlere de bu sevgisini transfer eder. Dersleri, okul arkadaşlarını, öğretmenini, kitap okumayı, ders çalışmayı vb sever. Ne yazık ki okul binaları KKTC eğitim sisteminin en büyük problemlerinden bir tanesidir.
Hislerle ilgili olan sevme ve ilgi duyuşsal davranıştır; yani bireyin hisleriyle ilgili. Bloom, Tam Öğrenme Kuramı’nda duyuşsal davranışların, bilişsel davranışların öğrenilmesindeki başarının yüzde yirmi beş varyansı açıkladığını belirtir. Bunun anlamı eğer öğrenci bir derse ilk başladığı gün söz konusu dersi seviyorsa, dersten yüzde yirmi beş başarı notunu almıştır. Dersi sevmeyen öğrencilerden yüzde yirmi beş önde başlamış demektir.
KKTC eğitim sistemindeki okul ve sınıflar donanımlarıyla birlikte, öğrencilerin ilgilerini ve sevgilerini kazanmak açısından ne durumdadır acaba? Bu soruya verilecek yanıt belli, kim ne dersin okullarda kabaca yapılacak bir gözlem bile yeterli; okullar 1974 öncesi okullardan pek farklı değil. Özellikle kırsal alandaki okullar. Gerçi şehirlerde de pek çok okulda da durum farklı değil. Anlayacağınız okul binaları teknolojik açıdan son derece yetersiz.
Kimse alınmasın ama söylemekte de yarar var. Eleştiriler düzeltmek için yapılır, daha iyi koşullara ulaşmak için. İsim vermekte de sakınca yok. Atatürk Öğretmen Akademisi öğrencilerinin staj uygulamaları bu öğretim döneminde Lefkoşa dışında da yapılıyor. Bu nedenle Alayköy İlkokulu’ndaydık. Sınıflar bizlerin 1972 yılında Leymosun’daki sınıfımızdan hiç farklı değildi. Öğrenci sıraları, sandalyeler, öğretmen masası, sandalyesi, öğretmen dolabı, askılar, duvarlardaki panolar. Tek fark büyük bir odayı ısıtmayacak klima. Öğrencileri soğuktan koruyamayan bir klima anlayacağınız.
Gözlem nedeniyle gittiğimiz Alayköy İlkokulu’na daha önce gözlem yapma fırsatı bulduğumuz Kaplıca, Esentepe, Lefkoşa’daki Atatürk İlkokullarını ilk akla gelenler olarak ekleyebiliriz. İlkokulların çoğu gerçekten teknolojik olarak 1972’de bizim öğrenci olarak gittiğimiz ilkokuldan hiçbir farkı yok.
Çağdaş okul ve sınıf binalarında olması gereken hiçbir teknolojik araç ve gereç yok. Çağdaş sınıflarda internet erişimi kesinlikle olması gerektiği genel bir kabul. İnternet erişimi için her sınıfta bir bilgisayar gerekli donanım. Tepegöz veya projeksiyon cihazı da gerekli. Çağdaş öğretim yöntem ve tekniklerini uygulamaya koyabilmek için bu araçların sınıflarda olması gerekli. Hiçbiri sınıflarda yok. Bazılarıysa Akıllı Tahta’dan bahsetmekte. Sınıflarda çok daha ucuz ve kolayca kullanılabilecek bu tür araçlar yokken, akıllı tahtadan bahsetmek garip.
Bir öğretmen adayının şu sözleri de manidar “geçen gün öğrencilere kendi laptopumdan bir film izletmek istedim ama hoparlör olmadığı için etkili ders yapamadım. Kendi laptopumun sesini açtım ne kadar duyuluyorsa o kadar.” Sınıfta bilgisayar donanımı olan hoparlör de yok. Başka bir araştırmadaki bir öğretmen okulda Dünya modelinin sadece bir tane olduğunu ve öğrencilere Dünya modeli göstermek için çok sıkıntı çektiklerini aktarmıştı. Materyal sıkıntısı da ayrı bir problem.
1972’den günümüze insanların yaşadıkları binaların tamamı inanılmaz şekilde değişti. Evler, yatak odaları, oturma odaları, hastaneler, pastaneler, restoranlar, sinemalar ve diğerleri. Ancak değişmeyen tek bina okul ve sınıf. Öğrencilerin yüzde kaçı gerçekten sabahleyin ilgilerini hiç çekmeyen bu binalara gitmek ister acaba? Eminiz ki çok küçük bir yüzde.
Bu okullarda çağdaş eğitim yönelimlerinin uygulanması hayalden öteye asla gitmez. Dahası okul ve sınıfı sevmeyen öğrencilerin okul ile ilgili görevlerde başarılı olmasını beklemek de doğru olmaz. Sadece ders kitabına mahkum bir öğretim. KKTC eğitim sisteminin 39 yılda ulaştığı eğitim sistemi bu kadar. Evlere zili çaldıktan sonra kaç öğrenci okulda yirmi dakika daha kalır acaba? Yanıtı siz verin.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























