Köşe Yazarları

Öğrenme ve merak


Yaklaşık otuz yıldır gerek mesleki gerekse akademik olarak eğitim ile yakından ilgileniyorum. Ünlü düşünür Jiddu Krishnamurti’nin “Eğitim Üzerine Mektuplar” isimli kitabı ilk okuduğum kitaplar arasındadır. Yazarın öğrenmenin özgürlük ve merak ile ilişkisini dile getiriş şekli yıllar önce ilgimi çekmişti. İlk kez o kitapta tam bir öğrenmenin merak ve özgürlük istediğini öğrenmiştim.

Geçtiğimiz ayın sonunda İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Guardian’da bana göre çok önemli bir makale yayınlandı. Education Media Centre’in CEO’su ödüllü yazar-gazeteci Wendy Berliner “Okullar merakı öldürüyor” isimli bir makale yazdı. Dikkat çekici noktalara değindi. Elbette bu konuda benim de söylemek istediklerim var.

Geleneksel eğitim anlayışının her şeyi bir kalıp içerisine sokma, tek tip bir model üzerinden öğrenmeyi yürütme ısrarı elbette çocukların yaratıcılığını ve doğru gelişmesini de etkiliyor. KKTC’de de “öğrenci merkezli” olduğu söylenen bir müfredat var. Ancak okullarda geleneksel eğitim ve öğretmen merkezli bir yapı devam ediyor. Elbette sistem de bunu zorluyor. Eğitimi yönetenler, öğretmenler, veliler ve diğer paydaşlar bu gelenekselci anlayışı terk etmek istemiyor. Ya da terk ederse yerine neyi koyacağını bilmiyor. Bundan dolayı da değişime direniyor.

Bizim okullarımızda “susup oturan çocuk en iyi çocuktur” anlayışı hakim. Soru soran kaç çocuğumuz var. Yapılan araştırmalara göre 1-5 yaş arası çocuklar bir saatte ortalama 107 soru soruyormuş. Yine yapılan araştırmalarda merak eden çocuğun performansının diğerlerine göre daha iyi olduğu biliniyor. Ancak ne yazık ki çocuklar okula başlar başlamaz soru sorma oranları azalıyor.

Wendy Berliner makalesinden konuya açıklık getirmesi açısından şu cümlesini sizlerle paylaşıyorum: “Dışarıda hava karanlık, şimşekler çakıyor ve gök gürlüyor. Meraklı çocuklar birbirlerine sesleniyorlar ve dışarıdaki havayı işaret ediyorlar, ama öğretmenleri dikkatlerini derse vermelerini söylüyor. Çünkü ders planına göre hava durumunu derste öğrenmeleri gerekiyor.” Elbette buna benzer olaylar KKTC’deki okullarda da yaşanıyor.

Çocuklarda merak konusundaki çalışmaları ile bilinen ve The Hungry Mind (Aç Zihin) adlı kitabın yazarı Susan Engel’ ise bu konuda şöyle diyor; “Dünyanın birçok yerinde okulları ziyaret ettim ve maalesef içinde aktif, entelektüel çocuklar barındıran bir sınıfın varlığını hatırlamak çok güç. Çünkü kimse onların zihinsel hayatlarından bahsetmiyor. Çocukların ne kadar uslu durdukları ve ne kadar başarılı oldukları, eğitim içerisinde yer alan insanlar için çok daha önemli bir mesele gibi görünüyor”.

Görüldüğü gibi bu sadece KKTC’nin meselesi değil. Aslında geleneksel anlayışla yürütülen, sınıfta çocukların belli bir oturma düzeninde oturduğu, sürekli öğretmenin konuştuğu bir ortamın olduğu ülkelerde sorun aynıdır. Oyunun bile belli kalıplar içerisine sokulduğu bir eğitim anlayışında doğru dürüst bir öğrenmenin olması çok mümkün görünmüyor. Kısacası benim anladığım, özgürlük yoksa, merak da yoksa, bu öğrenme dediğimiz şey olmuyor.

Sınav odaklı sistemin tüm dayatmasına rağmen çocukların merakını uyandıracak aktiviteler yapan, onlara sınıf içinde belli özgürlükler tanıyan öğretmenler de yok değil. Önemli olan sistemin tüm olumsuzluklara rağmen buna direnen, her şeye rağmen bir şeyler yapmak için uğraşan öğretmenler de vardır elbet…

Çocukların yaratıcılığını kısıtlamayan, merakını artıran okulların ortaya çıkacağı bir eğitim sistemini zorlayamaya devam edelim. Bunun için de eğitimin tüm paydaşlarına görev düşüyor.



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı