Uzun süren LYS maratonu sonunda öğrencilerin hangi üniversiteye girecekleri geçtiğimiz hafta içinde belli oldu. Gözler KKTC üniversitelerine gelecek öğrencilere çevrilmişti. YÖK’ün tıp, hukuk, mühendislik ve mimarlık bölümlerine koyduğu “başarı sıralaması” kıstası “acaba KKTC üniversitelerini etkiler mi?” sorusunu gündeme getirmişti. Beklenen olmadı. Bu yıl KKTC üniversitelerine ayrılan toplam 18 bin 266 kontenjanın 11 bin 960’ı doldu. Yani %65.5’i… Geçen yıl bu rakam %57 idi. Sadece lisans düzeyinde konuya bakacak olursak; Burada ayrılan toplam kontenjan 12 bin 958, yerleşen öğrenci 8 bin 642 kişi. Bu da oran olarak %66.7’ye eşit. Geçen yıl bu rakam %56.7 idi. Genel olarak geçen yıla göre bir artış görünüyor. Bu artışa bir de önümüzdeki günlerde yapılacak olan ek yerleştirmeleri de eklersek sayının daha da artacağını söylemek mümkün…
Yerleşmeler bakımından sevindirici bir tablo var ortada… Her ne kadar da bu yıl kontenjanlar abartılmayıp daha gerçekçi ve daha düşük olsa da, yerleşenler rakamsal olarak da geçen yıla göre daha yüksek… Örneğin lisans düzeyinde geçen yıla göre 1320 daha az kontenjan ayrılması rağmen, yerleşen öğrencide 558 kişi artış gösterdi.
Tüm bu rakamları yorumlayacak olursak Türkiyeli öğrenciler “güvenli bölge”yi tercih ettiler. Gönül isterdi ki KKTC’deki üniversiteler “kalite” nedeniyle tercih edildiler diyebilelim. Ama bu konuda daha gidecek çok yolumuz var. Çünkü kaliteden yoksun kontrolsüz öğrenci artışının da farklı sorunlar doğurduğunu bu satırlardan defalarca yazdık. Zaten bu konuda yaşadığımız sorunlar da ortada…
Peki, burada güvenli bölge derken neyi ifade ediyoruz onu da değinmekte yarar var. Türkiye’de son bir yılda yaşanan patlamalar, terör olayları ve darbe girişimi sonrasındaki genel durum, öğrencileri daha güvenli şehirlere yöneltti. Özellikle büyük şehirlerden uzak durulmaya çalışıldı. Daha sakin, daha güvenilir şehirler tercih edildi. Kıbrıs da bu bakımdan en güvenilir bölgeler arasında yer aldığını söylemek mümkün. Bu tür olayların pek yaşanmadığı, daha sakin bir yaşamın sürdüğü, üniversite adasında öğrencilik yapmak daha cazip geldi.
Bu tabloya baktığımızda kafamdaki soru işareti şu; Acaba YÖK’ün başarı sıralaması koyduğu tıp, hukuk, mühendislik ve mimarlık bölümlerini öğrenciler ne kadar tercih etti. Çünkü benim öngörüm bu bölümlere öğrenci akışının azalacağı yönündeydi. Şimdi görev Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığında… Bu konudaki istatistiki bilgileri toparlayıp kamuoyu ile paylaşmalıdır. Aksi taktirde KKTC üniversitelerine gelen öğrencilerin bu artışını yanlış değerlendirebiliriz. Eğer yukarıda bahsettiğim bölümlerde bir düşüş yaşanmışsa bunun önüne nasıl geçebiliriz diye kafa yormamız gerekecek.
Her yıl bu dönemlerde üniversite girenler belli olduktan sonra 3-5 gün bu durum ülkede gündem olur, ondan sonra kaybolup gider. Ortaya çıkan durum sonrasında ne gibi önlemler alınacak, nasıl politika geliştirileceği ile ilgili somut adımlar atılmaz. Her yıl ayni şeyler konuşmaya devam ederiz.
Bu yıl Türkiye’deki hareketlilik ve güven vermeye ortam bize yaramış gibi görünüyor. Ancak bu önümüzdeki yıl da böyle olacak anlamına gelmiyor. Dolayısı ile doğru istatistiki veriler üzerinde çalışarak geleceğe yönelik adımlar atmak gerekmektedir. Son yapılan Yükseköğretim Çalıştayı’nda çok önemli kararlar alınmıştı. Arada bir tozlu raflar arasındaki o çalıştay raporlarına bakıp doğru politikalar geliştirmeliyiz.
Yaşanan bu olumlu gelişmeleri, artı hanesine yazabilmek için planlı programlı bir yüksek öğretim politikasına ihtiyaç vardır. Bu başarılmadığı sürece atacağımız her adım ve bulacağımız her çözüm palyatif olacaktır.
































