Obezitenin (Şişmanlık) Kalıtsal Yüzü
Obezite yani şişmanlık nedir? Nasıl ortaya çıkıyor?
Obezite yani şişmanlık dünyada giderek görülme sıklığı artan ve birçok hastalığa sebep olan bir
halk sağlığı sorunudur. Dünya’ da 1,9 milyar yetişkin aşırı kilolu bunların ise 600 milyonu obez
yani şişman sınıfında yer almaktadır. Ayrıca çocukluk çağı obezitesi de giderek artmakta ve bu da
toplumun sağlığını tehdit etmektedir. Bu hastalığın görülme sıklığını giderek artması sebebiyle de
artık bir salgın olarak kabul edilmektedir. Peki obezite nasıl oluşuyor derseniz; vücuttaki enerji
dengesizliği obezitenin ortaya çıkışını tetikleyen esas etmen. Vücuda alınan aşırı enerjiye karşın
(ör: aşırı besin alımı) alınandan daha düşük enerji harcanması (ör: fiziksel aktivite azlığı) obezite
durumunu ortaya çıkarıyor.

Obezitenin genlerimizdeki herhangi bir mutasyon (farklılaşma) sonucu ortaya çıkabileceği ve
bu durumun çocuklarımıza aktarılabileceği konusunda birçok düşünce var.Sizin bu konu
hakkinda soylemek istedikleriniz neler?
Obezite yaşadığımız çevre, alışkanlıklarımız, hormonal, metabolik ve genetik yatkınlık gibi birçok
faktörden etkilenmektedir. Yapılan çalışmalarda obezitenin kalıtımsal yönü ortaya konmuştur.
Bu ne demek? Evet genlerimiz obez olup olmama durumumuzu etkileyebilmektedir ve bu
hastalık riski genlerimizle birlikte çocuklarımıza taşınabilmektedir. Ayrıca yapılan hayvan
çalışmalarında obeziteyle ilişkili genlerde meydana gelen tek gen mutasyonlarının obezite riskini
artırabileceği gösterilmiştir.
Peki genlerimiz obeziteye yakalanma durumunu nasıl etkiliyor?
Şimdi ilk once şöyle bir aynaya bakacak olursak hepimiz ne kadar farklı ve eşsiziz. Aslında
bütünde aynı gibi gözüksek de detaylara indiğimizde saç rengimiz, göz rengimiz, ten rengimiz ne
kadar farklı, hepimizin kendine ait bir parmak izi var. İşte tüm bunların sebebi her bireyin
kendine ait bir genetik diziliminin olması. Yani genetik çeşitlilik. Bu genetik çeşitlilik SNP (Single
Nucleotid Poliformism- Tek Nükleotid Poliformizmi) dediğimiz DNA dizilimindeki tek bir
nükleotidin farklılığından kaynaklanmaktadır. İşte bu küçük farklılıklar hastalıklara yakalanma
riskimizi de etkileyen en önemli faktörlerdendir. Bireylerdeki bu çeşitlilikler bireylerin obeziteye
yatkınlığını etkilemektedir. Genellikle vücutta yağ kütlesi ve obeziteyle ilişkili gendeki
çeşitliliklerin bireyin obez olup olmama durumunu etkilediği bildirilmektedir. Yine vücut
çalışmasını düzenleyen birçok gende meydana gelebilecek çeşitlilikler obeziteyle yakından
ilişkilidir.
.jpg)
Vücudumuzda yağ depolarımızın ve depo edilecekleri bölgenin de genetik olduğu söyleniyor.
Halk arasında da bu böyle bilinmekte " tüm ailede basenler geniş, bizim ailede basen yok
göbek var" cümlelerini sıklıkla duyuyoruz.
Evet dediğimiz gibi genetik dizilimdeki bu çeşitlilikler bireyin iştahını, aldıkları besine verilen
yanıtı, vücuttaki yağın nerelerde depolandığını etkileyebilmektedir. Hepimiz bir aileden
geliyoruz. Genetiğimizi anne ve babadan aldığımız kalıtsal miras etkiliyor. Yani anne ve
babamızın genetik özelliklerini taşıyoruz. Bu birçok hastalık için böyle. Bir düşünelim sağlıkla ilgili
başvurduğunuz bir sağlık çalışanı genellikle size ailenizde görülen sağlık sorunu olup olmadığını
sorar. Neden? Çünkü ailenizde o hastalığın olması sizin de o hastalığa yakalanma riskiniz
olabileceğinin bir göstergesi olabilir. Yapılan çalışmalar anne ve babası obez olan çocukların obez
olma riskinin, anne ve babası obez olmayan çocuklara göre daha fazla olduğu yönündedir.
Sahip olduğumuz genleri değiştirme şansımız yok peki ne yapmalıyız?
Evet genlerimizi değiştiremeyiz ama onlara iyi bakabiliriz. Son yıllarda nutrigenetik, nutrigenomik
kavramları üzerinde yoğunlaşılmaya başlandı. Bu ne demek? Sahip olduğumuz genler
vücudumuzun yediğimiz besinlere verdiği yanıtı, yediğimiz besinler ise sahip olduğumuz genleri
etkiliyor. Yani tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan gibi bir durum ortaya çıkıyor. Madem
ki yediğimiz besinler bizim genlerimize kadar etki gösteriyor o zaman bize düşen sağlıklı
beslenerek genlerimize iyi bakmamız ve hastalık riskimizi en aza indirmemiz.
Peki sağlıklı beslenme için önerileriniz nelerdir?
Sağlıklı beslenmede besin çeşitliliği önemli, bu ne demek? Çeşitli besinler tüketmeliyiz.
Besinleri dört grupta toplayabiliriz. Bunlar; 1) Süt ve süt türevleri, 2) Et, yumurta ve
kurubaklagiller, 3) Sebze ve meyveler, 4) Ekmek ve diğer tahıllar. Her öğünde
tüketemesek de en azından gün içerisinde bu gruptan besinleri tüketmeye özen
göstermeliyiz.
* Tam tahıllı ürünleri, kurubaklagil, sebze ve meyve tüketimi artırılmalı, bu ürünler posa
içeriği sayesinde hem tokluğu sağlamakta, kan şekeri dengesine yardımcı olmakta hem
de içeriğindeki vitamin, mineral ve biyoaktif bileşen denilen ve sağlık üzerine olumlu
potansiyel etkileri olan bileşikler sayesinde sağlığımızı olumlu yönde etkilemektedir.
Günde 4-6 porsiyon tahıl ve türevleri, 3-5 porsiyon sebze, 2-4 porsiyon meyve
tüketmeye özen göstermeliyiz.
* Basit şeker alımını azaltılmalı, aşırı alınan şeker başta obezite olmak üzere, kalp hastalığı,
diyabet ve kanser gibi birçok sağlık sorununa zemin hazırlayabilmektedir.
* Günlük tuz tüketimimizi azaltmalıyız. Günde 5 g’dan (1 tatlı kaşığı) fazla tuz
tüketmemeye özen gösterilmeli. Aşırı alınan tuz başta hipertansiyon olmak üzere;
osteoporoz (kemik erimesi) ve mide kanseri riskini artırmaktadır.
* Alkol tüketiminde aşırı kaçmamalıyız. Alkol tercih edilecekse şarap tercih edilebilir.
Yapılan çalışmalar erkeklerde günde maksimum 2 kadeh bayanlarda ise 1 kadeh şarap
tüketiminin sağlık üzerine olumlu potansiyel etkileri olabileceğini göstermektedir.
* Su tüketimi artırılmalı, günde en az 8-10 bardak su içmeye özen gösterilmelidir.
* Bunların yanında sağlıklı besin tercihleri yapsak da pişirme sırasındaki yanlış uygulamalar
aldığımız besinlerden sağlayacağımız yararı azaltabilir. Bu sebeple doğru pişirme
ilkelerine uymaya özen göstermeliyiz. Bunlar nelerdir dersek; örneğin makarnanın
haşlama suyunun kesinlikle dökülmemesi gerekir. Bu suyla birlikte makarna içerisinde
bulunan B grubu vitaminleri de lavabonun deliğinden kanalizasyona göndeririz. Halbuki
vücudun bu vitaminlere ihtiyacı var. Yine yoğurt suyunun dökülmemesi, Besinlerin direkt
hava ve güneş ışığına maruz bırakılmaması, sebzelerin yıkandıktan sonra kesilmesi gibi
küçük püf noktalar olduğunu kısaca söyleyebiliriz.
* Fiziksel aktivite de sağlıklı beslenmeyle bütünleşen ve sağlık için olmazsa olmaz bir
unsurdur. Bu sebeple yaşantımıza hareket katmaya özen göstermeliyiz.
* Ne yazık ki günümüzde çok yoğun bir bilgi kirliliği var. Bu işin eğitimini almayan ancak
kendini ‘‘diyetisyen’’ sanan birçok farklı meslek grubu var. Bu sebeple doğru
beslenmeyle ilgili bilgileri doğru adreslerden almaya özen göstermeliyiz. Doğru
beslenmeyle ilgili daha fazla bilgi almak isteyen okuyucular varsa internet üzerinden TC
Sağlık Bakanlığı Beslenme Bilgi Serilerine girerek sağlıklı beslenme ve diğer hastalıklarda
nasıl beslenebilecekleriyle ilgili doğru bilgilere ulaşabilirler.
Sağlıklı haftalar…
































