Evde bir sandalye yıpranmışsa,
sandalyeciye gidilir,
tahtaları cilalanır,
hasırları değiştirilirdi…
…
Ayakkabının altı delinmişse,
ve ayakkabı hâlâ giyilecek durumdaysa,
ayakkabıcıya gidilir,
deliği yaptırılır,
o ayakkabı bir müddet daha kullanılırdı…
…
Yorganın ve şiltenin pamukları sertleşmişse, kabarıklığı gitmişse,
yorgancıya gidilir,
yorganın pamukları attırılır,
eski haline getirilirdi…
…
Kazanın dibi kararmışsa,
kalaycıya götürülür,
kalaylattırılırdı…
…
Bıçak, makas ve buna benzer aletler kütleşmişse,
bileyciye verilir,
bileylettirilirdi…
…
Ceketlerde ve pantolonlarda sökükler belirmişse,
terziye gidilir,
sökükleri bir güzel elden geçirilir,
elbiseler ilk günkü gibi tekrardan kullanılırdı…
…
Kullanılmayan elbiseler bozulur,
kumaştan kumaş çıkartılır,
fazla masrafa girmeden yeni bir elbiseye sahip olunurdu…
…
Yün kazaklar fazla kullanılmışsa,
sökülür,
kazak yumak haline getirilir,
yeni bir yün kazak yapılırdı…
…
Demir karyolanın sustaları gevşemişse,
sustaları tamir ettirilir,
tekrar yaylanması sağlanırdı…
…
Arabalara iyi bakılır,
en büyük arızalarda bile araba satılmaz,
tamiri tamamlanır
ve bir araba en az yirmi yıl kullanılırdı…
…
Artan yemekler dökülmez,
bu hem günahtan sayılır,
hem ziyan nedir bilinirdi,
bir sonraki sofraya tekrar hazırlanırdı…
…
Dostların yardımına aile yardımına koşar gibi koşulur,
hiçbir karşılık falan beklenmezdi…
…
Komşu komşuya yardım eder,
bir gün komşu evden ses gelmese endişeye düşülür,
derhal kapısı çalınır,
hali hatırı sorulurdu…
…
Komşu uzaklara gidecekse,
evin anahtarı yan komşuya bırakılır,
o evin suyuna, havasına,
çiçeklerine bakılır,
komşu dediğin,
evi kendi evi gibi gözetirdi…
…
Kimse çok şey istemezdi.
Hayat böyleydi…
…
Şimdi o şehir bize yabancı.
Ne o kapılar o kapılardır,
Ne o panjurlar,
Ne o sokaklar,
Ne o insanlar.
Kış güneşini kapı önlerinde bıraktık,
Yağmurları sokaklarda.
Nereye baksan fotoğrafını çekmek yasak,
Nereden baksan hatıralar paramparça,
Hangi sokağına baksan hüsran…
…
O şehir bir tabancanın namlusu gibi anlımızda…
































